Bugün İnsanlık İçin Yazacağım….

Merhaba;

Bugün moda yada moda haberi yok! Bugün sadece KENDİM olarak hislerimi yazacağım! 

İnsanlığa kırgınım! İnsan ırkı için çook çok üzgünüm! Bir anne olarak çocuğumun geleceği için karmaşık duygular içerisindeyim. Nasıl bir nesil var geriden gelen, nasıl bir toplum oluyoruz gördükçe acı çekiyorum… merhamet duygusu nedeniyle kişileri eleştirenlere bazen çok öfkeleniyorum.

Neyin savaşını veriyoruz? Ne için birbirimizin canını acıtıyoruz? Neye sahip olamamak bizi böyle KÖTÜ, KABA ve ÖFKELİ yapan? Bir cana, bir canlıya zarar verecek hatta hayattan, ailesinden, sevdiklerinden koparacak kadar gözü dönmüş yapan?

Bu kadar zor mu sadece kendinle yarışmak? Bu kadar zor mu iyi niyet beslemek? Bu kadar zor mu masumun ve güçsüzün yanında olmak? Bu kadar zor mu dürüst olmak? 

Her insan kendinin doktoru olmayı başarabilmeli bence. Kendinin psikoloğu olabilmeli. Empati kurabilmeli… gerçekten o kadar zor değil! İnatla gülümsediğinde herkesin sana gülümsediğini görebilirsin. İyilik ve pozitif enerji tıpkı bulaşıcı bir hastalık gibidir. Aslında evladımız dahil çevremizdeki her insan bizim yansımamız. Biz nasılsak çevremiz de öyle oluyor. Evet bazen haksızlıklar ve kötülükler yaşıyoruz ama bu bizi onlar gibi olmaya itmemeli. O zaman O kınadığımız, kızdığımız ve beğenmediğimiz karakterlerden ne farkımız kalır? Evet insanız, Tanrı hepimize bu duyguları vermiş. Ama işte o duygular, o hisler bizim sınavlarımız. Bu kadar zor mu farkedebilmek. 

Yazdıklarım size saçma gelebilir… ama artık o kadar çok kötü haber okuyor ve izliyorum ki artık boğazım düğümleniyor ve yüreğim kaldırmıyor 😦

Sadece inanmak yeter!

Çok çalışırsanız başarınız da olur, eninde sonunda paranız da… yani kimseden çalmanıza gerek yok! Kolay yoldan elde ettiğiniz her şey gerçekte size ait olmadığı için elinizden akıp gider. Her basamağa sağlam ve emin bir adım atmak daha iyi hissettirmez mi sizce?

Birilerinden çalarak yükselirseniz zaman da sizden çalar. Ettiğinizi görmeden, kınadığınızı yaşamadan göç etmek yok bu dünyadan. Buna inanın. Kimseyi hor görmeyin, kınamayın… 

Gelen yeni nesil için sadece KÜLTÜR diliyorum! Çok fazla özgür, kaba ve saygısızlar! Bunları yazıyor ve söylüyor olmak 13 yaşında bir çocuk annesi olarak çok zor ve kırıcı benim için. Çünkü bazen öyle bir an oluyor ki; dengeyi nasıl kuracağımı şaşırıyorum! Çok zorlanıyorum itiraf etmeliyim. Ama yine de siz gençler: en basit olarak toplu taşımalarda hasta ve yaşlılara yer vererek başlayabilrsiniz mesela. Hemen uyku moduna geçmeyin! Unutmayın Onlar bir daha asla genç olamayacak ama hepimiz bir gün verilen ömür kadar onların yaşında olabileceğiz. Ektiğini biçmek kanununu düşünün ve güzel şeyler ekin. En başta da SAYGI ekin! Önce kendinize, sonra çevrenize saygılı olmak ilk kuralınız olmalı. Size verilen her görev aslında beynin kayıt ettiği bir tecrübe. Keşke anlayabilesniz 🙂 

Bu ülke de yaşamak zaten şartlar sebebi ile zor iken birbirimize her şeyi daha da zor kılmaya gerek var mı?

