Mutlu Yıllar…

happy new year ile ilgili görsel sonucu

Bir yılı daha geride birakmaya çok az bir zaman kaldı… bugünün postu sadece teşekkür etmek için!

2016 yılı dünyadan ve birçok insandan çok seyler almış olan gerçekten berbat bir yıl oldu… hiç bu kadar ölüm ve zulümü birarada gördüğümü hatırlamıyorum ve mümkünse bundan sonra da bu kötülükleri andığımız tek yıl 2016 olsun diliyorum…

Ama yine de 2016 bana birçok güzellik getirdi… Yeni arkadaşlar, yeni deneyimler, kendimi geliştirme imkanı bulduğum yeni alanlar… hepsi için ne kadar şükür etsem az!

Dilerim 2017 herkes için, tüm dünya için harika, muhteşem ihtişamlı ve ışıltılı bir yıl olsun..

Çok uzun bir süre olmadı bloğumu hayata geçireli ama beni takip eden, okuyan, görüşlerini paylaşan sevgili takipçilerim hepinize çok teşekkür ediyorum. Dünya’ nın her yerinden gelen ziyaretçilerede teşekkür etmezsem olmaz  🙂

Birkaç özel teşekkürüm de var, tabii kabul ederlerse 🙂 öncelikle her halime katlanıp bana full destek olan eşim Fikret‘e (ömrümün sonuna kadar yanımda olmanı ve desteğini hep hissetmeyi diliyorum)… bana tüm içtenliği ile  zaman ayırıp destek olan, yön veren  Mert Aslan‘ a (söylediğin her cümle aklımda! Seninle harika bir söyleşi planlıyorum), hayalim olan dergi yazarlığı için bana ışık olan sevgili Bengisu Gürel‘ e (kanatları eksik doğmuşsun sen),  “Sevdiğim Stiller” köşem için beni içtenlikle kabul eden ve yanıtlayan Tanem Sivar Dirvana‘ya (içtenlik seninle eş anlamlı olabilir), Başak Dizer Tatlıtuğ‘a (beni hiç tanımadan evet dedin ne tatlısın) ve Ayşe Boyner‘e (doğal olmak nedir? sorusunun tammm karşılığısın sen) … Tabii ki Styling ve Stil Danışmanlığı eğitimlerimi aldığım sevgili hocalarım Bahar Kongel Fransez ve Beril Stock‘ a destekleri ve yön veren yorumları için… Hepinize çok teşekkür ederim, sizleri çok seviyorum 🙂

2017′ nin yaşadığım tüm bu güzellikleri bana katlayarak getirmesini diliyorum 🙂 

Ve tabii ki sizin için de, tüm dünya için de; yeni yılın sadece sağlık, mutluluk, huzur, şans, para, dostluk, içtenlik ve rahat uyumayı sağlayacak vicdan getirmesini diliyorum

Çok sevgiler, Aslı…

Reklamlar

IT GIRL OLMAK…

Merhaba herkese 🙂

Heryerde görüyoruz, magazinciler peşlerinden koşuyor, her yaptıkları her söyledikleri olay! Her giyindikleri moda… Eventlerin vazgeçilmez unsurlarıdır kendileri… Türkçe’ ye çevirince pek de anlamlı olamıyor o nedenle bu haliyle soralım! Nedir bu “It Girl” olmak durumu??

Bugün, aslında hayatımıza çook uzun yıllar önce girmiş olan bu kavrama biraz yakından bakalım istedim. Mâlum moda dünyasında herkes herşeyi bilir 🙂 ama aslında o kadar derindir ki modanın tarihi! İşte bu kavramda aslında 1920′ li yıllardan bize kalmış bir terim ve stil unsuru…

O zaman bakalım neymiş bu it girl? O yıllarda nereden çıkmış?

“It” 1927’de yayınlanmış sessiz romantik bir komedi filmi. Çalıştığı mağazanın yakışıklı ve zengin patronunu bakışlarıyla etkileyen bir mağaza çalışanı kızın hikayesini anlatıyor. Elinor Glyn’in bir romanından esinlenilmiş bu filmde başrolü oynayan Clara Bow film sayesinde büyük bir üne kavuşmuş ve insanların Onu “It Girl” olarak etiketlemelerine yol açmış 🙂 Film 14 Ocak 1927′ de Los Angeles’ ta prömierini yaparak beyaz perde de yerini almış.

