Sevdiğim Stiller – Sara Battaglia

Hepinize merhaba; bu güzel ve güneşli günde sizlerle çok keyifli ve benim için yine çok heyecan verici bir röportaj paylaşıyorum. Bugün “Sevdiğim Stiller” de konuğum ünlü İtalyan tasarımcı Sara Battaglia 🙂

Sara Battaglia son yıllarda Milano’dan doğan oldukça başarılı bir tasarımcı. Yaratıcılığı genç yaşlarda ortaya çıkmış. Çoğu yaşıtı çöp adamlar, kuşlar çizerken O, aksesuarlar ve kıyafetler çizermiş. Sahte moda şovları yapar ve Barbie bebekleri için kıyafetler dikermiş.

Daha küçücük bir çocukken babasına: “Baba, büyüdüğümde ne yapmak istediğimi biliyorum. Salvador Dali olmak istiyorum.” demiş.

O her zaman çantalara tutkun olmuş. Çünkü Sara için çantalar kadınların en önemli aksesuarları. Kırmızı rujundan asla vazgeçmeyen, tasarımları modern kadına hitap eden Sara konuğum olmayı kabul ettiği için kendisine bir kez daha çook teşekkür ediyorum.

Şimdi sizleri kısa ama güzel sohbetimizle baş başa bırakıyorum. Dilerim keyifle okursunuz.

Beğenmek için yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Sevgiler,

Aslı

ModaStilde (MS): Sevgili Sara, biraz kendinden bahseder misin?

Sara Battaglia (SB): Kendimi bildim bileli moda tasarımcısıyım ve etrafımızdaki güzelliklerden sürekli etkileniyorum.

MS: Modayı ne zaman bir kariyere dönüştürmeye karar verdin?

SB: İlk çantamı 6 yaşımda diktim. Yıllar sonra insanlara stilimi sunma güveni kazandım.

MS: Öncelikle çantalarınız hayatımıza girdi. Neden önce çanta?

SB: Bu çok doğaldı. Onlar hep bizimle. Ayakkabılar gibi çantalar da bize kim olduğumuzu söylüyorlar.

MS: Tasarım yaparken nelerden ilham alıyorsunuz?

SB: Çevremizdeki her şeyden, her an, herhangi bir deneyim bir ilham kaynağı olabilir. Gözlerinize bir lens koyarsınız ve “gökkuşağı” dünyasını görürsünüz.

MS: Bu sezon hazırladığın koleksiyondan biraz bahseder misin?

SB: S/S’20 koleksiyonum güzelliğe takıntılı olmaktan bahsediyor. Yani bugünün temellerine geri dönmeyi, temelde bir kadının iyi hissetmesini, iyi görünmesini, doğru fiyat ve doğru konfor seviyesinde olmasını anlatıyor. F/W’20 koleksiyonum içinde Sara Battaglia kadınını yaratmakta kendi şehrimden, Milano’dan esinlendim.

MS: Günlük rutinini anlatabilir misin?

SB: Uzun bir kahvaltı, biraz araştırma, eskiz çizimleri, mailler, spor salonu ve güzel bir yemek.

MS: Şimdiye kadar yaptığın tasarımlardan en sevdiğin ürün hangisi?

SB: Sevdiğim bir çok parçadan sadece bir kaçının adını söyleyecek olursam, RTW grubundan Cape Caket ve son zamanlarda (şimdi de) bir ikona dönüşen Toujours modeli plise gökkuşağı çanta diyebilirim.

MS: Sana göre moda ikonu kim?

SB: Bugün bir isim söylemek zor. Dünya kirlenmiş ve gizem yok. Audrey Hepburn’u düşün, bugün ona yakın birini görüyor musun?

MS: Bizimle paylaşabileceğiniz güzellik ve bakım rutinleriniz nelerdir?

SB: Sadece sağlıklı besleniyorum, biraz spor yapıyorum ve karşıma çıkan her şeye pozitif bakmaya çalışıyorum. Ayrıca sanat da benim için büyük bir güzellik rutini sayılır.

MS: Favori bakım markan nedir?

SB: Bir favorim yok.

MS: Gardırobunu açarsam en çok ne görürüm?

SB: Takım elbise.

MS: Moda dünyasının sevdiğin ve sevmediğin yönleri nedir?

SB: Büyük soru. Sadece olumlu yanlarını ele alalım. Moda sizin her gün iyi hissetmenize ve kim olduğunuzu ifade etmenize yardımcı olmak için büyük bir fırsat veriyor.

MS: Beslenmende nelere dikkat ediyorsun?

SB: İyi İtalyan yemeklere aşığımdır. Ve sadece yapmam gereken kadar sporu yapıyorum. Maalesef çok meşgulüm, işim çok fazla vakit alıyor.

MS: Asla giymem dediğin bir şey var mı?

SB: Asla asla deme 🙂 çünkü her şeyde ruh hali önemlidir.

