Ofis Giyimi Sıkıcı Olmak Zorunda Mı?

Herkese merhaba 🙂 size ilham vereceğini düşündüğüm bir konu hakkında olsun istedim bu kez makalem. Kış geliyor (henüz bir işaret olmasa da) ve ofiste ne giyinsem konusu da hepimizin kuşkusuz derdi oluyor. Hadi işinizi biraz kolaylaştırayım .

Kış gelince sıcacık yatağınızdan çıkıp hiç de rahat ve şık göremediğimiz o kışlık kıyafetleri giyinmek size de zor geliyor mu? Bazı pratik yöntemlerle aslında uykuya biraz daha zaman ayırabilirsiniz desem; sizin için yeterince çekici olur mu 🙂

İdeal olanı ofis stilini tamamlayacak 3 ana parçaya odaklanmak. Elbette aksesuarlar da ekleyebilirsiniz ama burada kilit nokta “AKŞAMDAN TÜMÜNÜ HAZIRLAMIŞ OLMANIZ”. Aslında Kış bir türlü gelemedi. Hava sabah ve akşam serin, gün içinde ise sıcak! O nedenle bir triko ile sandalet, bir çift bot ile tril tril bir elbiseyi henüz birleştirebiliyoruz.

Ofis giyimi hiçbir zaman karmaşık ve havasız olmak zorunda değil! Aslında nerede olursanız olun; basit ve telaşsız bir kombin her zaman her yere uyacaktır.

Eğer yeni bir iş için mülakata gidecekseniz; kesinlikle doğru ve kararlı bir seçim yapmalısınız. Daha düz ve net renklerle sadece kendiniz olarak gitmeniz kesinlikle en doğrusudur.

Şimdi size, kışın evden çıkıp ofise gidiyorken kendinizi üzerinizde bir depresyon sweatshirtü yada salaş siyah bir kazakla bulmayın diye birkaç öneri yapacağım 🙂 hadi başlayalım.

1- Düz Renk Bir Ceket ve Animal Skin Pantolon

Ekru yada krem rengi suni kürklü bir ceketi hayvan baskılı bir pantolonla bir araya getirin ve sivri burunlu bir çift siyah botla tamalayın.

2- Şık Takım Elbise

Daha çok kurumsal bir atmosferde çalışıyorsanız (banka gibi) o zaman tavsiyem iyi kesim ve dikimli bir takım elbiseyi içine bir t-shirt ve oxford ayakkabılarla şık ve daha basit görünümlü bir hale getirmeniz.

3- Midi Triko Elbise

Ofiste gün boyu sıcak kalmak için diz boyu çizmelerle tamamlanmış bir triko elbise hiç fena olmaz 🙂 aynı etkiyi şimdilerde moda sahnelerinde olan triko kazak ve etek takımıyla da yakalayabilirsiniz.

4- Yüksek Bel Clots Pantolon

Yüksek bel hareketli görünüme sahip bir pantolonu basit, basic bir kazak ve biker botlarınızla tamalayın.

5- Bir Elbise

Fırfırlı, pilili, balon kollu bir elbise ile metalik renklere sahip topuklu bir ayakkabı ile şık bir kombin yaratın. Dışarısı çok mu soğuk? Şanslısınız çünkü bu elbiseleri botlar, çizmeler hatta sneakerlarla bile tamamlayabilirsiniz.

6- Bir Jean Yeter Aslında

Bir jeani balıkçı yaka bir kazak, suni kürk bir palto ile tamamlamak yeterince şık olur. Hatta biraz kısa ispanyol paça bir jean olsun, onu bileklerinizi saran bir çift ankle boot ile tamamlayın 🙂

7- İpek Etek Üzerine Uzun Bir Kazak

Bu aslında sadece bir etekle değil; aynı tarzda ince askılı bir elbise ile de yapılabilecek bir kombin. Altına mı? Çizme, bot yada şık bir sandalet çok iyi olur.

