Nee… Kare Burunlar Geri mi Döndü?

Merhaba; harika bir hafta ve mutlu bir gün dilerim 🙂 Benim ayakkabı tutkumu bilmeyen yoktur. Ayakkabı trendleri söz konusu olduğunda ben, bir ayakkabı tutkunu olarak biraz farklı heyecanlanırım.. çünkü gerçekten çok seviyorum.

Meselâ sinirli yada gergin olduğumda Net-a-Porter, Moda Operandi, The Outnet, Farfetch ve Mytheresa gibi siterlerden tüm ayakkabı modellerini incelerim. Onlara sahip olduğumu, giyindiğimi falan hayal ederim. Gülmeyin… inanılmaz stres atıyorum, şaka değil yani!

Neyse… gelelim konumuza! Beni ilk kez heyecanlandırmayan bir ayakkabı trendi var 😦 kare burunlu sandaletler… neden bilmiyorum ama hep antipatik bulurum kendilerini. Tamam kabul ediyorum ki sivri burunlu bir sandalet kadar acı verici olmayabilirler (küçük parmakların rahatı söz konusu 🙂 ).

Kare burunlu sandaletler geçtiğimiz Yaz ortaya çıkmaya başlamışlardı. Aslında bir akım haline gelebileceklerinin sinyallerini tabii ki can damarımız instagram’dan vermişlerdi. Ama moda onları bir akım olmaktan esirgesin demek istiyorum 🙂

Rejina Pyo

’90 lı yıllara geri dönmemizi sağlayan bu sandaletler terlikten ayakkabıya neredeyse her markada her forma girdiler. Ne yazık ki moda geçmişe takıntılı. Her akım 10 yıl sonra geri geliyor. O nedenle dolap detoxu yaparken iki kere düşünmek yerinde olabilir.

Bella Hadid

Siz ille de bu akıma ayak uyduracağım, kendilerini seviyorum diyenlerdenseniz naçizane önerim lütfen uzun, üzerinizen akan bir etek ve blazer ile giyinin. Ya da Bella Hadid gibi bol paçalı bir jean ve vücudu saran bir bluz ile kombinleyin. Zahmetsiz bir tarz ile karmaşalardan kaçının. Rejina Pyo’dan By Far’a, Neous’tan Fendi’ye neredeyse tüm markalarda kare burunlu sandalet bulmak mümkün.

Neous

Neden kare burunlar geri döndü derseniz; sebebi bence hepimizin konfor arayışı olabilir sanıyorum. Sivri burun birçok kadın tarafından ayak yapısı sebebiyle bir işkence aracına dönüşebilir ancak ayak bileğini ince, bacak boyunu uzun göstermek için onlara hep ihtiyacımız olacak.

Dora Teymur

Yuvarlak burunlar (bazıları badem diyebiliyor) bir ifade, bir tarz yaratmak konusunda ne yazık ki yetersizler. Ancak kare burunlar… onlar hem denge, hem de işlevsellik açısından vurucu bir etkiye sahip olabiliyorlar. Unutmayalım; konfor faktörü her zaman caziptir.

Peki sizin kare burunlar için fikriniz ve yorumlarınız neler? Hadi paylaşın benimle 🙂

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın.

Sevgiler,

Aslı

Reklamlar

Lüks Bu İki Aileye mi Kalacak?

Merhaba herkese 🙂 umuyorum çok muhteşem bir Bayram tatili geçirmişsinizdir. Ben evimden çok da çıkmadım 🙂 çünkü tatil demek benim için sakinlik demektir… kalabalıklar bana zor geliyor!

Yazılarımın başlıkları hep çok uzun oluyor değil mi? Ama ben böyle kısacık, içerikten mesaj vermeyen başlıklar sevmiyorum. Ne okuyacağınızın sinyalleri başlıktan geçsin istiyorum 🙂

Bu aralar farketmişsinizdir, lüks moda dünyasına ait her haberde ya LVMH yada Kering gruop isimlerini mutlaka duyuyoruz. Ya eski markaları alıp yeniden gün yüzüne çıkarıyorlar (en son instagram postum da yine böyle bir marka olan Patou’ya ait. Takip edin geri kalmayın 🙂 instagram hesabıma buradan ulaşıp takibe alabilirsiniz) yada yeni markaların yaratılmasını destekliyorlar (tıpkı Rihanna’nın Fenty’si gibi). Ben de bu haberleri gün aşırı okumaya başlayınca bu yol nereye gidiyor diye merak ettim. Tatili de fırsat bilip biraz araştırma yaptım. İki şirketin de Fransız olması tesadüf mü? Aralarında nasıl bir rekabet var? diye merak ettim ve lüks markalar imparatorluklarına sahip iki isim olan Bernard Arnault ve François-Henri Pinault için biraz detaylara indim.