MS: Her kadının dolabında olması gerekli dediğin Sara Battaglia tasarımı nedir?

SB: Eminim ki her kadın kendisi için doğru parçaları bulabilir çünkü her kadın farklıdır.

MS: Seni hep kırmızı rujunla görüyoruz. Onu bu kadar çok sevmenin sebebi ne?

SB: Kırmızı ruj kadınlıkla ilgilidir. Kadınlık, moda ve güzellik vizyonumda anahtar, bu yüzden kırmızı rujum benimle.

MS: Karantina günleri senin için ne ifade ediyor? Neler artık senin için daha değerli?

SB: Aramızdaki sessizliği gerçekten takdir ediyorum. Değerlerimizi yansıtmak ve yeniden keşfetmek için biraz zaman. Ayrıca, çevre ve insanlığa geçici olarak faaliyetlerinden vazgeçtiği için teşekkür ediyor, dünya tekrar nefes alıyor.

MS: Daha önce hiç Türkiye’ye geldin mi? Gelmeyi düşünür müsün?

SB: İstanbul’daydım. Kültürleri bir arada bulunduran çok güzel bir şehir. Umarım çok yakında geri dönebilirim, belki de Vakko veya Beymen gibi en iyi perakendecilerimizden biriyle bir şeyler yapıyor olabilirim.

MS: Son olarak; Türk takipçilerine mesajınız var mı?

SB: Yakında tekrar güzel ülkenizde buluşmak için sabırsızlanıyorum.

Sevdiğim Stiller – Renk ve Yaratıcılıkta Bir Uzman Nıcolas Degennes

Merhaba herkese; yine harika bir röportajla karşınızdayım ve yine çok mutluyum 😊

20 yıldır Givenchy Beauty’nin başında. “Givenchy Le” makyaj koleksiyonunu, ünlü prizma şekilli pudraları ve 4 G’den oluşan Givenchy logosunu yarattı. O küresel bir bakış açısına sahip. Benim de çok sevdğim  Le Rouge’ların da yaratıcısı kendisi.

Nicolas Degennes, Givenchy Beauty’nin ayrılmaz bir parçası. Teknik, yenilik, tasarım ve çalıştığı ekip Onun için ön sıralarda yer alıyor.

Çok sevdiğim bu koleksiyonların yaratıcısıyla yaptığım bu keyifli söyleşi için, teklifimi kabul ettiği için Ona ne kadar teşekkür etsem az. Röportajda da belirttiği gibi O gerçekten egolarını çoktan bir kenara bırakmış.

Dilerim keyifle okursunuz.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 😊

Sevgiler,

Aslı      

ModaStilde (MS): Sevgili Nicolas; bize biraz kendinden bahseder misin?

Nicolas Degennes (ND): Kendim hakkında konuşmak her zaman çok zor. İşim ve ürünlerim hakkında bir egom var, işler iyi yapılırken, makyaj, ürünler, dokular ve siyahları severim, Giacometti benim favorim sanatçım, Yayoi Kuzama’nın bakış açısını seviyorum. Her zaman Mark Rothko’nun ışıklarına ve renklerine ve Jason Pollock’a hayran oldum, yeni fikirlere konsantre olmak için sık sık yalnız kalmam gerekiyor. Her zaman işime teslim edilen kelimeleri ve hayal gücünü seviyorum.

MS : Givenchy’de Yaratıcı Makyaj Direktörü görevine ne zaman ve nasıl başladın?

ND: 1999’da onlarla konuşmaya başladım ve 2000 yılında sözleşmemi imzaladım. Başka bir makyaj çizgisi vardı sihir yaparken hiç hoşlanmadığım, 2 yıl içinde tamamen geri döndüğümde fikrim değişti, Hubert De Givenchy’ye bir ithaf, bir imza, bir açıklama vardı.

MS: Makyaj ve renkler senin için ne ifade ediyor?

 ND: Hayat, gülümseme, diğerlerine saygı! Ben her zaman makyajın bir sihir yaptığını düşünüyorum. Kendini göstermenin kişisel bir yolunu oluşturmak 10 ila 30 dakika sürüyor … hayat bir tiyatro sahnesi, hep birlikte oynayalım bunu olabildiğince iyi yapalım.

MS: Koleksiyon ve renkleri belirlerken bir ekiple mi çalışıyorsun?

ND: Her zaman Christine BURTIN ile birlikte çalışıyorum, onunla her zaman fikirlerden bahsediyoruz, o bana en yakın kişi, tüm dokulardan, Endüstri ile ilişkilerden sorumlu, sonra bu fikirleri bir kimya ekibiyle paylaşıyoruz. İşler yapıldığında, yeni dokuları pazarlama ekibi ile çok sık paylaşıyoruz. Bu insanların hepsi yaratıcılık süreçlerinde her zaman çok önemlidir.

MS: Bir makyaj koleksiyonunun hazırlık aşamalarını anlatabilir misin? Heyecan verici olmalı.