8- Çizgili Bir Triko ile Kadife Bir Takım

Bir kadife takım elbiseniz var ve bir türlü rahatça kullanamıyor musunuz? O zaman dinleyin; ince çizgili bir triko ve sneakerlarınızla kombinleyin. İşte zahmetsizce hazırsınız 🙂

9- Midi Elbise ve Puff Bie Ceket

Bu kombini şık olsun istiyorsanız çizmelerle, rahat olsun istiyorsanız kalın tabanlı bir spor ayakkabı ile kombinleyin.

10- Renkli Bir Çift Çizme ve Küçük Siyah Elbise

İşte zor ve kararsız zamanların kurtarıcısı “Little Black Dress” ve elinizde olan herhangi renk bir çizme. Çabasız ama şık, kolay ama özenli bir kombin. Sizce?

İşte böyle… dilerim keyifle okumuşsunuzdur ve size ilham vermiştir 🙂 bu arada gördüğünüz tüm kombinlerin bizzat tarafımdan yapıldığını da ayrıca belirtmek isterim.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Görüşmek üzere, sevgiler.

Aslı

Türkiye’de Stil Danışmanı (Stylıst) Olmak

Merhaba herkese, öncelikle muhteşem bir hafta geçirmenizi diliyorum 🙂 Geçtiğimiz günlerde iki arkadaşımla bu konu hakkında kendi aramızda konuştuk da; bende biraz dertli olduğum için yazmanın iyi olacağını düşündüm. Belki aklınızda ki o algıyı az da olasa değiştirebilirim 🙂

Bu konu ben ve benim gibi birçok arkadaşım, tanıdığım yada tanımadığım insan için kanayan bir yara. Çünkü ne yazık ki eğtimini bile almış olsanız (ki ben ESMOD Fashin Academy’den aldım bu eğitimi) ülkemizde “Stil Danışmanı” kavramı kabul göremiyor. Hatta üzülerek belirtmeliyim fazlaca da küçümseniyor. Ne acı değil mi?

Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değil! Stil Danışmanlığı inanılmaz zor bir iş. Ben hafta içi tam zamanlı çalıştığım bir işim olduğundan gelen talapleri ancak haftasonları değerlendirebiliyorum. Bu konu hakkında bana ulaşmak isterseniz modastilde@gmail.com adresime mail atın 🙂 en hızlı şekilde dönüş yaparım! Neyse konuyu dağıtmayalım! Herkesin stili kendine eminim iyi ve eşsiz geliyordur. Gerçekten kötü olsa da kimse yardım talep edebilecek yada giyinmek konusunda zorlandığını kabul edebilecek kadar öz güven sahibi olamıyor ülkemizde. Oysa bu çok normal bir durum. Bazı haftasonlarım danışanlarımla yoğun bir şekilde geçiyor. Paylaşım yapmak istiyorum ama inanın 10 kişiden 8’i “Paylaşmasınız olur mu Aslı Hanım 🙂 ” dedikleri için artık paylaşım yapmaya yeltenmiyorum bile! Ne var bunda? Neden böyle özel bir hizmet alabilecek kadar lükse sahipken bunu paylaşmak kendini kötü hissettirir insana? bu kısmı asla çözemiyorum ama artık takılmıyor ve sadece sonuca bakıyorum.

Danışanlarımın mutlu olup, çok beğenildiklerini ve kendilerini iyi hissettiklerini anlatan o güzel mesajları yetiyor bana 🙂 son güzel mesajımı daha Perşembe günü aldım. Güzel ve iyi hissettiren bir his bu! İşte beni mutlu eden şey. O sebeple paylaşmasam da sorun değil benim için. Asıl sorun, anlamamız gereken konu şu; giyiminiz konusunda destek almanız yada bunu paylaşmanız kötü, utanılacak, ayıp bir şey değil! Aksine bu lükse sahip olmak size iyi hissettirmeli bence 🙂 düşünsenize ne büyük rahatlık. Düşünmek yok, kombini tamalama çabası yok! Hangi çanta, hangi ayakkabı, hangi aksesuar karmaşası yok! Ne lüks ama…

