2016 Yazını Trend Alarmı Babouche – Terlik

Herkese harika geçecek bir hafta diliyorum…

Artık Haziran ayına girmek üzereyiz ve tamamen yazı, hemde oldukça sıcak bir yazı yaşayacağımız duyumları geliyor. Hâl böyle olunca artık sandeletleri alanlara çıkartmak gerekiyor ama bu yaz biraz farklı gibi…

Hepimiz Sex and the City’ de Carrie’ nin¹ Abu Dabi çarşısında elinde torbası ile alışveriş yaptığı ve pasaportunu unuttuğu o sahneyi hatırlıyoruz değil mi? Hatırlayamayanlara biraz destek olayım 🙂

Şimdi bu sahne tam da gözümüzde canlanmişken Carrie’ nin o pazarda satın aldığı terlikleri düşünün ve sonra da sezon trendlerine bakın… Fransızca da terlik anlamına gelen “Babouche” ları ne kadar da çok gördüğümüzü farkettiniz değil mi? 

Doğu tarzı terlikler Celine’ den Mango’ ya her markanın koleksiyonuna girip raflardaki yerlerini aldılar. Özgün bir tarzın ifadesi olan bu terliklerden edinmek şart oldu sanırım hanımlar. Galeriye bir göz atın ve tarzınıza en uygun olanı almak üzere yollara çıkın 🙂 şimdiden keyifli alışverişler dilerim…

Alışveriş sonrası bana nereden aldığınızı yazmayı unutmayın 😉

Keyifli okumalar..

Aslı

¹Filmde Sarah Jessica Parker’ ın canlandırdığı karakterin adı. 

Celine 

Acne Studios

Marco de Vincenzo

Ermanno Scervino

Zara

Mango

Stuart Weitzman 

Alexander Wang

Örgü desen ayakkabı | MANGO

Mango

Image 2 of LEATHER LOAFERS WITH BUCKLE from Zara

Zara

Modanın Eınsteın’ ı Kral Karl

Siyah gözlükleri, parmaksız eldivenleri, iddiali takıları ve bembeyaz atkuyruğu saçları… O modanın Einstein’ ı olarak adlandırılıyor. Tarzı, yaratıcılığı ve enerjisiyle muhteşem bir kişilik. Öncü, yenilikçi ve dahi! Sigaradan, peynirden ve cep telefonundan nefret ediyor.

10 Eylül 1933′ de Almanya Hamburg’ da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Gerçek adı Karl Otto Lagerfeldt olmasına rağmen reklam açısında daha uygun olduğunu düşünerek soyadındaki “t” harfini çıkartmış!

Bir medyum annesine oğlunun büyüyünce peder olacağını söylemiş. Bu sebeple annesi Onu dinden hep uzak tutmuş, kiliseye gitmesini yasaklamış. Dinle ilgili hiçbir şey bilmediğini belirtiyor Karl. Doğduğu Danimarka sınırındaki şehirde savaş sonrası herşeyin karaborsa olduğu yıllarda Karl evin şımarık çocuğu olarak yetişmiş. “Amerika’ nın en ünlü çocuk aktiristi Shirley Temple’ ın erkek versiyonu gibiydim. Dünyanın kendi etrafımda döndüğünü sanırdım.” diyor.

Cinsel tercihi ile ilgili oldukça özgür. “Homoseksüellik diye birşey olduğunu ilk 11 yaşında duydum. Gidip anneme ne demek olduğunu sordum. Bu bir konu değildir, bu saçının rengi gibi doğal bir şeydir dedi. Aynı yıl bir Alman çiftin tacizine uğradım. Bugün olsa pedofili, cinsel taciz davaları açılabilirdi. Yine anneme gidip herşeyi anlattım. O da bana hepsi senin suçun, çok fazla kırıtıyorsun dedi. Ailem bu durumu önemsemedi çünkü üvey ablam da bir lezbiyendi.” diye anlatıyor (Rudolphe Marconi / Lagerfeld Sırları filminden)