ND: Gerçekten öyle, bir kelimeden, sizi çevreleyen bir enerjiden, bir renkten veya birkaçından fikir gelebilir. Bir ihtiyaç, bir yolculuk, aklınızda bulundurmanız gereken şey, her zaman 2 yıl önceden çalışmaya başlıyoruz. Şu anda 2022’yi çalışıyoruz ve 2023 için bazı ürünler hakkında düşünmeye başladık.

MS: Koleksiyonları yaratırken yeterince özgür olabiliyor musun?

ND: Givenchy için çalıştığımdan dolayı çok şanslıyım, onlara bir ürün hakkında bir hikaye anlattığımda, genel olarak yapıyoruz. Mesela toz pudra; sadece doku için değil, aynı zamanda marka için gerçekten istediğim bir şeydi. Herkes kabul ettiğinde, başka bir seviye atladım ve Givenchy ekibinin bu fikre devam etmesine izin verdim.

 MS: Başarını neye bağlıyorsun?

ND: Belki her zaman kendinize yeni bir soru sormak, kendinizden emin olmak, ve egonuzu bir tarafa bırakmaktır.

MS: Stilini nasıl tanımlarsın?

ND: Sıkı çalışmak, ekibime sadakat, dürüstlük.

MS: Bir kadının makyaj çantasında mutlaka neler olmalı?

ND: Ruj, pudra, nezaket ve kocaman bir gülümseme.

MS: Koleksiyonlarını yaratırken en çok nelerden ilham alırsın?

ND: Her şey, herkes… her zaman sürpriz yapmaya çalışıyor, neyi sevdiğimi ve nedenini anlamaya çalışıyor, cevaplar buluyorum.

MS: Her koleksiyonda yer alan vazgeçilmez bir rengin var mı?

ND: Sonsuza kadar siyahlar… çok eğlenceli.

MS: Sana göre stil ikonu kimdir?

ND: Kadınlar kadınlar kadınlar… annem dışında sadece bir tanesi asla yeterli olmayacak.

MS: Çekimler sırasında herşey senin onayından geçiyor mu? Işık ve fotoğrafçı da dahil 😊

ND: Bu bir ekip çalışması olmalı, bir marka oluşturmak için birlikteyiz.

MS: Makyaj kolkesiyonlarının çekimlerinde modellerin seçimlerini nasıl yapıyorsun?

ND: Önceki cevabım ile tamamen aynı, etrafınızdaki insanlarla düşünmek zorundasınız.

MS: Givenchy Beauty’nin gelişimi için neler yapıyorsun?

ND: Kimya ekibiyle çok zaman geçiriyoruz, onlarsız, yalnız yapamam.

MS: Genel olarak her yerde gördüğümüz makyaj trendleri konusunda fikrin nedir?

ND: Bugünkü eğilimler zaten bitti. Bize odaklanalım, trendleri belirliyor ve her gün inşa ediyoruz.

MS: Kusursuz bir görünüm için ne yapmalıyız?

ND: Cilt bakımı her gün yapmamız gereken ilk şey, daha sonra baz, T bölgesinde toz pudra… en önemlisi ürünler değil, kullandığınız dokular, bazıları asla iyi arkadaş olamaz. Ağır ürünlerden kaçının.

MS: Yeni makyaj koleksiyonun en favori ürünü nedir?

ND: Onları çok yakında görebileceksiniz 🙂

MS: Bize cilt tiplerine göre favori ürünleri söyleyebilir misin?

ND: Karma Cilt: Givenchy Teint Couture City Balm

        Kuru Cilt: Givenchy Matissime Velvet 

        Hassas Cilt: Givenchy Teint Couture City Balm,

Bu şu anda piyasadaki en iyi ürün.

MS: Çantandan hiç ayırmadığın makyaj ürünü nedir?

ND: Balm, dudaklarımı beslemeyi seviyorum.

MS: Cildin için uyguladığın özel bakım tüyoların var mı? Bizimle paylaşır mısın?

ND: Her sabah ve makyajınızı çıkardıktan sonra kişisel cilt masajları için zaman ayırın.

MS: Bu sezon Givenchy Beauty’nin yüzü kim olacak?

ND: Blanca Padilla hâlâ Givenchy Beauty’nin yüzü.

MS: Givenchy Beauty için yarattığın vizyonu nasıl tanımlarsın?

ND: Dürüst, kadınlara ve erkeklere dokular ve renkler hakkında sadık. Sevdiğim küçük bir eğilim ile renkleri uygulayarak eğleniyorum.

MS: Karantina günleri senin için ne ifade ediyor? Şimdi senin için daha değerli olan nedir?

ND: Tembel olmamak, cildimize çok fazla bakmak! Herkes için zor bir zaman. Balsam, renkler, her zaman yardımcı olacak, aynalarda kendimizi memnun edecek ve aynı zamanda cildimizi mavi ışıktan koruyacağız, biz bilgisayarlar üzerinde çalışıyoruz, mesela melisa çok yardımcı olacaktır.