It1927clarabow.jpg

 

It Girl ün deviniminde bugün artık gelinen noktayı anlamak için sosyal medyaya, özellikle de instagram’ a göz atmak yetiyor…

Siz modayı kavrayabilmek adına vitrinlere bakınırken; onlar modayı baştan yaratır bir vaziyette çoktaaan tıklanma rekorları kırmış oluyorlar bile 🙂 Peki nedir bu kızların durumu? Nasıl para kazanıyorlar? Ne yiyip ne içiyorlar? Bu davetlere nasıl icabet ediyorlar? Offf ne çok soru varmış 🙂 Şimdi biz oturup bunlara kafa yormayacağız tabii ki!! Çünkü bu kızlar  modacı (!), stil danışmanı (!), stylist (!), manken (!), şarkıcı (!), oyuncu (!) v.s….. v.s….

Sizin de hayalinizde bir “It Girl” olmak fikri varsaaa; o zaman ne yapmanız gerek bir bakalım 🙂

Öncelikle paranız yoksa bu fikirden hemen vazgeçin! Zira bu modda olmak için ve moda için marka takılmak şart!

Biraz Gucci, biraz Prada, Louis Vuitton, çantalarda Chloe olmazsa olmaz, son moda akımı Miu Miu balerin babetlerde şart… eyvah fatura bir hayli kabarık oldu sanki 😉  Daha kendi markanızı yaratma, sürekli fotoğraflar çekme, bir PR ajansı ile küçük bir anlaşma yapma, çevre edinmek için ikramlar falan filan derken! Fatura bir hayli kabarık oluyor sanırım!! Ne demek istediğimi anladınız mı 😀

Peki ne yapar bu it girller? Yaz sıcaklarında güney sahillerinde ve mümkünse yurtdışında tatiller yaparlar. Özel okullarda, kolejlerde ve çoğunlukla da yurtdışında okumuşlardır. Modellik yapar, şarkı söyler, kıyafet tasarlar ve gece kulüplerinde gezerler. Bize hayatları boyunca sadece salata yediklerini ve her gün spor yaptıklarını düşündüren bedenleriyle açılış, event ve davetlerde arz-ı endam ederler!

Pişti olma tehlikesinden midir yoksa misyon edindikleri yaşam tarzlarının getirdiklerinden midir bilinmez  hepsi tasarımcıdır. Zaten bizde ki markalar da Onlara çok meraklıdır! Neredeyse hepisinin bir marka ile kapsül koleksiyonu vardır! Zaten bir süre sonra da kendi markaları olur! Ama gerçeğe baktığımızda aslında modayı takip etmezler, çünkü modayı onlar yaratıyor 🙂 Aman tanrım bu kızların hepsi İKON MU??

Yorumlarınızı bekliyorum 🙂

Sevgiler,

Aslı

 

 

Vakko ve İstanbul Modern’ den Moda ve Sanatın Birlikteliği…

Vakko 3.jpg

Vakko ve İstanbul Modern Sanat Müzesi çok güzel bir birliktelikle moda ve sanatı bir araya getirdi. “İstanbul Modern Sanat Müzesi Koleksiyonu Vakko Eşarp ve Kravatlarına İlham Oldu” sloganı ile lanse edilen koleksiyonda 9 sanatçının eserlerinin %100 İpek ile buluşarak eşarp, fular ve kravat oluşlarına tanık oldum… 

v_istanbulmodern_pop12

Her aşaması ve adımında emeğim olduğu İçin çok şanslı hissettiğim bir proje oldu Türkiye’den Modern ve Çağdaş Sanatçılar Koleksiyonu… abartmıyorum amaaa 🙂  deseninden numunesine, kumaşından personel eğitimine kadar her adımında yer aldım!