Moda dünyasına 1972′ de Chloe’ yle adım atan Karl, 1980′ lerde Chanel’ de tasrım serüvenine başlamış. Bugün halen bu görevini başarıyla sürdürüyor. Şimdiye kadar 210′ un üzerinde görsel şova imza attı. 6 CDFA ödülü sahibi bir deha O. Chanel’ i 1980 li yılların fenomeni haline getirip yüzyılın en önemli markası haline getirdi. Daha önceleri Balmain, Patou, Chole ve Krizia gibi birçok markada çalıştı. Şu an sadece Chanel’ in değil aynı zamanda Fendi ve kendi markası Karl’ ın da koleksiyonlarını hazırlıyor. Bunlarla da yetinmeyip; özel koleksiyonlar, oyuncaklar, farklı markalarla anlaşmalar ve fotoğraf çekimleri yapıyor. O Fransız ve dünya kültürünün bir parçası. Modanon dahisi fiziksel açıdan gittikçe zayıflıyor. Tabii ki bunun da bir sebebi var. 2001 yılında kendi görüntüsünden hoşlanmadığı için 13 ayda tam 40 kilo zayıflıyor. Bu durumun asıl sebebini ise söyle açıklıyor; “Hedi Slimane tasarımlarını giymek istiyordum ama o kıyafetler çok ince ve benim yaşımda olmayan erkekler içindi.” (bu azim heimizin başına diyelim) evet Karl fiziksel olarak zayıflıyor olabilir ama dünya üzerindeki ünü gün geçtikçe artıyor.

 

Lagerfeld, Chanel markasının tasarımlarını Coco Chanel’ in mirasına sadık kalarak günümüze adapte etmeyi kusursuz bir biçimde başarıyor. Markayı asla değiştirmiyor. Kendini Chanel’ in muhteşem uşağı olarak görüyor. Ve markaya bağlılığını gösteriyor. Chanel ve Fransız ruhunu taşıyan Karl Lagerfeld sadece moda dünyasına yön vermekle kalmıyor. Onun efsanevi bir karizmaya sahip olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bu nedenle de ona “Kral Karl” yada “Sezgili Diktatör” deniyor.Çünkü O saplantılı bir kontrol manyağı.

Kıyafetleri çizmeyi seviyor.Moda tasarımını hayatının bir parçası olarak görüyor. Modayı sinemaya benzetiyor ve aktörün her filmde farklı bir karakterde rol alması gibi O da her sezon farklı bir tema ile çalışmalarını sürdürüyor. Ve “Sinema modern düşüncenin tek ifade biçimidir.” diyor. Kendisine sıkı bir adrenalin diyeti uyguluyor 🙂 “Stresten bahsetmezsen sıkıntı çekmezsin. İşin en sevdiğim yanı bizzat işin kendisi.” diyor ve gerçekten kişinin sevdiği işi yapmasının hayatına kattığı farkı bize birkez daha vurguluyor.En favori sanat malzemesi tip-ex 😀 evet doğru okudunuz… Gazlı kalemlerle yaptığı çizimlerin üzerini tip-ex ile birkaç rötuş yaptığında kendini yağlıboya tablo yapmış gibi hissediyor.

Sık sık fotoğraf çekiyor. Bu işi henüz 19 yaşındayken öğrenmiş ama hiç meslek edinmemiş. Şimdi ise neredeyse gerekli tüm fotoğrafları kendisi çekiyor. Mottosu “En iyisini istiyorasan kendin yap.” ama tabii ki bunun da bir nedeni var. Chanel’ in bir katalog çekiminde fotoğrafçı ile tartışıyor. Çünkü sürekli çekim yapılıyor ve Karl hiçbirini beğenmiyor. Sonunda fotoğrafçı pes ediyor ve “Çok iyi biliyorsan sen yap” deyip orayı terk ediyor. Bunun üzerine Karl makineyi eline alıyor ve o günden beri de bırakmıyor! Bence O fotoğrafçıya hem Karl hemde biz birer teşekkür borçluyuz siz ne dersiniz?

On parmağında on marifetten fazlasını taşıyor Karl ve yaptığı her iş, yarattığı her tasarım, gerçekleştirdiği her defile bir fenomen haline dönüşüyor.

Karl 2004 yılında H&M için bir koleksiyon yaptı ve tabii ki bu koleksiyon hemen tükendi.

2006′ da en beğendiği şarkılardan oluşan bir CD çıkarttı. Adı “Les Musiques Que J’aime (Sevdiğim Müzikler).

