Yetimhaneden Moda İmparatorluğuna

Merhaba herkese; siz sevgili takipçilerimin okumayı çok sevdiğinize hiç şüphem yok. Ancak umuyorum benim gibi ilham veren biyografileri de okumayı seviyorsunuzdur. Zira bugün sizlerle yetimhaneden moda imparatorluğuna uzunan bir hayat hikayesini paylaşmak istiyorum.

Bu Coco’nun hikayesi…

Ünlü tasrımcı Chanel, 19 Ağustos 1883’te Fransa, Saumur’de Gabrielle Bonheur Chanel ismiyle dünyaya gelmiş. Hayatının ilk yılları çok da göz alıcı geçmemiş. 12 yaşına geldiğinde bir çamaşır yıkayıcısı olan annesinin tüberküloz sebebiyle vefatından sonra Chanel ve kardeşleri, seyyar satıcılık yapan babaları tarafından yetimhaneye bırakılır. Ve O baba bir daha asla geri dönmez! 18 yaşına geldiğinde Chanel, kardeşlerini de yanına alarak Fransa’nın Aubazine şehrinde Katoliklerin kaldığı bir evde kalmaya başlarlar. Burada kaldığı 6 yıl boyunca Chanel dikiş dikmeyi öğrenir ve Fransız subayların kıyafetlerini diken bir terzinin yanında çıraklığa başlar. Aslında geleceğin temelleri O farkında olmasa da burada atılmış olur.

Ancak O başka bir kariyere uzanır önce. Takma adı olan “Coco” yu kendisine kazandıran da bu işi olmuştur. Şarkı söylemek… Vichy ve Moulins’teki klüplerde yaptığı kariyeri Ona bu takma adı kazandırmıştır ve O artık Coco Chanel’dir…

20’li yaşlarına geldiğinde Chanel, bir tuhafiye kurmasına yardım etmeyi teklif eden Etienne Balsan ile ortaklık kurdu. Kısa süre sonra Chanel, hayatında önemli bir yeri olan Arthur “Boy” Chapel ile tanıştı. Bu iki erkek de Onun moda yolculuğunda etkili oldular.

İlk mağazasını 1910 yılında Paris’teki Rue Cambon’da açan Chanel şapka satmaya başladı. Daha sonra bu mağazalara Deauville ve Biarritz’de eklendi ve artık Chanel kıyafet yapmaya başlamıştı. İlk elbisesini eski bir formdan ilham alarak diken Chanel; elbiseyi nereden aldığını soranlara Onlar için de bir tane yapmayı teklif etmiş. Bir röportajında “Benim servetim Deauville çok soğuk olduğu için giydiğim o eski formlu elbiseye dayanıyor demiş.

Chanel, Paris’in o Parisian dünyasında popüler bir isim olmayı başarmış. Ballets Russes ve Jean Cocteau’nun oyunu “Orphée” için kostümler tasarlamış ve artık arkadaşları arasında Cocteau ve Pablo Picasso gibi isimler varmış.

1920’lerde Chanel başarısını yeni boyutlara taşımak istemiş ve ilk parfümü olan No.5’i piyasaya sürmüş (kendisi favori parfümüm olur). Chanel’in parfüm tanımıysa o kadar güzel ki; tam da yeri gelmişken paylaşmak isterim. “Parfüm görünmeyen, unutulmaz, modanın nihai aksesuarıdır… gelişinizi müjdeler ve gidişinizi uzatır.” çok güzel bir cümle değil mi?

Piyasaya Sürülen İlk No:5

Bu kokunun bütçesi aslında mağazanın sahibi Théophile Bader ve iş insanları Pierre ve Paul Wertheimer tarafından da desteklenmiş. Zaman içinde Chanel, Pierre ile yakın bir ilişki kurmuş.

Yıllar içinde eşsiz bir koku olan No.5 büyük bir gelir kaynağı olduğunda ortaklıklarda pürüzler çıkmış ve bunun için davalar açılmış.

1925 yılında Chanel yakasız ceket ve etek ikilisiyle efsanevi Chanel takımını yaratmış. Bu tasrım o dönem için bir devrim niteliğinde. Çünkü kadınların kendilerini boğan o korselerden kurtulmalarını sağlıyor. 20’li yılların bir başka devrim niteliğinde tasarımı ise “Küçük Siyah Elbise / Little Black Dress” di. O zamanlar sadece yas ile eşleştirilen bu rengin aslında bir akşam yemeği için de ne kadar şık olabileceğini gösterdi Chanel.