Bir de dilerim sadece insanların canlı olmadıklarının farkına varabiliriz artık! Hayvanlar ve bitkilerde canlı! Yani hiçbirine eziyet etmek ve yaşamdan koparmak gibi bir hakımız yok! evet ben hayvan beslemiyorum çünkü bir apartman dairesine o canlıyı hapsetmenin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bu benim görüşüm! Fakat hayallerimdeki o bahçeli eve sahip olduğumda mutlaka bahçesinde bu dostlara yer olacak 🙂 evimde beslemiyor olmak bana engel değil! Sokaktakileri besliyoruz biz. Yemek veriyoruz, su koyuyoruz sokağa! Denemelisiniz… çok güzel bir his 🙂 

Yani kısacası tüm canlıların hakkını korumak, savunmak ve iyi olmak gözümüzde büyüttüğümüz kadar zor değildir eminim. Hadi siz de bugün herkese gülümseyerek başlayın daha farklı olmaya. Zaman ne güzellikler getirecek görün ve sahip olduğunuz her şeye şükredin! Her sabah teşekkür ederek uyanmak bizden bir şey almaz aksine verir 🙂 Bir de en yakın zaman da her konuda adaletin ve hak’ın yerini bulması için bool bol dua edin. Dua ve iyi niyet en çok ihtiyacımız olanlar…

Çok sevgiler,

Aslı 

Reklamlar

Sevdiğim Stiller – Öykü Baştaş

öykü baştaş ile ilgili görsel sonucu

Merhabaaa 🙂

Harika bir hafta olsun hepimiz için diliyorum!

Yaz dönemi oldukça uzun bir ara verdiğim (mecburen oldu ) Sevdiğim Stiller son günlerin en çok konuşulan ismi ile geri döndü! 

19 yaşında, kendinden emin, özgün ve organik! Sizler ne yazık ki Milano Fashion Week’ de yer aldığı Gucci defilesi sonrası çokça duydunuz ve gördünüz! Ama ne mutluyum ki o bu kadar farkedilmeden önce farketmiş ve takip etmeye başlamış oldum kendisini! Röportaj teklifimi hemen kabul etti. Daha önce planlamıştık ama Öykü’ nün yoğun çekim programları nedeniyle biraz zaman uzadı tabi! 

Bu ay neredeyse tüm dergilerde göreceksiniz O’nu! Ve evet sevgili ülkem yine keşfetmekte geç kaldın 🙂 Öykü ile dünya modası tanıştırdı hepinizi. Acımasız eleştiriler yapanlar var hâlâ… ama artık lütfen anlayın şunu; güzel olmak kusursuz olmak demek değil! Güzel olmak kendini olduğun gibi kabul etmek ve sevmektir… diliyorum bir gün toplumca bu bilince varabileceğiz!

Öykü ile Nişantaşı Atiye Sokakta yer alan House Cafe’ de buluştuk. Yaında erkek arkadaşı Furkan’ da vardı. Çok uyumlu bir çift olduklarını belirtmeden geçemeyeceğim. Bence ikisi de birbirini çok iyi anlıyor ve tamamlıyor!

Öykü röportaja üzerinde sade bir jean, ayağında postalları ve lacivert payetlerle yıldızlar yapılmış bir mont ile geldi. Sıfır makyaj, sıfır ego! Diliyorum hep böyle kalır… dilerim bu ışıltılı hayat Onu da farklılaştırmaz.

Hadi geçelim soru cevap kısmına 🙂 beğenirseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın! 

Kahveniz eşliğinde keyifli okumalar dilerim.

Sevgiler, 

Aslı 

ModaStilde (MS): Bize biraz kendinden bahseder misin?

Öykü Baştaş (ÖB): 19 yaşımdayım, yaklaşık bir buçuk yıldır modellik yapıyorum. Onun dışında Bilgi Üniversitesi’nde iç mimarlık okuyorum. İki kardeşim var. Aslında üçüzüz, genelde herkes çok şaşırıyor duyunca 🙂 ama çok güzel bir şey!

MS: Okul ve iş birarada zor olmuyor mu? Çünkü işin gereği sürekli yurtdışında oluyorsun.

ÖB: Aslında zor oluyor. Zaten mimarlık tek başına da zor bir bölüm. Ben genelde okuldan kalan boş gün ve saatlerimde çalışıyorum. İşlerimi okul saatlerine göre ayarlamaya çalışıyorum. Yurtdışına gitmem gerektiğinde de ya okuluma uyan tarihlerdeki işleri kabul ediyorum, yada hocalarımdan izin alıyorum, genelde bana anlayış gösteriyorlar ve bu şekilde idare ediyorum.