2007′ de “Lagerfeld Confidential (Lagerfeld’ in Sırları)” adlı belgesel çekildi. Filmin Türkiye’ ye gelişi için Vakko Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hakko’ ya büyük bir teşekkür borçluyuz. Filmi Paris’ te izleyerek çok etkilenen ve kimse Türkiye’ye getiremeyince de bu işi üstlenen kişi kendisi çünkü!

2010′ da “Maison Eurpèennedela Photographie (Avrupa Fotoğraf Evi)” adlı sergide Kral Karl’ ın fotoğrafları sergilendi.

2011′ de ise Coca-Cola için tasarladığı sınırlı sayıdaki şişeler raflarda yerlerini aldı!

Ona dahi, kral, deha demeyip de ne demeli bu moda dünyası? Hiçbir eğitimi olmayıp tamamen sektörün içinde yetişmiş gerçekten gıpta edilecek bir karakter O…

Çok yaşa Karl…

Size de keyifli okumalaar….

Aslı

Evrensel Moda Kimlikleri / Universal Fashion Identity

Günaydıııın 🙂

Aslında hepimizin modadan anladığı şeyler ve giyim tarzzları çok farklı. Evet herkesin bir tarzı ve bir moda kimliği var. Ama kaçımız bunu doğru biliyoruz? Ben size biraz yardımcı oalyım ne dersiniz? Sonuçta işim bu 🙂 stilinizle ilgili tespit yapmak ve en uygun tarzı belirlemek…

İşte tam da bu nedenle bugün evrensel moda kimlikleri ve bu kimlikleri taşıyan kadınları yazmak istedim. Evrensel moda dilinde yedi moda kimliği mevcut. Bakalım siz hangi moda kimliğindesiniz? Öncelikle bu 7 kimliği bir görelim;

1 – Geleneksel Moda Kimliği
2 – Yaratıcı Moda Kimliği
3 – Romantik Moda Kimliği
4 – Seksi Moda Kimliği
5 – Dramatik Moda Kimliği
6 – Spor Moda Kimliği
7 – Elegan(t) Moda Kimliği

Detaylara inmenin tam zamanı…

Geleneksel Moda Kimliği
Bu moda kimliğini temsil eden kadınları aslında çok net ayırabilmek mümkün! Tercihlerini yalın çizgiler, doğal kumaşlar, net dikişler ve kaliteli görünümden yana kullanırlar. Dikkat çekici ve gösterişli olmak yerine detaylı ve kaliteli olmayı tercih ederler. Gardıroplarının temel parçaları; blazer ceketler, kaliteli çizgilere sahip pantolonlar, takım elbiseler ve kalem eteklerdir. Stilleri zamansız parçaların izinde ilerler. Ağırbaşlı, temiz, şık ve ölçülüdürler. Bu moda kimliğinin renk seçimleri de stilleri gii nettir. Tercihleri siyahi beyaz, lacivert ve gri renkler yönündedir. 
Tabii ki bu mode kimliğinin en bariz örneği sevgili Güler Sabancı’ dır.

   Güler Sabancı

Yaratıcı Moda Kimliği
Bu moda kimliğine sahip kadınlar mix&match konusunda ustalaşmıştırlar. Trendlere ve güncel tüm moda konularına hakimdirler. Bu konulara ciddi zaman mesai harcayan ve kafa yoran kişilerdir. Vintage parçaları yorumlama ve kullanma bilgisine sahiptirler. Bu parçaları günümüz güncel parçaları ile ustaca kombinleyebilecek kadar cesurlardır 🙂 Kendilerini çok iyi tanır ve tarzlarını da uygun şekilde uygularlar. 
 Burada tabii Vintage düşkünlükleri ile iyi bilinen Mary Kate ve Ashley Olsen kardeşleri örnek göstermezsek olmaz!