MS: Hiç Türkiye’ye geldin mi? Gelmeyi düşünüyor musun?

ND: Hapsedilmiş bu zaman yardımcı olmuyor ama kısa sürede mutlaka geleceğim.

 

Sürdürülebilir Kimliği ve Doğal Göz Alıcı Renkleriyle Karşınızda PANGAIA

Merhaba herkese; dünyamız için sürdürülebilirliğin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bu günlerde hep birlikte daha iyi anladığımıza ve farkettiğimize inanıyorum.

Zira dünyanın her yerinde yavaşlatılmış olan hayatın doğaya ne kadar güzel ve olumlu etkileri olduğunu gördünüz değil mi? Gökyüzü daha temiz, hava kirliliği daha az, denizlerde yunuslar var… o zaman hadi gelin sizi sürdürülebilirliği var oluşunun en tepe noktasına koymuş bir marka ile tanıştırayım 🙂

Deniz yosunundan dokunmuş t-shirtler, kır çiçekleri ile doldurulmuş puffer montlar, en doğal içeriklerle yaratılmış renkler… tamamı geleceğin dünyasını hayatımıza ve dolaplarımıza taşıyan sürdürülebilirlik tutkunu #loungewear markası Pangaia’ya ait!

Starlarının neredeyse tamamı bu bilimsel hareketle yaratılmış markayı kabullenmiş görünüyor.

Pangaia ekibi %90 kadınlardan oluşuyor ve şirket liyakat üzerine inşa edilmiş. Marka, uzun zamandır üzerinde çalışılan ve geliştirilen harika bir bilimle yola çıkmış.

Pangaia, günlük yaşam tarzı ürünleri ile çığır açan tekstil yeniliklerini ve patentlerini dünyaya getiren doğrudan tüketiciye ileten malzeme bilimi etiketli yepyeni bir marka. Birlikte çalıştıkları her teknoloji doğa endüstrisinin çevre sorununu çözüyor. Teknolojileri ve malzemeleri farklı endüstrilerdeki şirketlere sunarak bu çözümleri daha ileriye taşımayı umuyorlar. “Bu yenilikleri tanıtarak günlük ve herkes için malzeme, ürün ve deneyim tasarlıyoruz” diyor marka yetkilileri.

Kolektifin şık ama sade tasarımları, en yeni eko-teknolojilerle üretilmiş. Nane infüzyon yosun liflerinden yapılmış t-shirtler; kır çiçekleri ile yapılmış kaz tüyü içermeyen alternatif FLWRDWN (kurutulmuş kır çiçekleri) dolu puffer ceketler. Pangaia, temel menzillerine ek olarak, dünyanın dört bir yanından en heyecan verici çağdaş sanatçılarla işbirliği yapmış. Pangaia halihazırda sürdürülebilir eko-moda dünyasında yeni bir dalga yaratıyor. Pangaia, bu hedefi gerçeğe dönüştürmeyi amaçlayan bir kolektif yaratmak için en iyi bilim insanlarını, teknoloji uzmanlarını, sanatçıları ve tasarımcıları bir araya getirmiş.

Basit ama güzel tasarımlar, imalatlarında kullanılan çığır açan yeni eko-teknolojileri barındırıyor. Tüm Pangaia ürünleri vegan, geri dönüştürülmüş malzemeler, bitki bazlı veya laboratuvarda yetiştirilen yenilikçi alternatiflerle üretilmiş. Kürk, deri, yün ve ipek gibi hayvanların derileri, saçları veya tüyleriyle hiçbir şey yapılmamış. Örneğin, puffer ceketlerini doldurmak için Pangaia, kurutulmuş kır çiçeklerini kullanmış. Böylece kaz tüylerine yapılan zulüme vegan bir alternatif geliştirmişler. Bu çalışma 10 yıl sürmüş. T-shirtler, biyolojik olarak parçalanabilen, hafif ve pamuğa kıyasla nemi emmede daha verimli olan doğal bir yosun elyafından yapılmış. Pangaia sıfır atıklı dairesel bir sisteme bağlı ve her Pangaia parçası tamir edilmek ve geri dönüştürülmek veya tüketici adına geri dönüştürülmek suretiyle yaşamasını sağlamak için ABD merkezli Yenileme Atölyesi ile güçlerini birleştirmiş. İş burada bitmiyor… her ürün, 24 hafta içinde tamamen parçalanabilen biyo bazlı plastiğe bir alternatif olan TIPA ambalajında ​​teslim ediliyor.

Biyo bazlı ve geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılarak yaratılmış olan koleksiyon t-shirtler, kapüşonlular ve pantolonlardan oluşuyor. Bu çekirdek koleksiyon form ve işlev arasında mükemmel dengeyi sağlamak için tasarlanmış yüksek performanslı temellerden oluşturulmuş. Basit ama şık koleksiyon, Japonya merkezli heykeltıraş Haroshi ve Montreal merkezli sanatçı Raku Inoue gibi yaratıcılarla işbirliği içinde tasarlanmış.