Bir de globale bakalım: Ünlü yada ünsüz kim bu konuda destek alıyorsa göğsünü gere gere paylaşıyor! Aradaki fark neden kaynaklanıyor peki? Fark şu; Onlar öz güvenli büyüyor. Bizde ki mahalle baskısı onlarda ya hiç yok, yada yok denecek kadar az. Biz “Ay rezil olurum ne gerek var söylemeye, nereden bilecekler? Ben yaptım derim!” karmaşasıyla devam ediyoruz. Ne istediğimizi bilmiyoruz. Her an, her gününüz için de destek alabilirsiniz yada sadece özel bir gününüz için de olur. Bunlar normal şeyler.

Mesela benim giydirmek istediğim bazı ünlü, bazı cemiyet hayatından insanlar var. İsim vermeyeceğim! Aslında benim için hiç sorun değil; yaptığım işi biliyor ve hakim olduğum için isim vermek sorun olmaz ama sektörde az tanınan biri olunca biliyorsunuz görüşlerimize değer verilmiyor 😦 Ortalık klavye delikanlısı siber zorbalarla dolup taşıyor. Daha birkaç hafta önce şu ünlü Rus model Elena Perminova’nın ( @lenaperminova ) bir fotoğrafının altına herkesin elinde olan bir Bottega Veneta çanta için yorum yaptım, aman Tanrım… gelen cevaplara inanamazsınız! 28 yorum falan yanıtladım ve açıkçası farkettim ki yorucu 🙂 (merak ederseniz hangi post olduğunu aşağıya paylaşıyorum. Bu fotoğraf altındaki yorumları sabrınız varsa okuyabilirsiniz).

Yorum yaptığım ve cevapyağmuruna tutulduğum paylaşım!

Sonuçta kişi ünlüyse yada ne bileyim bir ünlü, bir cemiyet hayatı mensubu çocuğuysa tabiri caizse kılığı dehşet verici de olsa; kendini mükemmel görüyor. Çünkü sonuçta her basılı, görsel yayın yada sosyal medyada kendisine yer buluyor. Ama bazı isimler var ki; Allah’ım… denk gelsek de tamamen değiştirip bir düzene sokabilsem diyorum! Bu aralar hislerimin tercümanı sevgili Aslı Barış’ın “Var Odası” köşesi. Tıpkı ben gibi düşünüyor Aslı’cım 🙂 ancak O yıllardır bu sektörde, çook çok emek vermiş bir isim. Takdire şayan kesinlikle. Okuyun, ne demek istediğimi daha net anlayacaksınız.

Neyse; velhasıl demek isteediğim “Stil Danışmanlığı” zor ve meşakkatli bir iş. Türk insnı bu desteği her ne kadar istiyor olsa da bir yandan da aklında hep şu cümle “İki kıyafet seçip giydiriyor para alıyor. Oh ne güzel! Ben de yaparım!” ama olmaz. Her güzel giyinen, arkadaşının akıl danıştığı kişi stil danışmanı olamaz. Kendin gibi giydiremezsin danışanı. Stil danışmanlığı o olmaz (bunu ayrı bir post olarak detaylı bir şekilde yazarım isterseniz). Bu işi yapabilmek için gelen kişiyi renk, beden, cilt alt tonu gibi bir çok özelliğe göre analiz edebilmelisin.

Bir de rica edeceğim lütfen bu tarz destekler almak için yola çıktığınızda yanınıza kimseyi almayın! Sadece kendinizi ve güveninizi alarak gelin 🙂 ben açıkçası yanında arkadaşı yada aileden biriyle gelen danışanlarımı yalnız olmayı kabul etmezlerse geri çeviriyorum. Çünkü bir değişim yada rötuş istiyorsa kişi bunu kendisi onaylamalı! Sadece kendisi karar vermeli. Genelde bu 3. kombinden sonra oluyor. Yani askıda görüp yadırgadığı bir kombini deneyince o özgevene daha çok sahip oluyor ve aynada gördüğü kendisine daha farklı bakıp seviyor.