 Mary Kate – Ashley Olsen

Romantik Moda Kimliği
Bu kimliğe feminen görüntü hakimdir. Kıyaferlerde ve aksesuarlarda çiçek, fırfır, fiyonk, dantel gibi detaylara rastlarız. Çocuksu bir ruha sahiptir bu kimliğin kadınları ve uçuk renkleri severler. Düz, zarif ayakkabılar ve babetler giyiniriler. Kabarık etekleri, dalgalı yumuşak saçları ile aslında hemen farkedebiliriz bu moda kimliğini. Asimetri, keskin çizgiler ve geometrik desenler kullanmaz, formsuz tasarımlar ve robadan elbiseler tercih edeler.
Firs Lady zamanlarına dönerek Carla Bruni’ yi ve Oscar kazanarak bir peri masalı yaşayan Lupita Nyong’ o yu örnek verebiliriz.

 Lupita Nyong’o

 Carla Bruni

Seksi Moda Kimliği
Zaten başlığı okuduğunuzda gözünüzde canlanmaya başlamıştır moda kimliği sahipleri 🙂 ama ben yine de özelliklerini biraz anlatayım. Bu moda kimliğinin mantrası “seksi görünmek” tir. Vücutlarında kum saati figürüne vurgu yapacak her detay onlar için kutsaldır. Derin V yakalar, yırtmaçlar ve bol dekolte vazgeçilmezleridir. Vucütlarını saran ince dokulu ve yumuşak kumaşları da derileri de tercih ederler. Parlak renkler (kırmızı, fuşya, beyaz, matalik tonlar) ve animal desenler vazgeçilmezleri arasındadır. Favori siluetleri deniz kızları ve pin-up kızlardır. 
Örnekleri hep birlikte inceleyelim 🙂

 Dita Von Teese bir Pin-Up

 Jennifer Lopez daima seksi

 Kim en abartılı olan…

Dramatik Moda Kimliği
Bu moda kimliğine abartılı ve teatral bir görünüm hakimdir. Kendine güvenen, güçlü ve iddialı kadınlar bu moda kimliğine sahiptir. Canlı renkler, desenler ve detaylar onları cezbeder. Geometrik desenleri ve asimetrik kesimleri stil parçaları olarak görürüz. Abartılı saç modelleri ve topuzları ayrıca aynı abartılı görünümde saç aksesuarları vardır. Bu kimlik pastel tonlardan hoşlanmaz ve güçlü, göz alıcı renkleri tercih eder.
En iyi örnekleri Anna dello Russo ve Sarah Jessica Parker’ dır bana göre… Ama dünyanın en yaşlı (94 yaşında) moda ikonu Iris Apfel olmazsa olmazlardan! 

 Anna dello Russo

 Sarah Jessica Parker

 Iris Apfel

Spor Moda Kimliği
Bu kimliğin kadınları rahat kesimler ve nefes alan kumaşlara tutkundurlar. Jeanler, kadifeler ve kanvas kumaşlar vazgeçilmezleri arasındadır. Sade saç modelleri ve günlük hafif makyajdan yanadırlar. Doğal, sağlıklı, canlı, aktif ve fit bir görüntü olmazsa olmazlarıdırç Marine looklar onlara hitap eder. 
Bu kimlikte Didem Soydan, Çağla Kubat ve tabii ki Rihanna ilk akla gelenlerden!

 Didem Soydan

 Rihanna

  Çağla Kubat

Elegant Moda Kimliği
Burada sofistike görüntüler çıkıyor karşımıza. Seksapelden uzak, zarif bir dişiliği olan kadınlar var bu kimlikte. Ölçülü dekolteleri, pastel renkleri ile karşımıza çıkıyorlar. Yüksek kalitede kumaş seçimleri, yumuşak ve dökümlü, özellikle kaşmir karışımlı kumaşları seviyorlar. Çanta ve aykkabıda da rafine bir zevke sahipler.
İlk akla gelenleri Lady Diana ve Kate Middleton…

 Lady Diana

 Kate Middleton

Moda kimliklerini tanımış olduk!
Size en yakın moda kimliği hangisi? 
Size göre atlamış olduğum örnekler varsa aşağıya yorum kısmına yazabilirsiniz 🙂 bekliyorum.
Keyifli okumalar dilerim…
Aslı

20. YY’ ın Unutulmaz Starı Marılyn

Bir hayat düşünün ki ışıltılarla dolu bir görüntüsü var… baktığımızda özendiğimiz, hayallerimizi süsleyen bir peri masalı gibi. Ya gerçekler… aslında Marilyn Monroe’ nun hayatı dramlarla ve çöküşlerle dolu.