Koleksiyonda 6 fular, 4 eşarp ve 3 kravat var. İnanın bana hepsi harika oldu ve hepsi sınırlı sayıda… Her birinden sadece 100′ er adet var ve zamansız bir parça olarak mutlaka bir adet edinmelisiniz. Evet hepsi çok güzel ama benim favorim İnci Eviner’in eseri Yeni Vatandaş 🙂

Koleksiyonun lansmanını 6 Aralık akşamı İstanbul Modern’de gerçekleştirdik. Evet biraz geç kaldım paylaşmak için kusura bakmayın 😦 Ürünleri seçili Vakko mağazaları ve İstanbul Modern de bulabilirsiniz 🙂

Koleksiyonda yer alan sanatçı ve eser isimlerinin detayları aşağıda 🙂 Mutlaka birini seçin ve daha fazla vakit kaybetmeden bir tane edinin. Yaklaşan yılbaşı için de inanın bana harika bir hediye olacak. Çünkü bu koleksiyonun çok özel bir kutusu ve tüm eserleri anlatan bir de kitapçığı var, yani gerçekten özel bir hediye olacak bu! Tüm eşarpların fiyatı 325 tl.

Untitled.jpg

Ayrıca benden size bir fikir; bu eşarp ve fularlar çerçevelendiğinde harika birer tablo oluyorlar 😉 kim evinin duvarında bir sanat eserine yer vermek istemez ki… bunun içiiin sizi en kısa zamanda en yakın Vakko mağazasına bekliyoruz o halde.. evet bu biraz reklam oldu ama çalıştığım kurum için buna değer 🙂

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur… o zaman beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgiler,

Aslı 

 

Sevdiğim Stiller – Ayşe Boyner

img_0443

Hani bazen birini ilk gördüğünüzde kırk yıldır tanıyormuş gibi hissedersiniz ya? İşte Ayşe öyle bişey 🙂 biz tanışalı aradan çook çok uzun yıllar geçmedi ama en iyi kendisi bilir Onu çook seviyorum!

Öyle doğal, ego manyağı olmayan, olduğu gibi, soyadına sığınmayan, etrafındaki herkesi sadece insan olarak gören biri O…

Bilinçli, duyarlı, sevecen, ailesine düşkün! Çook eğlenceli hatta bazen komik! Onu elinde kadehi ile gezerken de görebilirsiniz, halk ile birlikte eylem yaparken de, mağaza gezerken de, açılış İçin gece yarılarına kadar mağaza hazırlıkları yapıp manken giydirerek çalışırken de 🙂

Bu köşede de sevdiği ve kendisine de inanılmaz yakıştırdığı o vintage tarzı ile yer almazsa olmazdı… Ayşe ile son dönemin genç ruhlu alışveriş merkezi Akmerkez Wepublic’de yer alan Petra’da buluştuk. Ben biraz notlarımdan biraz da spontane aklıma ne geldiyse sordum O’da tam olarak kendi gibi içten, doğal ve samimi yanıtlar verdi… ortaya da booool kahkahalı bir söyleşi çıktı.

Ben çok keyif aldım. Umarım okurken siz de benim kadar keyif alırsınız 🙂

ModaStilde (MS): Hadi bize biraz kendinden bahset.

Ayşe Boyner (AB): 1985 doğumluyum, İstanbul’luyum. 15 yaşıma kadar İstanbul’daydım sonra İsviçre’ye gittim lise okumaya. Oradan da üniversite için Kanada’ya gittim ve pazarlama eğitimi aldım. Bir ikiz kardeşim var, bir kız kardeşim ve iki de erkek kardeşim var.

MS: Bu kadarını birçok kişi bilmiyor emin ol 🙂

AB: Öz anne ve babadan üç kız kardeş, sonra Ümito (Ümit Boyner’ e böyle diyorlar 🙂 )dan da iki kardeşim var.

MS: Modanın içinde doğdun sayılır ama moda ile ilgili bir eğitimin yok. Neden?

AB: Moda ile ilgili bir eğitimim yok, hep böyle pazarlama yada işletme okuyacağım diye düşünüyordum zaten, pazarlama okudum sonunda 🙂 ne kadar doğru bir karar tabi bilmiyorum! İşletme dışında daha farklı bir şeyler de okuyabilir mişim, daha kültürel mesela. İşi zaten işte öğreniyorsun!

MS: Ama o dönemler (bizim lise mezuniyetine yakın yıllar 2001 – 2002 gibi) hep böyleydi. İşletme oku, işin başına geçersin birgün:) pekii.. Türkiye ve Dünya da stilini beğendiğin kadınlar kimler?