Sizden bir ricam olacak; hiçbir işi lütfen küçümsemeyin. Her işin kendi zorluğu var. Bu sadece bir stil yaratmak değil. Aynı zamanda ciddi bir psikolojik destek. Kişinin özgüvenini yükseltip muhteşem işler yaratıyoruz / yaratıyorum. Belki bir gün yollarımız kesişir ve ne demek istedğimi yaşayarak anlayabilirsiniz.

Dilerim biraz olsun aklınızdakileri netleştirebilmişimdir. Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Herhangi bir sorunuz olursa yorum kısmına yazabilirsiniz.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Çok sevgiler,

Aslı

Bir Pantolon Hikayesi

Herkese merhaba;

Bugün hayatımızı kolaylaştıran, hatta kurtaran mı demeliyim bilemedim? Günlük hayatta, davetlerde hatta kırmızı halı da bile vazgeçilmez olan pantolonun kısa bir hikayesini paylaşacağım sizlerle.

Jean D’arc (Albert Lynch tasviri)

15. Yüzyılda Jean D’arc erkek kıyafetleri giyip savaşa katıldığı için yakılıyor. 1850’de Amelia Bloomer ve Elizabeth Smith Miller, Viktoryen kıyafetlerini bir kenara bırakıp kadın haklarını savunmaya, coğrafyanın o tarafında “Türk Pantolonu” olarak bilinen şalvar giyerek başlıyorlar. 1881’de Londra’da kurulan “Rational Dress Society” kadınların hayatını kolaylaştırmak adına eteklerin üç buçuk kilodan ağır olmaması kararını alıyor.

1914’te Gabrielle Chanel, günlük hayatında daha sık pantolon giymeye başlıyor ve hatta müşterileri için de tasdarımlar yapıyor. Modaevinin arşivleri, Coco’nun bu parçayı kadın gardrobuna bahşettiğinin en büyük kanıtı olabilirler. Oysa kadın; pantolonu ancak gerektiğinde giyinebiliyor. Bisiklete binmek, ata binmek, yelken, tenis ve fabrika işçiliği için özel dikilen pantolonlar 1930’larda amaçsızca giyildiklerinde hâlâ kadınların hapse atılma sebeplerinden biri olmaya devam ediyor.

Gabrielle Chanel

1938’de Los Angeles’da bir öğretmen olan Helen Hulick, hırsızlığa şahitlik ettiği gerekçesiyle mahkeme tarafından çağrılıyor. Hakim, söyleyeceklerini dinlemeden önce Bayan Hulick’e pantolon yerine etek giyip geri gelmesini söylüyor. Ve beyan vermeye hakimin isteğini yerine getirmeden giden Hulick; beş gün hapis cezası alıyor.

Bu sırada; Marlene Dietrich ve Katrine Hepburn film galasına pantolonla katıldıkları için alkışlanıyorlar 🙂 kadınların ekranda ve beyaz perdede kat ettikleri yol ne yazık ki işin hukuksal tarafını pek de etkilemiyor ve göstermelik olmaktan öteye gidemiyor.

İkonik “Parizyen Kadın” imajı bugün cigarette pantolonlarla bir tutulsa da; Fransa’da kadınlar adına maskülen giyinmek için bir erkekten yazılı izne sahip olmaları gerektiği hukukta yazılı olarak açıkça belirtiliyor. Bu yasa; uzun zamandır uygulanmıyor olmasına rağmen tembellikten midir bilinmez (!) ancak 2013 yılında yürürlükten kaldırılıyor 🙂

Kısacası günümüzde de olduğu gibi; kadın olmak hep zor olmuş! Ülken için savaşa gittiğinde bile saygı göreceğine yakılmışsın! Pantolon giymek için bir erkekten izin almak… ne tuhaf! Ama daha yakın geçmişe kadar ülkemizde de resmi kurumlarda kadınların pantolon giymesi yasak değil miydi?