Deniz yosunu doğal bir okyanus habitatında bolca büyür. Deniz yosunu, yavaş ve özenle İzlanda’yı çevreleyen sulardan toplanıyormuş. Sadece dört yılda bir hasat ediliyor ve aralarda da tam ikmal sağlıyormuş. Pangaia, bu rahat t-shirtleri oluşturmak için hafif tuzlu su yosun lifi ve GOTS sertifikalı organik pamuğu birleştirmiş. Daha sonra onları daha uzun süre taze tutmak için doğal nane yağı ile kaplamışlar, böylece su atıklarını kullanım ömrü boyunca 3000 litreye kadar azaltmaya yardımcı olmuşlar*.

* normal bir t-shirt ile karşılaştırıldığında.

Nane yağı konusunda şaşkın olabilirsiniz ancak şunu söylemeliyim ki; bunun nedeni bu t-shirtleri daha az sıklıkla yıkamanıza fayda sağlıyor olması. Çünkü nane yağı doğal bir anti-bakteriyel. O nedenle özellikle terleme ve ter kokusu konusunda çok çözümsel bir yöntem bu. Yani bu sayede satın aldığınız bir t-shirtü 20 kez giydikten sonra yıkayabilirsiniz 🙂

"Türleri Koru" Temalı T-Shirt Koleksiyonu

Bu t-shirtlerin %60’ı yosun, %40’ı organik pamuktan üretiliyor evet ama bu oranın %80 yosun ve %20 pamuk olan versiyonu da var. Hatta daha da güzeli markanın %100 doğal yosundan üretim yapmak için testlerini tamamlamış olması 🙂 bravo Pangaia!

Pangaia bitkilerden botanik boyaların yaratımı ve düşük su tüketimi yöntemlerini kullanıyor. Bunlar toksik olmayan doğal boyalar, zengin tonlu renklere ulaşmak için gıda atıkları, bitkiler, meyveler ve sebzeleri kullanıyorlar. Pembe bir t-shirt; Japon sakura kiraz çiçekleri ile sarı; sarı orman bitkilerinin renkleriyle ve kırmızı ise; bitki kökleri ile renklendirilmiş.

Geri Dönüşümlü Pamuk Kapüşonlular ve Eşofman Altı

Pangaia en yüksek kalitede % 100 Japon geri dönüştürülmüş pamuk karışımı kullanarak rahat kalın dokulu hoodie ve pantolonlar yarattı. Dokuma organik ve geri dönüştürülmüş pamuk birleştirilerek yumuşak hisli ve rahat bir uyum elde edilmiş. Kapüşonda kullanılan pamuk, böcek ilacı ve kimyasal madde kullanılmadan toprağa saygılı ve su tasarrufu yapılarak geri dönüştürülmüş.

Pangaia; iyi bir yarına ve yenilik yapmaya kendini adamış; moda, doğa ve bilimin alternatif kavşak noktası olmayı hedeflemiş. Kategorileri, sınırları ve bilimi genişletmiş. Bu dünya ötesi… Z kuşağı ve bin yıllık moda ruhunu, teknolojinin sadeliği ve tasarım ahlakıyla birleştiren, sorumlu, sıfır atık, sürdürülebilir bir markanın değerleriyle birlikte yoluna devam etmek istiyor Pangaia… dilerim bizler de destek olabiliriz 🙂

Umuyorum keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın.

Toparlanmış, yenilenmiş, özgürce nefes alan bir dünyada sağlıkla buluşmak dileğiyle!

Sevgiler,

Aslı

Sevdiğim Stiller – Moda Dünyasının Dijital İkonu Noonoourı

Herkese merhaba; hepimiz evdeyiz, sakiniz, yavaşlatılmış bir dünya düzenini mecburi olarak yaşıyoruz. Yapacak çok şey var ve hiçbir şey yok aslında…

Ben de evdeyim ve bugün uzun zamandır yapmayı hayal ettiğim bir röportajı gerçekleştirmenin haklı mutluluğuyla huzurlarınızdayım 🙂 Moda dünyasının dijital ikonu Noonoouri ile çok güzel ve samimi bir söyleşi gerçekleştirdim.

Joerg Zuber bir Alman ve Noonoouri 5 yaşından beri hayalini kurduğu bir karakter. O masalsı dünyasını 2018 yılında hayata geçirmiş. Başarılı olacağına da bence her zaman inanmış. Bugün global moda dünyasında bir çok markanın yüzü ve bir çok ünlü ismin arkadaşı oldu. Dior’dan, Versace’ye, Dolce Gabbana’dan, Cavalli’ye son iş birliği olan KKW Beauty’ye kadar bir çok marka Onunla işbirliği yaptı.

Vogue’dan, Figaro’ya kadar bir çok derginin kapağını süsledi.

Türkiye’de Onunla birebir röportaj yapan ilk isim olmanın haklı gururu ile sizleri Noonoori ile yakından tanıştırıyorum.