AB: Türkiye’de Ece Sükan, bayılıyorum Ona. Sonra; Ezgi Apa ve Lian Beraha (luxury shoppers), Derin Mermerci. Yabancılardan da Olivier Palermo’ya bayılıyorum. Hep böyle bir düzgün, bakımlı. Nasıl o kadar düzgün oluyor anlayamıyorum 🙂 Yani hiçbir kötü resmini görmedim…

MS: Pekii, senin stilin?

AB: Benim stilim biraz karışık 🙂 eskiden böyle çok erkek Fatma ile anneanne arasıydım şimdi birazcık daha her yere kayıyorum sanki. Olgunlaşmışım gibi yani daha sakin ve düz şeyler giyebiliyorum bu aralar. Daha çok uzun ve desenli etekler.

MS: Aslında romantik bir tarzın var.

AB: Eveet, romantik ama biraz da böyle vintage halim var. Doğrusu çok böyle düşünerek giyinmiyorum. Önce altıma ne giyineceğimi seçiyorum sonra gerisi geliyor. Temel zaten rahatlık üzerine 🙂 hele işe giderken hiç öyle bir özel onu giyineyim, bunu giyineyim halim yok da; iş dışında bir şey yaparsam daha çok var ama iş dışında pek birşey yapmıyorum 🙂 o yüzden o kıyafetler dolapta birikiyor.

MS: Sen aslında daha iyisini yapıyorsun zamanını seyahat ederek değerlendiriyorsun 🙂 spor yapıyorsun ve formunu da böyle koruyorsun diye biliyorum ama 🙂

AB: Spor yapıyorum, formumu korumay çalışıyorum ama çok yemek yiyiyorum 🙂 kick boks yapıyorum. İbo’m var hocam (İbrahim Giydirir, survivor’dan tanırsınız belki) haftada 4 gün çalışıyorum. Bir de bisiklet çok seviyorum, spining yapmayı. Son iki yıldır bir moda oldu ve bana da geldi o moda 🙂 dün başladım ve ona devam etmeye çalışacağım…

MS: O zaman beslenmende nelere dikkat ediyorsun diye sormayayım 🙂

AB: Sor ama dikkat edemiyorum işte, her şeyi yiyiyorum maalesef 😦

MS: Boyner Fresh ile birebir ilgileniyorsun, buna senin markan diyebiliriz.

AB: Aynen… Bu Boyner’ in değişim projesiydi. Biraz daha moda algısı yüksek bir projesi vardı buda onun bir parçası oldu, sonra bende böyle bir proje var deyince üstüne atladım 🙂

MS: Herşeyi ile birebir sen mi ilgileniyorsun? Satınalma, koleksiyon seçimi…

AB: Evet aynen. Biraz dünyanın farklı yerlerinden markalar var. Danimarka, İngiltere, Amerika, İspanya ve Türkiye’de daha önce olmayan markalar var. Daha genç ve daha fashionable aslında. Türkiye’de uygun fiyatlara bir şey aradığın zaman aslında gidiyorsun bir yerlere ama artık herkes aynı yerden aynı şeyleri giyiniyordu. Hepimiz gidip aynı şeyleri alıyorduk yani. O yüzden Fresh biraz daha herkesin kendi tarzını yansıtabileceği bir marka oldu.

MS: Seni eskiden çok sık DJ kabinlerinden görüyorduk. Artık yapmıyor musun yoksa ben mi kaçırıyorum?

AB: Artık yapmıyorum 🙂 yani çok yapmıyorum. ilk yaptığım zamanlar çok zevk alıyordum sonra sıkılmaya başladım. İlk zamanlar dinlemek iştediğin müzikleri çalabildiğin bir yer var, etrafta kimse yok dans edebiliyorsun. Ama sonra çok iş gibi oldu ama ben öyle olmasını değil, daha çok eğlence olmasını istiyordum o yüzden artık çok yapmıyorum. Ancak yakın birileri istediği zaman veya küçük organizasyonlarda çalıyorum. Mesela cumartesi (bugün) Wepublic de yılbaşı partisi var orada çalacağım 🙂

MS: Sevdiğin hatta takıntılı olduğun bir marka var mı?

AB: Miu Miu en sevdiğim.. hatta Fresh’ de ona benzer şeyler yapan markalar var Sister Jane gibi 🙂 bebe yakalar, küçük elbiseler falan. Başka… ne geldiği zaman hemen gidiyorum diye düşünüyorum… Danimarka’ lı markalar var çok sevdiğim.