MS: Modellik fikri nasıl oluştu?

ÖB: Modellik fikri hep vardı aklımda ama sanırım çok cesaret edemiyordum. Sonra bir gün instagramda IMG ajansın yaptığı #WeLoveYourJeans hasthagini görünce bir şansımı deneyeyim belki dönüş alırım diye düşündüm ve bu etiketle fotoğrafımı paylaştım. Sonrasında IMG’ de dahil birkaç farklı ajanstan geri dönüş aldım. Daha sonra şu  anki ajansım beni New York’ a çağırdı ve oraya gittim. New York’ a ilk gittiğimde Ford Models ile çalışıyordum ama şimdi başka bir ajansla çalışıyorum. 

Orada birkaç çekim yaptım, farklı ajanslarla görüştüm ve sonrasında da Paris’le devam ettim.

MS: Ailende bu sektörde olan var mı?

ÖB: Ailemin sektörle hiç alakası yok. Kardeşlerimden biri mühendislik okuyor, diğeri işletme okuyor. Babam diş doktoru, şuan annemle birlikte ticaretle uğraşıyorlar. Yani herkes çok alâkâsız şeyler yapıyor 🙂 

MS: Peki senin bu isteğine nasıl tepki gösterdiler? Ailede de sektörden kimse olmayınca genelde aileler modellik fikrine pek sıcak bakmazlar ya? Mâlum gelenekçi bir toplumuz.

ÖB: Ben o yönden çok şanslıyım sanırım. Çünkü çok destekleyici bir ailem var. Ben hayatta ne yapmak istediysem her konuda hep çok destek oldular. O nedenle herhangi bir sıkıntı yaşamadım. Herhangi bir tepki vermediler. Herkes çok destekleyici oldu bana karşı.

MS: Bizim ülkemizde model dendiğinde kusursuz ve harika olmak beklentisi var. Sektör aslında kişinin kendisini kusurlarıyla kabul etmesine engel bana göre. Bunu yalnızca ülkemiz için konuşuyorum. Ama sen dünya genelinde böyle bir bakış açısı ile karşılaştın mı ve ne düşünüyorsun bu konuda?

ÖB: Aslında Türkiye’deki bu algı sadece Türkiye’ de var. Dünya genelinde asla böyle bir algı yok. Bu dediğin şey orada 80’lerde kalmış bir bakış açısı. Türkiye’de yavaş yavaş ayak uyduracak sanırım.

MS: Bazen olumsuz tepkiler ve youmlar alıyorsun. Üzülüyor musun yada takılıyor musun bu yorumlara diye sorayım?

ÖB: Çok takılmıyorum açıkçası. Çünkü bende çok güzel, çok mükemmel bir insan olduğumu düşünmüyorum. Ama zaten çok mükemmel olmak da istemiyorum. Şu an olduğum halden mutluyum. 

MS: Aslında önemli olan bu işte… ama bizde ne yazık ki bu fikir yok!

ÖB: Evet. Ama ben böyle düşünüyorum ve o nedenle insanların söyledikleri şeylere pek takılmıyorum.

MS: Tarzını nasıl tanımlıyorsun?

ÖB: Rahat olmayan şeyleri kesinlikle giyinmiyorum 🙂 konfor önemli, bir de eğlenceli şeyler giyinmeyi seviyorum. Çok gösterişli ve dikkat çekici şeyler giyinmiyorum. Aslında belki biraz çocuksu giyiniyorum diyebilirim. 

MS: Gucci defilesine çıkan ilk ve tek Türk’sün! Bu seüreç nasıl ilerledi ve sana ne hissettiriyor?

ÖB: Ben zaten Paris, Milano ve New York’ taki ajanslarla çalışıyorum. Şuan bir de Londra’ da ajansım oldu. Dergi ve lookbook çekimleri için yurtdışına gidiyordum. Sonrasında bu sezon Paris Fashion Week’ e gidecektim. Aslında planda Milano yoktu ama Gucci’nin casting directorü beni Malino’ ya çağırdı. Barbara (Gucci Casting Director) ile Paris’te talıştık ve sanırım beni sevdi 🙂 sonrasında da Gucci için Milano’ ya çağırdı. 