Keyifli okumalar dilerim, beğenmek için yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgiler,

Aslı

ModaStilde (MS): Biraz Noonoouri’den bahseder misin?

Noonoouri: Noonoouri benim yarattığım bir dijital karakter . Zaten beş yaşındayken bu fikrim vardı ve şimdi güzellik yaşam tarzı moda sanat ve mimari hakkında rapor veriyor ve çocuklar, hayvanlar ve doğa için sessiz bir ses olarak var oluyor.

MS: Bu muhteşem sanal proje nasıl doğdu?

Noonoouri: Beş yaşımdayken insanlarla nasıl iletişim kurabileceğimi düşünüyordum ve evet iletişim kurabileceğim Onun gibi bir bebeğe sahip olmanın mükemmel olacağını düşündüm.

MS: Bu proje yaşamında neler değiştirdi?

Noonoouri: O benim bütün günümü yönetiyor. Planlama yapmalıyım, ekibi organize etmeliyim. Ne tür mesajları vereceğimizi belirlemeliyim çok fazla sorumluluk, çok fazla disiplin ve tutku var. Sevgi ve özveri ile nasıl iletişim kuracağımı düşünüyorum.

MS: Projenin odak noktası neydi? Çalışmalarında nelere dikkat ediyorsun?

Noonoouri: Yaymak istediğimiz mesajlar ile onun için yaptığımız her parçada görülmesi gereken kalite arasında bir karışım var.

MS: Bir günün nasıl geçiyor?

Noonoouri: Oldukça yoğun. Çok şey öğrenmeye ve ekibi organize etmeye başladım. Böylece etrafımda çok fazla program, fikir ve düşünce var.

MS: Sana neler ilham verir?

Noonoouri: Açık renkler. Genel yaşamda bana dokular çok fazla ilham veriyor ve kesinlikle doğa.

MS: Senin için stil ikonu kimdir?

Noonoouri: Naomi Campbell

MS: Dünya markalarıyla işbirlikleri yapıyorsun. Senin için en inanılmaz olan hangisi?

Noonoouri: Her proje kendi başına harika ve ne yaparsanız yapın gerçek görev ve meydan okuma gibi ama elbette büyük isimlerle çalışmak, bu konuda çalışmaya başladığımda her zaman yüksek bir kalp atışı gibi.

MS: Şu an devam eden ve gelecek işbirliklerinden bahseder misin?

Noonoouri: Tabii ki Çin, her zaman benim için çok önemli olan yaratıcı zihinlerle birlikte çalışmanın birçok potansiyel ve ilginç yolunu gördüğüm oyun endüstrisinin yanı sıra ilginç bir pazar (anlaşılan bu pazar için bizi ilginç ve yaratıcı bir proje bekliyor. Belki Noonoouri’ye ait bir oyun gelecek. Bakalım neler olacak).

MS: Dünyanın her yerinde seni görmek mümkün. Ama aslında nerelisin?

Noonoouri: Şahsen ben Almanya’da doğdum ve büyüdüm. Noonoouri küresel bir vatandaş, Onun evi dünya.

MS: Moda dünyasında senin için en özel isimler kimlerdir?

Noonoouri: Coco Chanel ve Gianni Versace

MS: KKW (Kim Kardashian West) Beauty ile işbirliği yaptın. Nasıl gelişti bu süreç?

Noonoouri: Kim Kardashian başından beri ilham perisi ve onun için bir ilham perisi olmaya aracılık etmek istedim, bu yüzden iletişime geçmeye başladık ve kontür makyajı paketi için güzellik öğreticiliği yaptım. Çünkü ürünün uygulama şekli çok zor duyarlı ve bir bakıma çok sanatsal.

MS: Bağımlısı olduğun bir marka var mı?

Noonoouri: Çok fazla marka var ve gerçekten saygı duyuyorum ve her markanın uzmanlığını seviyorum, sadece markanın yüzeyini çizmekle kalmaz, aynı zamanda her markanın temel değerlerine adım atmaya çalışırsanız DNA’yı keşfetmek çok şaşırtıcı.

MS: Bize moda ve güzellik rutinlerin hakkında ipuçları verir misin?

Noonoouri: Her şeyde olduğu gibi özellikle güzellikte de çok disiplinli olmanız gerek, cildi temizlemek ve nemlendirmek şart ne zaman olursa olsun, her zaman çok doğru ve çok disiplinli olmanız gerektiğini hissediyorum. Ve her zaman moda için içgüdülerini takip et, bir çeşit kostüm değil ya da başkalarının ne söylediği değil, giydiğin şeyde rahat hissetmek zorundasın çünkü kıyafet başka türlü olgu değil.

MS: Bu dijital proje sana moda ve teknoloji arasındaki bağı nasıl anlatıyor?