MS: Gucci terliklerin yeni modelleri diyeceğim 🙂

AB: Yaa 😦 o kadar çok herkes giyindi ki artık giyinmekten utanıyorum gerçekten. O yüzden kendime kimsede olmayan markası da Gucci olmayan dümdüz terliklerden aldım 🙂 utandım artık kendimden çünkü herkeste var 🙂

Şimdi en takıntılı olduğum aslında Fresh! Fresh’ ten başka bir yerden birşey almıyorum aslında. Sister Jane var, Glamours en retrolardan bir tanesi, Goldie’ nin rengarenk sahte kürkleri var, uzun elbiseleri var. Bu üçü dolabımda en çok yer alanlardan.

MS: Günlük cilt bakımın? Ne yapıyorsun yada bir şey yapıyor musun?

AB: Bu konuda çok kötüyüm… mümkünse krem sürmeye çalışıyorum çünkü çok kuru cildim. Ama öyle özel birşeyim yok. Sabah kalktığımda yüzümü yıkayıp krem sürüyorum çünkü sürmeyince paramparça oluyor yani! Çünkü çok hassas cildim… aslında daha iyi bakmam lazım ama öyle özel bir takıntım yok.

Cilt bakımına da hiç gitmiyorum ama aylardır aklımda var gitmek… bir gidesim var yani 🙂

MS: Makyaj yapıyor musun diye soracağım ama genelde yapmıyorsun 🙂

AB: Makyajı %90 gündüzleri yapmıyorum. Ben genelde işe giderken ve yüzümde bütün gün makyaj varken yüzüme çok dokunduğum için çok kirli hissediyorum. Gözüme zaten hayatta birşey süremem çünkü elim sürekli gözümde. Sürdükten sonra bir bakıyorum simsiyah bir gözüm olmuş 🙂

Akşam bir yere giderken yapıyorum ama çok hafif yapıyorum. Çok makyaj yapınca neden bilmiyorum, bende bir fazla duruyor. Böyle sahneye çıkacak gibi oluyorum. Gündüzleri herkesin yüzünde makyaj görüyorum, aynı makyajı kendime yapınca bir patlıyor… alışık olmadığım İçin belki…

MS: Makyaj çantanı açsak, hangi markaları görürüz?

AB: Nars ve By Terry

MS: Bir gününü nasıl geçiriyorsun? Rutin bir gün senin için nasıl geçiyor?

AB: Sabah eğer erken kalkabilirsem; buna bir gece önceden karar veriyorum 🙂 İbo ile mesajlaşıyorum sabah 07:00 de derse gidiyorum. Yoksa da saat 09:00 da iş başlıyor. Bazen bütün gün ofis işleri oluyor, bazen de ofis çok yoğun değilse mağazaları geziyorum. Durum nedir? Nasıl gidiyor diye. Ne nerde, ne yok, mağaza geribildirimleri falan… aslında tüm gün işteyim! Sabah spora gitmediysem akşam gidiyorum. Sonra da eve gidip ya birşey okuyorum, ya TV seyrediyorum.

Yani pek birşey yaptığımı söyleyemeyeceğim. Hiçbir şey yapmıyorum son zamanlarda.

MS: Dizi seyrediyor musun Ayşe?

AB: Bir ara taktığım diziler vardı aslında ama hepsi bitti ve şu anda yok…. Hayatım çok mu boş neeee 😀

MS: Ayşe seni gerçeklerle yüzleştiriyorum 🙂 pekii dolabını açtım, en çok hangi parçayı görürüm? Yada en çok ne görürüm?

AB: Uzun etekler ve dik yakalılar… dik yakalılar böyle üst üste duruyor çünkü kışın ve yazın giydiğim elbiseler aynı olduğu İçin genellikle onları kışın giydiğim zaman içine dik yakalı giyiniyorum. Bir de kazaktan çok baydı-im için üşümemek için gömlek içi dik yaka yapıyorum 🙂

Bir de eskiden birikme çok salopetim var aslında ama onları eskisi kadar giyinmiyorum. Galiba büyüdüm 🙂

MS: Erkek koleksiyonu yapmayı düşünüyor musun?