Neyse ki o dönemde sadece çocuktum 🙂 pantolonlarım hele ki jeanlerim olmadan ASLA diyorum ve sizlere keyifli okumalar diliyorum.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu 🙂

Sevgiler,

Aslı

P.S: Defterime yazmışım bu metni ama kaynağını yazmayı nedense akıl edememişim 😦 satırları tanıdık bulan olursa lütfen yorum kısmında paylaşsın benimle olur mu?

Moda Haftaları Başladı

Merhaba herkese,

Evet, en son yayınımın üzerinden iki ay geçmiş olduğunun farkındayım. Ama çalışma tempomun çok ve hızlı olduğunu artık biliyorsunuz zaten. Yakında “Sevdiğim Stiller” yayınlarım için de sürprizlerim olacak inşallah 🙂

Umuyorum sizde de tek sorun iş yoğunluğudur ve başka herşey muhteşem gidiyordur. Malum Eylül ayı birçok şey için başlangıç ayı tabii ki bir sonraki İlkbahar/Yaz sezonu için de. New York Moda Haftası (NYFW) 11 Eylül’de bitti. Hemen arkasından 12 Eylülde Londra Moda Haftası (LFW) başladı ki; onunda bugün son günü 🙂 Bugüne kadar toplam 47 marka ve tasarımcı “Ready-to-Wear 2020” koleksiyonlarını görücüye çıkardılar.

Bu yıl iş yoğunluğum sebebiyle ne yazık ki hiçbir defileye katılamadım. durum canım; resmen podyum kenarına davetiye almış değilim henüz 😦 ama birgün mutlaka olacak 🙂 tıpkı geçtiğimiz sezongelen Versace erkek defilesinin davetiyesi gibi. O günleri heyecanla bekliyor olmam bir yana; online olarak izlemek kastettiğim aslında 🙂 tüm koleksiyonları ancak tek tek inceledim. yorumlarımı da not aldım tabii ki… derleme yapmanın hiç de kolay olmadığını burada belirtmeden geçemeyeceğim. Hadi başlayalım 🙂

Önce NYFW

  • Defilelerde çanta ve ayakkabılar çok ön planda değildi.
  • Defileler için seçilen mekan ve temalar oldukça yaratıcı ve görkemliydi (Ralph Lauren, Gatsby temalı bir sahne yaratmıştı. Billy Porter, Moulin Rouge müzikali temsı ile sundu koleksiyonunu).
  • İkizlere bir yakınlık vardı. Kate Spade, KITH ve Collina Strada podyumlarında ikizler boy gösterdi.
  • Neredeyse tüm tasrımcılar yeşili oldukça kullanmışlardı. Çünkü bu çevreci olmak çağrısına bir göndermeydi aslında.
  • Çiçeksiz bir koleksiyon yoktu (Kate Spade podyumuna mankenlerin ellerinde saksılarla çıkması da buna dahil). 2020 İlkbahar / Yaz sezonu çiçek bahçesi gibi 🙂
  • Tüm koleksiyonlarda gözlemlediğim kadarıyla modern bir çekicilik söz konusuydu.
  • Ve tabii ki güçlü sloganlar artık olmazsa olmazımız. Laf aramızda ben de sloganlı parçaları (özellikle t-shirtleri çok seviyorum) severek kullanırım.
  • Veee sokak stilleri… bir kısmı çok iyi olsa da; gerçekten arada tuhaf olanları da yok değil 🙂