1930’ların uluslararası ekonomik bunalımı elbette Chanel’i de etkilemişti ancak işini kapatmasına neden olan şey II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiydi. Chanel işçilerini çıkarttı ve dükkanlarını kapattı.

Savaştan sonra Chanel, Paris’ten ayrıldı ve bir kaç yıl İsviçre’de sürgün hayatı yaşadı. Hatta bazıları bu süreçte İsviçre’de değil, Roquebrune’de bir kır evinde yaşadığını söyler.

70 yaşına geldiğinde yani 1950’lerin başlarında Chanel moda dünyasına ciddi bir dönüş yaptı. İlk koleksiyonları eleştirmenler tarafından korkunç eleştiriler almış olsa da; O vazgeçmedi. Kadınsı, rahat ve bedene oturan tasarımları kısa sürede dünya çapındaki kadınların Chanel müşterisi olmasını sağladı.

Bilinmeyenleri…

Aslında hayatında çok bilinmeyen ilişkiler ve zorluklarda yaşadı Chanel! Mesela 1920 yılından itibaren besteci Igor Stravinsky ile bir ilişkisi oldu.

Chanel ve Igor Stravinsky

1923 yılında Westminster Dükü Hugh Grosvenor ile yatında verdiği bir davette tanıştı. İkili neredeyse 10 yıl kadar süren bir birliktelik yaşadı. Chanel, Dükün evlenme teklifini ise geri çevirdi. Sonrasında ise bu ilişki bitti.

Hugh Grosvenor geri çevrilen bu teklif sonrası “Westminster’in düşesleri oldu ama sadece bir Chanel var.” demiş. Özel bir kadınmış belli ki…

Sanırım hayatının en zor zamanı; Fransa’nın Alman işgali sırasında Nazi askeri subay Hans Gunter von Dincklage ile karşılaşması sonrasıdır. Bu subay Alman askeri karargahı olarak da kullanılan Paris’teki Ritz Otel’de Chanel’in dairesinde kalmak için özel izin almış.

Savaş bittikten sonra Chanel bu ilişkisi sebebiyle sorguya çekilmiş. Bir Nazi ortağı olarak suçlanmamış ancak bazı kesimler arkadaşı olan Winston Churchill’in Chanel adına perde arkasında çalışıp çalışmadığını merak etmiş. Resmi olarak suçlanmış olmasa da; Chanel kamu mahkemesine çıkarılmış. Çünkü bazıları Nazi subayıyla olan ilişkisini ülkesine ihanet olarak görmüş.

Chanel 10 Ocak 1971 tarihinde Ritz Otel’deki dairesinde öldü. Asla evlenmedi. Bir zamanlar “Bir erkek üzerinde asla bir kuştan ağır olmak istemem.” demiş.

Yüzlerce kişi bu moda ikonuna veda etmek için Madeleine Kilisesi’nde bir araya gelmiş. Gelenlerin nerdeyse tümü Chanel takım giyinmiş.

Ölümünün 10 yılı aşkın bir zaman sonrası tasarımcı Karl Lagerfeld, Chanel mirasını devam ettirmek üzere bu moda evinin tüm dizginlerini ele aldı. Marka hâlâ Wertheimer ailesine ait. Şimdilerde 3. kuşak tarafından yönetiliyor ve artık tasarımın başında Virginie Viard var.

Wertheimer Ailesi
Virginie Viard

Coco adına bir çok kitap yazıldı, filmler çekildi. Henüz hiç birini görmediyseniz birini mutlak okumanızı yada izlemenizi öneririm. Bu; ilham dolu ve modaya adanmış bir yaşam. İyi ki bu dünyadan geçmişsin Gabrielle Bonheur Chanel…

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu 🙂

Sevgiler,

Aslı

92. Yılında Oscar Artık Yaşlı…

Merhaba herkese, bu defa geç kalmadan yazıyorum yaşasııın 🙂

92. Academy (Oscar) ödülleri 9 Şubat Pazar günü yapıldı ve tam 23,6 milyon kişi tarafından izlendi. Oysa ki geçen yıl 29,6 milyon kişi tarafından izlenmişti. Yani bu yıl geçen yıla oranla %20 oranında bir düşüş var. Araştırırken gördüm ki; sadece altı yıl önce Oscar töreni tam 40 milyon kişi tarafından izlenmiş. Peki bu düşüş sizce neden? Sanırım artık sosyal platformlardan da canlı yayın yapma zamanı geldi.