AB: Şimdilik böyle birşey yok ama; güzel olabilir. Şöyle birşey var erkekler biz kadınlar kadar açık olmadığı İçin farklı şeylere özellikle Türkiye; değişik şeyler alayım ama onu Türkiye de giyecek erkek herhalde %0,02 🙂 kadınlar daha açık böyle şeyler…

MS: Wepublic fikri nasıl doğdu Ayşe? Yada kimden çıktı bu fikir mi desem 🙂

AB: Bu galiba babamdan çıkmış olmalı 🙂 böyle şeyler genellikle Ondan çıkar. Bu birazcık da herkesin mağazası olsun istendi. Hani Beymen ve Boyner arası bir boşluk var ya? O boşluğu doldurmaktı asıl amaç ve aslında gerçekten böyle herkesin mağazası haline geldi:)

MS: Kaydırak fikri de babana mı ait?

AB: Yok o mimarlardan çıktı 🙂 hep kıkırdayarak iniyorum oradan 🙂

MS: İçerideki markaların seçimini kim yaptı?

AB: Satınalmacılar Beymen’ in satınalmacılarıydı, Onlar şimdi Wepublic oldu.

MS: Kimsenin bilmediği bir özelliğini söyle bize.

AB: Negatif birşey olacak ama… göründüğüm kadar pozitif değilim. Herkes beni öyle zannediyor ama içimde birşeyler yanıyor! (Bunu duymayı açıkçası bende hiç beklemiyordum)

Çok küfrederim 🙂 zaten herkes biliyor aslında! Ama küfürlerimi kontrol altında tutmaya çalışıyorum 🙂

MS: Ben çok seviyorum ama senin bu doğal halini 🙂 olduğun gibisin. Seni gördüğüm zaman sanki kırk yıldır tanıdığım biriymişsin gibi çok rahatım. Ama açıkçası dışarıdan bakınca böyle görünmüyordun eskiden 😀 şimdiki bu yaklaşımlar sosyal medya etkisi olabilir mi? Paylaştığın fotoğraf çok sen, çok doğal yani!

AB: Tabi olabilir… eskiden kimse benim gerçek halimi gormuyordu ki! Sadece sempatik bir halim vardı 🙂

MS: Tabii doğru biz seni mağazin haberlerinde, DJ kabinlerinde falan görüyorduk 🙂 pekiii erkek arkadaşın var mı?

AB: Beş aydır yok:) hoşlandığım bir çocuk var dermişim 😀 ama çocuk diyorum yani! Sanki 15 yaşında 🙂

MS: Bu ay yapılacak Zest İstanbul’ a Boyner Fresh ile yine katılacaksın. Geçtiğimiz etkinliğin getirisi iyi oldu mu?

AB: Evet 16-17 Aralıkta iki gün olacak. Çok iyi olmuştu.

MS: Ekibinde birlikte çalıştığın kişileri sen mi seçiyorsun? Yoksa zaten şirket içinde olanları Fresh ekibine mi aldın?

AB: Tam bir Boyner Fresh ekibi yok aslında. Bir junior buyer var. Genel bir buyer dış ama elime geçirdim çünkü Onu çok seviyorum. Melisa’m benim! Çok Çalışkan ve akıllı. Birde genel bir takım var herkes birlikte çalışıyor ama aslında biz Melisa ile birlikteyiz.

Melisa ve ben bir de dışarıdan destek veren Yusuf’cum var 🙂

MS: En son okuduğun kitap nedir? Ne tarz kitaplardan hoşlanırsın?

AB: En son okuduğum The Lost Hegemon. Geçmişten geleceğe politik bir kitap.

Ne niye olmuş tarzı şeyleri okuyup araştırmayı seviyorum. Sapiens okudum o çok şey böyle; ilk günlerden bu günlere kadar nasıl dünyanın içine ettiğimizi falan anlatıyor. Şimdi ikinci kitabı var Homo Deus diye ona başlayacağım ama önce bir nefes terapisine başladım. Terapistim Merva’cım da bana 4 kitap verdi ve nedense etraftan sürekli kişisel gelişim kitapları geliyor, onlar bayağı bir dizildi onları okumam gerekiyor 🙂

MS: Kişisel gelişime ve mistik şeylere inanıyor musun?