Hadi gelin hep birlikte Marilyn’ in gerçeklerini görelim…

Gerçek adı Norma Jean olan Marilyn 1 Haziran 1926 yılında Los Angeles, California’ da doğdu. Babası Martin Edward Mortensen aileyi henüz Norma doğmadan terketmişti. Açlık ve sefalet içinde geçen çocukluk yılları, annesi Gladys Baker’ ın ağır bir sinir nöbeti geçirerek hastahaneye kaldırılmasıyla daha da zorlaşmıştı.

     

        Martin Edward Mortensen                                          Gladys Pearl Baker

Norma’ nın yetimhane yaşantısı yaşadığı bu olayla başlamıştı. Daha 8 yaşındayken cinsel tacize maruz kalan Norma Jean, bir yakınlarının yanında kalmaya başlamış fakat zaman geçtikçe istenmeyen misafir olmuştur. Bu durum onu daha 16’ sında hayatının kararını vermeye itmiş ve bir fabrikada işçi olarak çalışan Jim Doughert ile 1942 Haziran’ ında evlenmiştir. Fakat bu evlilik uzun sürmemiş ve 1946 yılının Eylül ayında sonlanmıştır.

    

Jim Doughert

Daha sonra Norma, Burbank’ ta bir fabrikada çalışmaya başlamış ve şans eseri fotoğrafları çekildikten sonra modelliğe başlamış. Bu sırada ünlü film yapımcısı Howard Hughes tarafından keşfedilmiş ve adı da Marilyn Monroe olarak değiştirilmiş. Başlarda küçük rollerde sessiz ve sakin bir kız olarak kalan oyuncu; Love Happy (1949) ve All About Eve (1950) filmleriyle üne kavuştu. O sesiz sakin doğallığına cazibesini ve dişiliğini de ekleyerek kendisini bir idole dönüştürdü.

1950 yılında tanıştığı beyzbol oyuncusu Joe di Maggio ile 1954 Haziran’ ında evlendi. Niagar, Gentlemen Prefer Blondes, How to Marry a Millionaire adlı filmlerle ününe ün kattı Marilyn. Herşeyi doğallık ve içtenlikle yapma taraftarı olan Marilyn film yapımcıları ve fotoğrafçıların da gözdesiydi. 1954 yılının Ekim ayında bir boşanma daha yaşadı. Ve söylentiler bu evliliğin Marilyn’ in şöhreti ve seksi imajı nedeniyle bittiği yönündeydi.

Joe Di Maggio

1956 yılı Marilyn için hızlı geçmiş. O yıl içinde kensi şirketi Marilyn Monroe Productions’ ı kurmuş ve üçüncü evliliğini de 29 Haziran tarihinde bir oyun yazarı olan Arthur Miller ile gerçekleştirmiş. Fakat kariyerinin çökmesinin başlangıcı olan uyşturucu ve alkol bağımlılığı da bu dönemde başlamış. Psikolojik çalkantılar içinde kaybolan Marilyn 21 Haziran 1961 yılında üçüncü eşinden de ayrılmış.

Arthur Miller

Sorunlarını çözmeyi başaramayan Marilyn 5 Ağustos 1962 yılında Brentwood’ daki evinde ölü bulunmuş. Aşırı dozda uyku ilacı alarak intihar etmiş. Ölümünün Kennedy ile olan birlikteliği nedeniyle bir cinayet olabileceği de konuşulmuş tabi… ünlü yıldız 8 Ağustos 1962 yılında California’ da toprağa verilmiş. Something Gotto Give filmini bitirememiş…

Solak olduğu ve 6 ayak parmağı olduğu bilinir. Hiç vazgeçmediği ve yanından ayırmadığı tek şey Chanel No:5 parfümüymüş…

Marilyn tabii ki ölümünden sonra da unutulmadı. O her zaman bir ilham perisi oldu ve öyle de olmaya devam edecektir. Bugün hâlâ kendisinden ilham alınarak gerçekleşmiş birçok projeye yazılı ve görsel basında rasdtlama mümkün! Marilyn 1999 yılında People Magazine tarafından “Dünyanın En Seksi Kadını” seçildi. Yine aynı yıl Playboy dergisi tarafından “20. YY’ ın En Seksi Starı” seçildi. Elbette sayısız filmi ve ödülü var. Bir de Elthon John’ un kendisine itafen yazdığı “Andle in the Wind” şarkısı….