Belli yayın organlarında verildiği için herkese erişim sağlanamıyor ve sadece Oscar izlemek için de bir üyelik yapılmaz! Bence sebep bu. O nedenle sosyal platformlardan canlı yayına geçmeli dedim. Sizin görüşünüz nedir? Lütfen yorum kısmında paylaşın benimle.

Bir de gerçek vardı ki; tören sonrası yapılan Vanity Fair sponsorlu after party daha çoşkulu, renkli ve şıktı. Ama oda başka bir post konusu olabilecek 🙂

Gece tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yılda bir sunucusu olmadan ilerledi. Ancak törene iki ünlü komedyen Chris Rock ve Steve Lin ev sahipliği yaptılar ve açılışta konukları oldukça gülümsettiler. Zaten aksi mümkün müydü 🙂

Steve Lin ve Chris Rock

Oscar’ın bunca yıllık tarihinde ilk kez en iyi film ödülünü İngilizce dışında başka bir dille çekilmiş bir film aldı. Bir Güney Kore filmi olan “Parasite” (Parazit) aldığı ödülle oldukça ses getirdi. Filmin yönetmeni Bong Joon Ho’s İngilizce bilmediği için yanında bir tercümanla sahneye çıkmış. Bu duırumu da nasıl sevdim anlatamam. Evet evrensel bir dil olabilir, birden fazla dil biliyor olmak çook çok muhteşem de olabilir ama kimse başka bir dil bilmediği için kendini eksik hissetmemli! Bu da bence en iyi örnek bu duruma. Tebrik ediyorum…

Parasite yönetmeni Bong Joon Ho's

Sinir bozucu olarak her ne kadar kadın film yapımcıları cinsiyetçi ve ırkçı bakış açıları yüzünden en iyi kategorilerden çıkarılmış olsalar da; daha az rağbet gören kategorilerde ödüller aldılar. Instagram hesabımda da paylaştım; benim için bu gecenin yıldızı kesinlikle Natalie Portman’dı… kıyafetinde aday gösterilmeyen 8 kadın yönetmenin ismini taşıdı. O kadar yürekten alkışladım ki kendisini anlatamam sizlere.

Cherry ve Karen Rupert Toliver, en iyi kısa animasyon filmi için Oscar aldı.

Sahne genel anlamda eğlenceli olsa da; ödül vermek üzere sahneye çıkan bazı isimler gerçekten saçma davranmışlar. En prestijli ödül gecelerinden birindesin, o meşhur “aand… Oscar goes too…” cümlesini kurmak için sahneye çıkmışsın ve kendini aptalca ıspat etmeye çalışıyorsun. Bana itici geldi, sizler ne düşünüyorsunuz? (Bknz: Maya Rudalph ve Kristen Wiig)

Maya Rudolph - Kristen Wiig Kendilerini Ispat Çabasındalar

En iyi kadın oyuncu ödülünü 1969 yılında yaşamını yitiren Judy Garland’ı canlandırdığı “Judy” filmindeki performansıyla Renée Zellweger aldı. Judy Garland kim diyenleriniz varsa; OZ Büyücüsü’nde ki kırmızı pabuçlu Dorothy kendisi. Oldukça çalkantılı ve karmaşık bir hayat yaşamış. Bu film mutlak izlenmeli!

En iyi erkek oyuncu ödülünü yine kesinlikle hakeden bir isim aldı… Joker’deki muhteşem performansıyla Joaquin Phoenix 🙂 bir de kırmızı halıda verdiği sürdürülebilirlik mesajı vardı ki; lütfen unutmayalım. Üçüncü kez aynı smokini giyerek; aslında her defasında bir tane daha almaya gerek olmadığını ve gezegenimizi korumamız gerektiğini de vurguladı. Çok sevdim bu hareketi 🙂 ayrıca lütfen ödül aldığından yaptığı konuşmayı da mutlaka izleyin.

En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü de bir Quantin Tarantino filmi olan “Bir Zamanlar Hollywood’da” (Once Upon A Time… in Hollywood) daki rolüyle Brad Pitt aldı.