AB: Ya bir sürü şey denedim ama hiçbiri bir işe yaramadı. Bu nefes terapisini yaptığın zaman ellerin ayakların uyuşuyor, böyle içindeki kötü şeyleri dışarı çıkartıyor. Aslında inanmak isterdim ama ne denediysem olmadı bugüne kadar sonra bunu yaptım ve yeniden doğuş diye birşey var; suya giriyorsun sanki anne rahmindeymiş gibi… girdim, birşeyler hissetmem lazım ama hiçbir şey hissetmiyorum 🙂

Çıktım oradan Elif üzgün, neden hissetmiyorsun falan diyor. Bende kapalıyım ben, olmuyor dedim. Ertesi gün bir daha vardı, adama dedim ki çok kapalıyım ve çok korkuyorum yine birşey hissetmeyeceğim diye 😦 hissetmek istiyorum ama hissedemiyorum… sonra suya girdim ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Açıldım yani, artık dünya ya açığım 🙂

MS: Annenin tasarımlarında da etkin var mı Ayşe? Yada Elif’ in var mı?

AB: Yok! Aslında O yardım et diyor ama aklıma hiçbir şey gelmiyor. Ben sadece Onun yaptıklarını beğeniyorum 🙂 alıyorum, takıyorum, geri götürüyorum.

MS: Evet dün paylaşmıştın gördüm 🙂 gerçekten neden böyle birşey yapıyorsun? Uzun süre kullanmak istemediğinden mi?

AB: Genelde çok takı takmıyorum. Bir de öyle taşlı falan şeyler çok bana uymuyor. Bir davet falan olunca alıyorum. Günlük takacaklarım falan var tabii ki ama o değişik büyükleri falan temelli almıyorum. Bana fazla onlar 🙂

Eveeet sorular bitti!

Gördüğünüz üzere bir sürü gülen yüz var! Çünkü farklı, samimi ve bol kahkahalı bir sohbet oldu bu…  Dilerim siz de keyifle okumuşsunuzdur.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı, paylaşmayı ve varsa yorumlarınızı yazmayı unutmayın 🙂

Sevgiler, Aslı

H&M Yılbaşı Trenini Wes Anderson’ a Emanet Etti

HM WEs anderson ile ilgili görsel sonucu

 

Dünyaca ünlü ödüllü yönetmen Wes Anderson H&M’ in bu yılbaşı kampanya filminin yönetmenliğini yaptı.

WEs anderson ile ilgili görsel sonucu

Wes Anderson

Tüm markalar yılbaşı kampanyalarını yayınlamak için sıraya girdiler! Duygusal zamanlar, birarada olma isteği, şans getireceğine inanılan kırmızılar ve aile kavramı derkeeen… markalar bu duygusal kırılımlarımızla oynamaya başladı bile 🙂

Birkaç gün önce H&M, farklı anlatım tarzı ile bilinen dünyaca ünlü, ödüllü yönetmen Wes Anderson’un yönettiği yılbaşı kampanyası ile kampanyaların pimini çekti. H&M yönetmen olarak Wes Anderson’u seçmiş evet ama reklam filminin başrol oyuncusu da en az yönetmeni kadar başarılı… daha önce de birçok Wes Anderson filminde başrol oynamış olan Oscarlı oyuncu Adrien Brody…

HM WEs anderson ile ilgili görsel sonucu

Kısa film Come Together olarak adlandırılmış ve tüm kampanya sosyal medyada #cometogether hasthagi ile dönüyor! Anderson tabii ki bu filme de tüm tarzını yansıtmış. Ferah ve retro bir iç mekan, pastel tonlamalı renkler, derinlik, detaylar, net kostümler…

HM WEs anderson ile ilgili görsel sonucu

Artık görmeyeniniz yoktur ama film bir trende geçiyor ve adından da anlaşılacağı gibi birlikte olmak teması ile aileyi ve birlikteliği vurguluyor. İzlemeyen kaldıysa filmin tamamını buradan izleyebilirsiniz! Keyifle izleyip, atmosfere kapılalım ama alışveriş mevzularına pek derin dalmaya gerek yok sanki! Önemli olan birarada olmak! Hediyeler sizi hatırlatacak, yüzlerde bir tebessüm ettirecek kadar küçük olsa da olur 😉 haksız mıyım?

Sevgiler,

Aslı