Noonoouri: İnsanların geleceği kucaklamasını istiyorum. İnsanların geleceğe olumlu bakmasını istiyorum. Yeni ufuklar açmak istiyorum. İnsanların geleceğin nasıl görünebileceğini ve bundan nasıl yararlanabileceğimizi anlamasını istiyorum çünkü her zaman önce insanlar ve sonra teknoloji geliyor – teknolojiler bizi desteklemeli ve teknolojiden faydalanmalıyız.

MS: Asla giymem dediğin bir parça var mı?

Noonoouri: Asla gerçek kürk giymezdim. Bu çoktan bitti ve şirketleri – hatta birlikte çalıştıklarımı ve kürk kullananları- yeniden düşünmeye ve değiştirmeye teşvik etmeye çalışıyorum.

MS: Dolabını açsam en çok ne görürüm?

Noonoouri: Parıltı.

MS: Yanlızca moda ile değil; doğa, sürdürülebilirlik gibi konularda da bir aktivistsin seni çok tebrik etmek istiyorum.

Noonoouri: Sessizliğe ses vermeliyiz çünkü tek bir gezegeni paylaşıyoruz ve bu dünyada henüz korumamız gerektiğini keşfetmediğimiz çok güzel şeyler var ve çocuklar için sesimizi yükseltmek zorundayız. Gelecekte onları eğitmek zorundayız Onlara hayvanlara ve doğaya şefkat göstermelerini söylemeliyiz çünkü onlar bizim bir parçamız ve geleceksin ya da geleceğin! Şimdi her zamankinden daha fazla sese ihtiyacımız var.

MS: Karantina günleri senin için ne ifade ediyor? Nelerin değerini daha çok farkettin?

Noonoouri: Karantina benim için çok odaklı ve disiplinli çalışmak ve bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için nasıl katkıda bulunabileceğimi ve herkesin hayatı iyileştirmek için neler yapabileceğini anlayacak şekilde takipçilerimle nasıl iletişim kurabileceğimi düşünmek anlamına geliyor.

MS: Hiç Türkiye’ye geldin mi? Gelmeyi düşünüyor musun?

Noonoouri: Evet İstanbul’a gittim ve şehri gerçekten çok seviyorum – Türkiye harika bir kültüre ve büyük bir mirasa sahip – gelenekler modern bir ruhla birlikte beni büyüledi.

MS: Türk takipçilerine bir mesajın var mı?

Noonoouri: Hayalinize inanın ve başkalarının söylediği ne olursa olsun yolunuza devam edin ve kalbinizi dinleyin.

MS: Konuğum olmayı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim.

Noonoouri: Teşekkür ederim.

Evdeyiz… Biraz Zor Da Olsa!

Merhaba; tüm dünyanın içinde olduğu küresel zor bir süreçle baş başayız!

Salı sabahından itibaren evden çalışmaya başladık ve bugün itibriyle de çalıştığım kuruma ait tüm mağazalar süresiz olarak kapatıldı 😦 evet evdeyiz… ve bu süreçte hem kendimiz, hem sevdiklerimiz hem de yaşadığımız şehirler için yapacağımız en doğru şey evde olmak #evdekal mak! Bilinçli ve sağduyulu olmalıyız. “Bana bir şey olmaz.” zihniyetinden kurtulmalıyız.

Evde olmak zor olabilir. Özellikle de bizim gibi yoğun tempolu çalışmaya alışık olan kişiler için. Ancak yapacak, yapabilecek bir çok şey var. Öncelikle güzel bir gardrop detoksuna ne dersiniz? Kullanmadığınız, bedeninize uygun olmayan, lekelenmiş, atmaya yada vermeye kıyamadığınız, “Zayıflayınca giyeceğim.” diye aldığınız ve 3 yıldır dolapta etiketiyle duran o parçayı çıkarın dolaptan.

Öncelikle dolapta kalmaya devam edecek olanları kombinleyin, katlayın ve güzelce yerleştirin. Sonra dolaptan çıkarttıklarınızı ikiye ayırın;

1- İyi durumda olanları ikinci el satış sitelerinden satışa çıkarın (dolap.com , modacruz.com v.b gibi siteler var).

2- Daha yıpranmış, kullanılmayacak yada satılamayacak gibi olanları da geri dönüşüme verebilrisiniz. Zara ve H&M gibi global fast fashion moda markaları bu kıyafetleri alıyor. Ayrıca H&M size bunun için bir de indirim çeki veriyor 🙂 değerlendirin derim 🙂

Eğer yalnız yaşıyorsanız boool bol kitap okuyun, mesela arşivlerinizi düzenleyin.

Ailenizle yaşıyorsanız yapacak biraz daha çok şey olabilir. Sohbet edin, kitap okuma yarışı yapın mesela. Kitap okumak gerçekten çok iyi geliyor. Fazladan okunan her kelime güç veriyor bana 🙂 çocuğunuzla mutfağa girin, ev işlerini bölüşerek birlikte yapın. Sohbet edin. Birlikte müzik dinleyip dans edin. Biz oğlumla böyle yapıyoruz. Mesela bugün birlikte tiramisu yapacağız 🙂 sabah kahvaltı sofrasını ben hazırlıyorum O da topluyor.