Rahat uyu Marilyn…

    

Aslı

 

 

Kısaca Modanın Tarihçesine Bakaklım…

Merhaba;

Modayla dopdolu bir hafta geçirmeyi diliyorum ve size haftanın ilk gününden geçtiğimiz haftalarda bahsettiğim moda tarihiyle ilgili kısa bir paylaşım yapmayı istiyorum. Moda aslında hayatımıza nasıl ve kimlerle gelmiş bir göz atın isterseniz?

Moda her zaman kısa ömürlüdür, bu nedenle bazılarımız kaotik¹ bir yapıya sahip olduğunu düşünürüz. Kesinlikle eminim ki bir çoğumuz gelecekte neyin moda olacağını öğrenerek, kendimizi ona göre hazırlamayı çok isteriz 🙂

Moda toplumların sosyal, politik ve kültürel durumuna yansır. insanlık tarihi boyunca toplumların ayrılmaz bir parçası olmuştur.  Bugün hepimizin geleneksel kıyafetler olarak adlandırdığımız giyim tarzları da aslında hepimizin içinde varolan o gizli moda kültürünün yansımasıdır.

◊ Moda kavramı ilk olarak 1900 lü yıllarda ortaya çıktı. 1900 yılında modern yüzyılın terzilerinden Charles Worth’un yanında çalışan Paul Poiret dört yıl sonra Paris’te kendi atölyesini açtı. Yarattığı elbiseler terzilik açısından yeni buluş olarak değerlendirilmekte. Doğu’dan esintilerini elbiselerine yansıtan Poiret, kemeri yukarı taşıyarak göğüslerin yumuşaklığını açığa vuruyor. Gece elbiseleri Poiret’nin özgür kadınını ortaya koyuyor.

              

                                       Charles Worth                                                              Paul Poitret

◊ 1902 yılında Thomas Burbery ilk kez markasını gabardin üzerine yazdırdı. 1905 de gazetelerde moda ekleri yayınlanmaya başladı.

                                                                                  Thomas Burberry

◊ 1906 yılında Guccio Gucci aksesuar üzerine çalışan şirketini İtalya’nın Floransa kentinde kurdu. Gucci kalın kaban kumaşından ilk ünlü çantasını 1925′te yaptı. 1932′de de John Wayne’den saray soylularına herkesin ayağına birer mokasen loafer giydirdi. Hala kaliteli, lüks ve klasik sevenlerin çanta ve ayakkabıdaki ilk tercihi.

Guccio Gucci

◊ 1913 yılında Gabriel Coco Chanel şapka tasarlamaya başlayarak moda dünyasına girdi. Chanel 1914′te Arthur Boy Capel’in desteğiyle biri Paris, diğeri Deauville’de olmak üzere iki butik açtı. 20′lerin başlarına doğru ise moda evi açarak işine devam etti. Erkek kıyafetlerinde kullanılan bir çok aksesuar ve modeli kadın kıyafetlerine uygulayarak, kravatlı, ekoseli, ceketli, şapkalı özgür kadın imajını yarattı.

 

                             Gabriel Coco Chanel                                           Coco,  Arthur Boy Capel ile

◊ 1915 yılında Jeanne Lanvin, çiçek desenli giysilerle büyük ün kazandı. 1916 da devam eden I. Dünya Savaşı’nın insanlar üzerindeki etkisi modaya da yansıdı ve modeller askeri tarza yakınlaşmaya başladı.

                                                      Jeanne Lanvin modelleri ile çalışmaları sırasında

◊ 1919 yılında Chanel, Paris Rue Cambon’da mağaza açtı ve ardından da 1921 yılında günümüze kadar ulaşmış ikonik parfümü No.5′i piyasaya çıkardı.

1920 yılında yayınlanan ilk No5 reklam afişi

◊ 1927′ de Salvatore Ferragamo İtalya’da üretime başladı. Her zaman kusursuz ayakkabılar üretmeyi kendine ilke edindi. Ününe ilk kez patent hakkını 1936′da almış olduğu mantardan yapılmış sivri topuklar ve platform ayakkabıları ile kavuştu.