Bernard Arnault – Francois Henri Pinault

Aralarında o kadar bariz bir rekabet var ki… beni bu yazıya itti resmen diyebilirim. Bu yayının uzun zamandır aklımda olmasının nedeni ne biliyor musunuz? Yakın zamanda ne yazık ki yanan ve büyük hasar göre Notre Dame için iki ismin yaptıkları bağış açıklamaları. Yangının hemen ardından François-Henri Pinault yeniden tamiratı için Notre Dame’a 100 milyon Avro bağışladığını açıkladıktan kısa bir süre sonra Bernard Arnault 200 milyon Avro bağış yapacağını ilan etti. Demek istediğimi anlatabildim mi 🙂

Bakalım yaklaşık on yıl kadar önce başlayan bu üstün olma yarışı nerelere gelmiş…

Aslında cirolar söz konusu olduğunda her iki grup için de herşeyin çok yolunda olduğunu söylemek mümkün. Zira 2018 yılında bakıldığında LVMH’e ait markaların satışları %10 artarken, Kering %29’u geçmiş (ancak bu geçişin büyük pay sahibi Gucci olmuş).

Markalar ve mağazalar açısından incelendiğinde; LVMH grubun 70 farklı alana sahip şirketi mevcutmuş. Bunlardan 21’i şarap ve alkollü içki sektöründe faaliyet gösteriyor (Dom Péripnon, Ruinart ve Hannessy bunlardan en bilinenleri). Bu alan şirkete 2015 yılında tam 4,6 milyar Avro kazanç sağlamış. Grup lüks moda sektöründe Louis Vuitton, Fendi, Dior, Berluti, Givenchy, Emilio Pucci başta olmak üzere 17 markanın sahibi. Grubun faaliyet alanları tabii ki bununla sınırlı değil. Parfüm ve kozmetik, saat ve takı, perakende satış noktaları (Le Bone Marché gibi), basılı yayıncılık, bir radyo kanalı, lüks otel işletmeciliği ve lüks yat üretimi de faaliyet alanları içinde bulunuyor.

Kering’de ise durum daha minimal. Bünyesinde lüks moda dünyasından Gucci, Saint Laurent, Balenciaga ve Bottega Veneta gibi 6 markayı barındırıyor. Ayrıca sahip olduğu 6 adette lüks saat ve mücevher markası var. Bunların dışında spor ve yaşam tarzı sektörüne lüks ve prestijli, üyelikle girilebilecek alanlar yaratarak girmiş. Yani biraz bizde de faaliyet gösteren Soho House gibi ama tabii ki daha da lüksünü düşünün 🙂

Elbette bu kadar başarı ve kazancın nedeni sahip olunan markaların globalde yer alıyor olmaları. Yalnızca Fransa sınırlarında bu denli cirolardan söz edebilmek elbette pek mümkün olamaz! LVMH grubu cirosunu dünya çapında yer alan 3,900’e yakın mağazası sayesinde sağlıyor (Son verilerde ABD’de 737, Asya’da 951, Avrupa’da 1,021 ve Japonya’da da 407 mağazası varmış ve artarak devam etmiş, ediyor da). Satışlarının %18’ini Avrupa, %26’sını Amerika, %7’sini Japonya ve %27’sini de Asya pazarları gerçekleştiriyormuş.

Kering group ise 120 ülkede faaliyet gösteriyormuş. 491 mağazası gelişmekte olan ülkelerde (biz de bu kategorideyiz ne yazık ki) ve 326’sı da Batı Avrupa’da yer alıyormuş. Batı Avrupanın şirket cirosundaki payı %31 olarak belirtilmiş. Japonya 237 mağaza ile cironun %10’unu ve Kuzey Amerika’da 1,264 satış noktası ile cironun %23’üne katkı sağlıyormuş. Kuzey Amerika’nın ciro payı size de düşük gelmedi mi?

Her iki grubun başındaki isimlerde kendilerini bu işin duayeni olarak kabul ettirdiler bence. Holdingler dışında kendi şahsi servetleri de inanılmaz! Öyle ki; 2019 yılında Bernard Arnault’un kişisel servetinin 67 Milyar Avro olacağı tahmin ediliyor ve Forbes’a göre bu O’nu dünyadaki en zengin Fransız yapar. François-Henri Pinault’un serveti ise 26,1 Milyar Avro’ya ulaşmış. Bu rakam da Onu listede ki üçüncü en zengin Fransız yapmış (listenin ikinci sırası sanırım hâlen dünyaca ünlü kozmetik devi L’Oreal’in sahibi Liliane Bettencourt’a ait). Pinault’un servetinin bir yılda %12 artmış olduğu noktasını da belirtmeden geçemeyeceğim!

Sonuç olarak bu yarışı şimdilik LVMH group önde götürüyor gibi. Ama hayatına bir kereste tüccarı olarak başlayıp, bugün bulunduğu yerde Kering’in başarısı da taktire şayan. 1993 yılında Gucci’yi almasıyla başlayan yolculuk bence çok başarılı ve istikrarlı. Ancak tabii ki yoluna markaları satın alarak devam edecek olan bir şirket için en kritik olan şey kesinlikle satın alma kararları bence. Zira iyi olmayan bir strateji şirketin finansal alandaki konumuna ciddi hasar verebilir.

Ne dersiniz? Siz de benim gibi ilerleyen yıllarda lüks moda pazarının sadece bu iki büyük oyuncuya ait olacağını düşünüyor musunuz? Fikirlerinizi benimle paylaşın.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı da unutmayın tabii 🙂

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur.

Sevgiler,

Aslı