Sonra birden tören sahnesinde Eminem görüldü… yüz ifadelerine bakınca kimsenin beklemediği bir giriş olduğunu düşündüm. 2003’teki törende ödül aldığı “8 Mile” filmine ait şarkısı “Loose Yoursel”i 17 yıl sonra ilk kez sansürsüz seslendirmiş. Tuhaf tepkilerin sebebi bu olabilir mi acaba 🙂

Açıkçası ben b u şarkıyı 17 yıl önce söylediğinde de sevmiştim, şimdi de severek eşlik ettim. Salon da kendisini hem eşlik etti hem de ayakta alkışladı. Eminem ile ilgili gözüme takılan ve sinirimi bozan pantolonu oldu. Keşke arka kısmını biraz yukarı çekebilseydi… zira yağları taşıyordu! Yanlış anlamayın kilo almış olması değil takıldığım nokta, özensiz görünüyor olması. Müzik tarzına böyle uygun diye düşünebilir ama bu taşmış görünümden daha iyi değil midir derli toplu olmak 🙂

Eminem Performans

Sanırım artık kırmızı halıya geçme zamanı 🙂

Kimleri Sevdim;

Natalie Portman’ı söylemiştim. Kıyafetinden çok verdiği mesaj için O ilk sırada. Kostümü Dior imzası taşıyor.

Charlize Theron hep şık, hep kırmızı halının gözdesi. Kıyafeti Dior Couture imzalı.

En iyikadın oyuncu ödülü alan Renée Zellweger tercihini beyazdan yana kullanmıştı. Kostümü Armani imzalı.

Scarlet Johanson, Oscar De La Renta kıyafetiyle oldukça şık görünüyordu.

Margot Robbie; bu kızı çok beğeniyorum. Çok da sempatik buluyorum. Kırmızı halı geçidi sırasında fotoğrafları çekilirken kadraja muzipçe giren Timothée Chalamet’e olan tavrını gördünüz mü? Bir Türk ünlüsüne yapılsaydı tepkisinin asla böyle olmayacağını garanti ederim… çünkü biz de egolar; boylardan büyük 😦

Bu arada kostümü bir vintage Chanel.

Molly Sims bence zaten kırmızı halılarda her daim şıklığını konuşturmuş bir kadın. Ancak artık yaş 46 olunca bence o kadar derin dekolteye gerek yok. Evet renk, model, kıyafet çok yakışmış ancak Zuhair Murad imzalı bu kıyafetin ya o gögüs bölgesi biraz toparlanmalıydı yada kapatılmalıydı diye naçizane görüşümü belirtmek isterim :)

Bir sevdiğim renkli kıyafet de Brie Larson’dan geldi. Celine imzalı kıyafetini çok beğendim ama ayakkabı ve ayak görünümü için aynı şeyi söyleyemem 😦 Keşke Molly gibi burnu kapalı bir ayakkabı tercih edebilseymiş…

Cynthia Erivo, Versace imzalı kostümü, tırnakları, saçı yani kısacası görünümünün tamamıyla oldukça iddialıydı.

Son olarak; yaşına, duruşuna ve kendisine çok uygun giyinmiş olduğu için beğendiğim Sigourney Weaver’a yer veriyorum beğendiklerim arasında. Kıyafeti Dior imzalı ve duruşunu kesinlikle çok sevdim.

Kimleri Sevmedim;

O kadar çok ki sevmediklerim. Yani anlamıyorum! En prestijli ödül töreni, evet party daha hareketli ve canlı ama burada da bir kırmızı halı geçidi var değil mi?

Salma Hayek için söyleyecek söz bulamıyorum! Tüm dünya markaları elinin altında ama her kırmızı halıda vasat hatta bana göre vasat ötesi… ne yazık ki bu Gucci’de olmamış. Bir gün kendisine stil danışmanlığı yapabilmeyi hayal ediyorum. Onun bana ihtiyacı var 🙂

Billy Porter zaten hep farklı artık alıştık ama geçen yıl ki kıyafetini aradım desem size…

Idina Menzel; sana sormak istiyorum! Hediye paketi yada şeker falan mı olmak istedin? J. Mendel imzalı kıyafat hem pembe hem de kocaman bir fiyonku var 😦 ve üzgünüm hiç de şeker olmamış.

Daha fazla yorum yapmasam iyi olur galiba 🙂 Beğenmediklerimi bir slaty olarak ekliyorum, merak ederseniz gezinin 🙂 bu arada benim beğenmediklerim arasında beğendikleriniz olursa lütfen yorumlarda belirtin olur mu 🙂

Son olarak bir de kararsız kaldıklarım oldu. Ne Beğendim ne beğenmedim anlayacağınız! Kimler mi?