öykü baştaş ile ilgili görsel sonucu

MS: Biz seni aslında yeni keşfettik ama sen uzun zamandır yurtdışında birçok marka ile çalışıyorsun zaten.

ÖB: Evet yaklaşık bir buçuk yıldır modellik yapıyorum aslında.

MS: Üzüyor mu bu seni? Mesela bana da yurtdışından bir çok davet geliyor bloğum dolayısıyla. Çok güzel yorumlarla geliyor bu davetiyeler bana ama Türkiye için bunu söyleyemeyeceğim. Bu da beni üzüyor açıkçası. Sen böyle hissediyor musun?

ÖB: Beni üzmüyor. Yani ben zaten Türkiye’de çok fazla çalışmıyorum ve bu nedenle insanların bilmemesi de çok doğal. Türkiye’de çalışmamamın nedeni Türkiye’de çalışmak istememem değil; buradaki markaların yada dergilerin benimle çalışmak istemeyişi…

MS: İşte bende bundan bahsediyorum. Bu seni üzüyor mu? Dünya da her yerde varsın. Gucci defilesine çıkan tek Türksün, Acne katalog çekiminde yer aldın ama ülkende daha yeni tanınıyorsun!

ÖB: Türkiye’de bu yönden yeterli düşünceye sahip değil insanlar. Yani tasarımcıların hiç biri “Ben bu sezon sarışın mavi gözlü bir Rus kız kullanmayayım da farklı bir model kullanayım” diyemiyor. Bence onlar da tek güzelliğin 90-60-90 ölçülerde olmak olmadığını biliyorlar ama toplum odaklı çalışmak zorunda oldukları için değiştiremiyorlar.

MS: Peki; sana göre stil ikonu kim?

ÖB: Fransis Bean Cobain’ i duymuşsunuzdur. Ben Fransis’i çok beğeniyorum. Galiba o grange, rock n roll tarzı bana uyuyor. Onun tazını seviyorum. Onun dışında Elsa Hosk’un kıyafetlerini çok beğeniyorum. Model olarak yaptığı işlere çok yakın olmasam da; street style olarak günlük stilini oldukça beğeniyorum.

MS: Fergie’ nin klibi! Nasıl geldi teklif? Proje nasıl gelişti?

ÖB: Paris’teki ajansımdan böyle bir iş geldi. Casting için gittim ve iyi geçti seçmeleri,  sonrasında da iş için çağırıldım. Güzeldi ve çok uzun da sürmedi. 40 dk kadar süren bir çekimdi. Herkes sadece işine odaklıydı. Fergie yoktu zaten. O sonra tek başına çekildi.

Bu projede benim için en güzel olan; klipte yer alan seçilmiş on modelin sezonun en iyi “newcomer” ları arasından seçilmiş olmaları. Ve beni de Onlar dan biri olarak görmeleri. 

MS: Aslında çok karakteristik bir yüzün var. Fotoğraflarına baktığımda bazı yerlerde çok çocuksu iken bazı yerlerde de çok olgunsun. Bence sen kendinde bunu farkettin ve bu nedenle modelliğe eğildin diye düşünüyorum.

ÖB: Galiba o modelliğin gerekliliği. 

         öykü baştaş ile ilgili görsel sonucu    öykü baştaş ile ilgili görsel sonucu

MS: Ama sende o ruh yoksa çıkmaz Öykü! Mesela ben asla poz vermeyi beceremem 🙂 tüm fotoğraflarda ayrı berbat çıkarım!

ÖB: Onun bir etkisi var tabii ama model olabilmen için bunu yapabiliyor olman lazım. Ben biraz oyunculuğa da benzetiyorum çünkü sana bir karakter veriliyor ve o karaktere bürünüp onu yansıtman bekleniyor. O yüzden bunu yapabiliyorsan model olabiliyorsun.

MS: En çok sevdiğin işin hangisi oldu?

ÖB: Tabii ki Gucci defilesine çıkmak. Çekimlerden düşündüğümde… Acne’nin lookbook unu yapmak da büyük bir işti. Çünkü en sevdiğim markalardan da biri zaten.

MS: Bundan sonra hayalinde olan bir marka var mı? Podyumunda yürümek yada çekiminde yer almak istediğin?