Salvatore Ferragamo

◊ 1929 yılında Charleston akımı tüm dünyayı sardı.

◊ 1932 yılında İtalyan Nina Ricci, Paris’te butik açtı. Ve kısa sürede ürettiği muhteşem kozmetikleriyle ün kazandı.

Nina Ricci

◊ 1933 yılında Rene Lacoste, dünyaca meşhur timsahlı tişörtü yarattı. Doğum gününden bu yana Lacoste, spor ama fazla klasik modellerde ısrar etti. Orta yaşlı, üst düzey yöneticilerin yat gezintilerinde, golfte ve özellikle de tenis kortlarında vazgeçemedikleri bir marka oldu.

Rene Lacoste

◊ 1937′ de moda dergisi Marie Claire ilk adımlarını attı.

◊ 12 Şubat 1947 de Christian Dior Paris Avenue Montaigne’de 90 parçadan oluşan ilk koleksiyonunu sundu. Bu koleksiyonda lanse ettiği görünüm ince bir kadın bedeninin taşıdığı vatkalı ceketler, uzun etekler ve küçük bluzlardı. Dior yarattığı bu yeni kadına “çiçek kadın” diyordu. Yeni kadın ve yeni imaj (New Look) işte bu defileden sonra doğmuş oldu. Bu başarışı Eylül 1947′ de Dior’ a ödül getirdi. Her şeyin ortasında küçük bir bürokrata benziyordu, ama o savaştan sonra ortaya çıkan bir şatafatın prensiydi. 

1947 Dior Defilesinden

◊ Dior aynı yıl parfüm şirketini kurarak ilk parfümü “Miss Dior” u yarattı. İyi ki yaratmış… Kendisi yılalrdır favorim 🙂

1947 yılına ait ilk Miss Dior reklam afişi

◊ 60′ lı yılların sonu 70′ li yılların başlarında modada yeni bir stil doğdu. Bu stil Dior salonlarından gelen akımdan farklı idi. Halk giysilerinden gelen bir esinti ile modaya; yün kumaşlar, açık paça pantolonlar, ekoseler ve bol desen girdi…

 

                              1960′ lar                                                                   1970′ ler

◊ 1965′ te Paco Rabanne, metal elbiseler üreterek moda tarihinde bir sansasyon yarattı.

Paco Robanne

◊ 70′ li yıllarda ünlü Japon modacıları Kenzo Takado, Mitsuhiro Matsuda, Yohji Yamomoto, Issey Miyake sayesinde Avrupa giysilerinde doğu rüzgarları esmeye başladı.

Bu modacılar bir taraftan orijinal Avrupa giysileri üretirken, diğer taraftan da geleneksel doğu kıyafetlerinin detayları üzerine çalıştılar. Hatta Kenzo Takado Avrupa modasına doğu kıyafetlerinden alıntılar eklemeyide ihmal etmemişti.

              

                              Kenzo Takado                                          Mitsuhiro Matsuda                

                                                            Yohji Yamomoto                                                      Issey Miyake

◊ Çoğu moda bilimci ve çevrelerine göre 80′ li yılların moda estetiği hayatımıza Georgio Armani ile girmiştir.  

Giorgio Armani

◊ Diğer bir kesime göre ise Versace 1972 yılında Milano’da çalışmaya başlayarak ve 1978 yılında ilk pret-a-porter² koleksiyonunu yaratarak, 80 li yılların havasını tamamen değiştirmişti. Versace çalışmalarının reklamına çok önem verir, reklama büyük bütçe ayırırdı. Dünya çapında ün kazanan Versace ilk defa Super Star sistemini moda ile birleştirmeyi başarmıştı.

Gianni Versace

Kısa da olsa bir moda tarihi bilgimiz oldu!

Araştırmalarım beni hayrete düşüren öyle bilgiler verdi ki bana…. bir sonra ki postta aslında moda akımı olarak gördüğümüz olguların çıkış noktalarını paylaşacağım 🙂

iyi okumalar dilerim… Takibe almayı ve yorum paylaşmayı unutmayın!

Aslı 

¹ Kaosa sebep olan, kaos ortamı yaratan

² Giyilmeye hazır