Givenchy kostümü ile Gal Gadot, Valentino kostümü ile Kristen Wiig, Stella McCartney kostümü ile Oscar ödüllü oyuncu Olivia Colman son olarak da; Chanel imzalı kostümü ile Penelope Cruz.

Onlar için de sizlerden yorum istiyorum 🙂

Evet… dilerim keyifle okumuşsunuzdur 🙂 beğendiyseniz lütfen yıldızmı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Sevgiler,

Aslı

Super Bowl'da Latin Ateşi

Merhaba herkese,

Uzuun zamandır ihmal ettiğim sevgili okuyucularım özür dilerim hepinizden ama biraz fazla yoğunluk yaşadım ve yetişmek biraz zor oldu 😦 asla bahane değil! İşte geri döndüm. Hem de süper ateşli bir konuyla.

Bu arada belirtmek de isterim yepyeni bir proje olan burcubayrakci.com yazarlarından biriyim artık 🙂 farklı yazılarımı okumak isterseniz lütfen siteyi ziyaret edin ve desteğinizi esirgemeyin olur mu? Yazının sonunda ki kalbe dokunmazı yeterli bunun için 🙂 hadi konumuza dönelim!

Bu yıl Hard Rock Stadium Miami Florida’da gerçekleşen Super Bowl sayesidne Amerika’da hayat durdu. Aslında her SuperBowl günü Amerika’da hayat duru. Çünkü bu etkinlik sezonun en büyük final maçıdır. Her yıl tam bir festival havası estirir ülkede. Dünya starları devre arasında inanılmaz şovlar sergilerler.

Bu yılın starları da Jennifer Lopez ve Shakira oldular. Şov bir harikaydı! Sahneden Latin ateşi yandı desem asla abartmış olmam 🙂 Shakira, Bad Bunny ile Jennifer Lopez, J.Balvin ile paylaştı sahnesini.

Ayrıca JLo’nun 11 yaşındaki kızı Emme’de Super Bowl sahnesini annesiyle paylaştı. Çok gurur verici olduğuna ne şüphe! Bu arada sesinin iyi olduğunu belirtmem gerek. Yolu açık olsun.

Tabii ki beni asıl ilgilendiren konu; yıldızların sahne kostümleri 🙂 Jlo; Versace Atelier imzalı, Shakira ise Peter Dundas imzalı kostümlerle çıktılar şovlarına. Kabul edin ki bu tarz kısa ve kapsamlı sahne alınacak organizasyonların kostümlerini hazırlamak çook çok zor bir iş. Çünkü tüm kostümleri mecburen üst üste giyinmek gerekiyor. Sahne ışıkları dönerken diğer kostüme ve konsepte geçiş yapılıyor. Harika bir ekip işi! Birgün böyle bir şov haırlığı için A’dan Z’ye bir projede yer alabilmeyi çok isterim.

Şov öncesi hazırlanan kostüm sketchleri tabii ki şov sonrası markalar ve tasarımcıları tarafından bir bir paylaşıldı. En iyi görüntüyü kesinlikle JLo yansıtıyor. Üzgünüm fakat Shakira ve sketch görüntüler arasında oldukça büyük farklar var. O dümdüz bot ve sneaker yerine az topuklu ayakkabılar tercih etmeliydi (Bknz. JLo).

Bu seçimler zaten kısa olan bacak boyunu daha da kısa ve olduğundan daha kalın göstermiş. Evet rahat etmek için bu seçimleri yapmış olabilir ama oldukça özensiz görünmesine neden olmuş. Keşke stylisti (varsa) uyarabilseymiş. Super Bowl basın toplantısında da aynı özensiz Shakira’yı gördüm ve çok üzüldüm. Jennifer Lopez ile yanyana verdiği pozlarda sanki zorla getirilmiş gibi görünen hali beni üzdü açıkçası. Bir stara yakıştıramadım.

Size de öyle gelmiyor mu bu fotoğrafa bakınca?

Buraya bir de dip not eklemek istiyorum ben… evet Shakira belki aşırı özgüvenli oluşundan yada doğallığı çok benimsiyor olduğundan basın toplantısına böyle katılmış olabilir. Ama işbirliği yapacağı insana biraz da uymalı kişi diye düşünüyorum. Bunu Jennifer için söyleyemem çünkü o zaten hep böyle… her zaman temiz, sağlıklı, dinamik, güçlü ve şık bir imaja sahip. Sizce de öyle değil mi? Aksini düşünen varsa yorumları bekliyorum 🙂

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu? Hadi gelin muhteşem sahne görüntüleriyle kapatalım günü.