Gelelim LFW’e

  • Sanırım bu moda haftasına BFC’nin (İngiliz Moda Konseyi) moda haftasını tamamen iptal etme baskısı damga vurmuş olabilir.
  • Ayrıca gösteri alanlarının dışında bir çok yerde protestolar yapıldı. Evet tamam bazı şeyler için değişim vakti çoktan geldi ve geçiyor ama MODA bitebilir yada yok edilebilir bir olgu mu?
  • LFW daha politik bir hal almış gibi ama bunu korkmadan yapıyor olduğunu da belirtmek şart. Aslında artık moda politik. Az önce güçlü sloganlardan bahsetmedik mi?
  • Tasarımcılar daha önce farklı beden ve etnik kimliğe sahip modelleri podyumlara çıkartmıştı gördük. Ancak ilk kez lüks bir çocuk giyim markası olan Lulu at Gigi bebekken bacakları kesilmiş 9 yaşında bir kız çocuğunu podyuma çıkarttı. Nasıl da güzel değil mi?
  • Podyumda kızıllar ve fuşlar ağırlıklı yer almıştı.
  • Çiçekler yine göz dolduruyordu.
  • Burada da çok fazla ayakkabı ve çanta odağı yoktu. Bunun için bir tezim var. Sanırım tasrımcılar artık asıl satmaları gerekenin aksesuar değil de ana parçalar olan giyim olduğunu farkettiler. Bu; yıl sonu mali ve stok tablolarının bir sonucu olmuş olabilir. Sonuçta bir gerçek var ki; giyim parçalarının ciroları aksesuar cirolarını her zaman geçer.
  • Sokak stillerine gelince; LFW sokakları her zaman olduğu gibi çok iyiydi.

Son olarak da; markalardan yaptığım derleme koleksiyon görüntüleriyle size veda ediyorum. Herşey gönlünüzden geçtiği gibi muhteşem olsun hepiniz için.

Umuyorum keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu 🙂

Çok sevgiler,

Aslı

P.S: Tüm görseller Getty Image ve BOF’dan alınmıştır.

Paylaşacağım markalar sırasıyla; 1-Brandaon Maxwell 2-Burberry 3-Coach 4-Erdem 6-Marc Jacobs 7-Oscar de la Renta 8-Proenza Schouler 9-Rejina Pyo 10-Richard Quinn 11-Tom Ford 12-Victoria Beckham

Happy Bırthday To Me…

Bugün moda yok, yada moda haberi… ben varım!

Bugün 35 yaşın vermiş olduğu tuhaf hisle bu satırları kendime ayırmak istiyorum… ileride hislerime dönüp bakmak için arşivlemiş olayım müsade ederseniz 🙂

Aranızda 35’i geçmiş olan var mı bilmiyorum ama tuhaf bir his bu yaşta olmak. Sanırım hep “Yaş 35, yolun yarısı.” dizelerinden kaynaklı bu durum. Yolu yarılamış olmak hissi nedeniyle de böyle olabilirim. İçimde bir titreme…

Neler değişecek merak ediyorum aslında! 35’in enerjisi neler getirecek? Kaç yıllık ömür var daha yaşayacağım, yaşamam ve görmem gereken… kaç kavga, kaç kırgınlık, kaç hayal kırıklığı? Kaç başarı, Kaç mutluluk, kaç gönül rahatlığı? Daha ne kadar hayal var; önce kurup sonra da yorulmadan, bıkmadan peşinden koşacağım?

Hep yolun yarısı denilen otuz beş ile tanıştım bugün. İyilikler getirsin, güzellikler… şans getirsin, sağlık, huzur, mutluluk getirsin. Düşlerimin, hayallerimin, isteklerimin sadece en hayırlı olanlarını alsın da gelsin 🙂

Yüzüme biraz kırışıklık, biraz daha düşmüş göz kapakları, hafif olgunlaşmış boyun çizgilerimle ben biraz daha dış midahaleler olmadan baş ederim 🙂 sonrasına da gelen diğer yıllara göre bakarız olur mu? Hoş geldin 35’inci yaşım 🙂

Sevgiler,

Aslı