ÖB: Var… tabii ki bir kaç marka var şovuna çıkmak istediğim. Marc Jacobs ve Alexander Wang’i çok beğeniyorum. Onun dışında Givenchy defilesine çıkmayı çok istiyorum. Çünkü benim galiba küçüklüğümden beri en büyük hayalim. Umarım gerçek olur. Ben eski Paris’ te geçen filmleri izlemeyi çok severim. Givenchy’ de zaten 60′ lar Parisini yansıtan tasarımlar yapıyor. Sanırım Givenchy defilesine çıksam çok mutlu olurum 🙂

MS: Vazgeçilmez bir güzellik rutinin var mı?

ÖB: Ben makyaj yapmıyorum. Çekimlerde tabii ki yapılıyor ama onun dışında günlük hayatımda hiç makyaj yapmıyorum. Cildim için normal herkes gibi yüz yıkama jeli ile yıkıyorum ve maske yapıyorum o kadar 🙂

MS: Dolabını açsam en çok ne görürüm?

ÖB: Kıyafet olarak bilemiyorum ama aksesuar olarak gözlük görürsün. Bir sürü güneş gözlüğüm olabilir 🙂 Yalnızca gözlüğe takıntım var 🙂

MS: En çok hangi rengi görürüm?

ÖB: Dolbımda her renk var 🙂 eskiden biraz daha siyah giyiniyordum ama şimdi değişti ve her renk var dolabımda.

MS: Takıntılı olduğun bir marka var mı?

ÖB: Çok fazla beğendiğim marka var ama takıntılı olduğum bir marka yok. Her yerden alıp, her yerden giyiniyorum.

MS: Mutlaka sahip olmak istediğin bir şey var mı? 

ÖB: Miu Miu’ nun geçen sezondan çok beğendiğim bir gözlüğü var 🙂 bir de Balenciaga’nın yeni spor ayakkabıları. Çok beğeniyorum.

MS: Hayatında olmazsa olmazların neler?

ÖB: Galiba kalem kutum! Renkli kalemlerim ve not defterlerim hep yanımdadır. 

MS: Gelecek için projelerin neler?

ÖB: Önümüzdeki ay New York’a gidiyorum. Ocak ayında fashion week için gideceğim. New York, Paris, Londra, Milan hepsini yapmayı düşünüyorum. Onun dışında çekimler oldukça gideceğim. Şu an Paris’ten bir opsiyonum var bir çekim için yani her an gidebilirim.

MS: İleride Türkiye’ de mi yaşamayı düşünüyorsun yoksa yurtdışı mı?

ÖB: Bilmiyorum, aslında şimdiden çok planlamıyorum bunu. Ama olabilir de tabi.

MS: Kardeşlerinle diyaloğun nasıl?

ÖB: Kardeşlerimle diyaloğum iyi. Her zaman iyi oldu zaten 🙂 

MS: Senin gibi model olmak isteyen var mı?

ÖB: Hayır yok 🙂 iki kardeşimde çok farklı şeyler yapıyor. Erkek kardeşim üniversiteye gitmenin yanında futbol oynuyor, kız kardeşim üniversitenin yanında milli sporcu. Binicilik yapıyor. Hepimiz farklı şeyler yapıyoruz ama birbirimize destek oluyoruz. 

MS: Ailenin dışında çevrenden nasıl tepkiler aldığını da merak ediyorum aslında.

ÖB: Arkadaşlarım hep çok iyi tepkiler verdiler. Onun dışında sokakta yada sosyal medyada güzel ve iyi mesajlar alıyorum. Kötü yorumlarda alıyorum tabii ama bunlar olabilir. Sonuçta herkes işimi beğenmeyebilir. Ama genel olarak hep iyi yorumlar alıyorum ve bu beni mutlu ediyor. 

MS: Bu ay seni tüm dergilerde göreceğiz sanırım 🙂

ÖB: Evet 🙂 bu ay biraz fazla yoğundum! dört dergide varım sanırım. Vogue da röportajım ve çekimim var. All dergisinde editorialım var. Harper’s Bazaar da editorial ım var. XoXo’ da editorialım var. Bir sonraki ay Elle’ de röportajım olacak. 

MS: Harika! Zaman ayırdığın için ve samimiyetin için çok teşekkür ederim 🙂

ÖB: Ben de teşekkür ederim!