Henüz sokağa çıkma yasağı söz konusu olmadığı için ve yalnız çalışıyor olduğu için eşim işine gitmeye devam ediyor. Ancak kimseyle temas etmiyor ve eve erkenden dönüyor.

Ne yazık ki evde olmak biraz fazla yemek anlamına da geliyor hepimiz için 😦 lütfen bu konuda çok çok dikkatli olalım. Sürecin sonunda bir de kendimize fazla kilo yükü yüklemeyelim! Ben dün sevgili Gökçen Arıkan‘ı keşfettim. Eminim tanıyanlarınız çoktur ama ben dün tanıştım. Saat 19.00’da canlı yayın ile spor yaptık. Suyum çıktı desem abartmış olmam. Bu bir tavsiye, yapmak isterseniz takip edin çünkü çok faydalı! Henüz sokağa çıkabiliyorken ve evleriniz sahil yada ormanlık alanlara yakınsa çıkıp güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Temiz hava iyi gelir.

Ama lütfen kimseyle, özellikle de ileri yaştaki kişilerle temas etmeyin. Siz etkilenmeyebilirsiniz ama karşınızdaki kişiler etkilenebilir. Yani kimin hayatını zora sokmak istersiniz ki? Kimsenin… o nedenle duyarlı olmak zorundayız. Karşı komşum gibi duyarsız insanları görmek sinir ediyor beni 😦 dün karşı dairem o kadar kalabalıktı ki; sanırım 20 kişi falan vardı. Oğlumla çıkıp biraz yürüdük ve bir kaç eksiğimizi aldık. Döndüğümüzde kapıda ki o ayakkabıları görünce şok olduk! Bu kadar duyarsız olabilmek neden??

Bu bir süreç… ama bir tatil değil! Bir tedbir. Lütfen dikkat edin. Sağlık konusunda yetkililerin söylediği talimatlara mutlaka uyun. Ben yine de hatırlatmak için size aşağıya sıralıyorum.

Sizin de yaptıklarınız ve benimle paylaşmak istediğiniz önerileriniz varsa; benimle yorum olarak paylaşın lütfen. Güzel bir iletişim kurup tüm okuyuculara hep birlikte destek olalım ne dersiniz? Hep birlikte sağlıklı günlerde buluşmak üzere.

Sevgiler,

Aslı

ÖNLEMLER;

1- 15 Dk. da bir mutlaka ılık su için. Virüs önce boğazda yaşıyor. Akciğere inmeden mide asidine indirebilirseniz yenebilirsiniz.

2- Ellerinizi minimum 20 sn. bol sabunla yıkayıp iyice durulayın (elinizi sabun ile ovarken lütfen musluklarınızı kapalı tutun). Sonrasında kolonya yada bir dezenfektan kullanın. Mümkün olduğunca elinizi göz, burun ve ağzınızdan uzak tutun. Çünkü virüs mukozaları seviyor ve oralara yerleşiyor!

3- Kendinizi karantinaya alın. Çünkü virüsle en geç temas edenler en şanslılar olacakmış. Sokağa çıkıp geldikten sonra tüm kıyafetlerinizi balkona koyun ve en az 3-4 saat havalandırın. Giyisileri makinada 60-90 derece sıcaklıkta yıkayın.

4-Bol meyve sebze tüketin. Abur cubur olarak tüketim hakkınızı mümkün olduğunca ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler yönünde kullanın.

5- Bağışıklığınızı yüksek tutacak sarımsak, soğan, kefir gibi besinler tüketin.

6- Bağışıklığınızı destekleyecek vitaminler alın. C vitamini çok önemli, beta glukanlar, D vitamini ve kara mürver almaya özen gösterin. Aktardan kara mürver alın ve sıcak bir fincan suya bir tatlı kaşığı koyup demleyerek günde 3 defa için 😉 Ben oğluma kara mürver içeren bir vitamin şurubu aldım. Çocuklara bu şekilde içirmek daha kolay olabiliyor.

Bu Süreçte Kullandıklarımız (Ailece)

7- Hareket edin, mümkün olduğunca evden spor yapmaya özen gösterin (yukarıda önerimi yaptım).

8- Mutlaka ama mutlaka sigarayı bırakın. Sigara içenlerin içmeyenlere oranla bu virüse yakalanma riski %14 daha fazla 😦

9- Tırnak etlerinizi asla yolmayın ve maniküre de bu süreçte gitmeyin (başımızın çaresine bakacağız artık).

10- Moralinizi yüksek tutun, bir de evinizde varsa kuşburnu kaynatın ve için. Poşet çay değil, gerçek kurutulmuş kuşburnu olması önemli burada.

11- Sevdiklerinizi aramayı, onlara sevginizi söylemeyi ve boool bol kahkaha atmayı unutmayın 🙂