Sevgiler,

Aslı

Ofis Giyimi Sıkıcı Olmak Zorunda Mı?

Herkese merhaba 🙂 size ilham vereceğini düşündüğüm bir konu hakkında olsun istedim bu kez makalem. Kış geliyor (henüz bir işaret olmasa da) ve ofiste ne giyinsem konusu da hepimizin kuşkusuz derdi oluyor. Hadi işinizi biraz kolaylaştırayım .

Kış gelince sıcacık yatağınızdan çıkıp hiç de rahat ve şık göremediğimiz o kışlık kıyafetleri giyinmek size de zor geliyor mu? Bazı pratik yöntemlerle aslında uykuya biraz daha zaman ayırabilirsiniz desem; sizin için yeterince çekici olur mu 🙂

İdeal olanı ofis stilini tamamlayacak 3 ana parçaya odaklanmak. Elbette aksesuarlar da ekleyebilirsiniz ama burada kilit nokta “AKŞAMDAN TÜMÜNÜ HAZIRLAMIŞ OLMANIZ”. Aslında Kış bir türlü gelemedi. Hava sabah ve akşam serin, gün içinde ise sıcak! O nedenle bir triko ile sandalet, bir çift bot ile tril tril bir elbiseyi henüz birleştirebiliyoruz.

Ofis giyimi hiçbir zaman karmaşık ve havasız olmak zorunda değil! Aslında nerede olursanız olun; basit ve telaşsız bir kombin her zaman her yere uyacaktır.

Eğer yeni bir iş için mülakata gidecekseniz; kesinlikle doğru ve kararlı bir seçim yapmalısınız. Daha düz ve net renklerle sadece kendiniz olarak gitmeniz kesinlikle en doğrusudur.

Şimdi size, kışın evden çıkıp ofise gidiyorken kendinizi üzerinizde bir depresyon sweatshirtü yada salaş siyah bir kazakla bulmayın diye birkaç öneri yapacağım 🙂 hadi başlayalım.

1- Düz Renk Bir Ceket ve Animal Skin Pantolon

Ekru yada krem rengi suni kürklü bir ceketi hayvan baskılı bir pantolonla bir araya getirin ve sivri burunlu bir çift siyah botla tamalayın.

2- Şık Takım Elbise

Daha çok kurumsal bir atmosferde çalışıyorsanız (banka gibi) o zaman tavsiyem iyi kesim ve dikimli bir takım elbiseyi içine bir t-shirt ve oxford ayakkabılarla şık ve daha basit görünümlü bir hale getirmeniz.

3- Midi Triko Elbise

Ofiste gün boyu sıcak kalmak için diz boyu çizmelerle tamamlanmış bir triko elbise hiç fena olmaz 🙂 aynı etkiyi şimdilerde moda sahnelerinde olan triko kazak ve etek takımıyla da yakalayabilirsiniz.

4- Yüksek Bel Clots Pantolon

Yüksek bel hareketli görünüme sahip bir pantolonu basit, basic bir kazak ve biker botlarınızla tamalayın.

5- Bir Elbise

Fırfırlı, pilili, balon kollu bir elbise ile metalik renklere sahip topuklu bir ayakkabı ile şık bir kombin yaratın. Dışarısı çok mu soğuk? Şanslısınız çünkü bu elbiseleri botlar, çizmeler hatta sneakerlarla bile tamamlayabilirsiniz.

6- Bir Jean Yeter Aslında

Bir jeani balıkçı yaka bir kazak, suni kürk bir palto ile tamamlamak yeterince şık olur. Hatta biraz kısa ispanyol paça bir jean olsun, onu bileklerinizi saran bir çift ankle boot ile tamamlayın 🙂

7- İpek Etek Üzerine Uzun Bir Kazak

Bu aslında sadece bir etekle değil; aynı tarzda ince askılı bir elbise ile de yapılabilecek bir kombin. Altına mı? Çizme, bot yada şık bir sandalet çok iyi olur.

8- Çizgili Bir Triko ile Kadife Bir Takım

Bir kadife takım elbiseniz var ve bir türlü rahatça kullanamıyor musunuz? O zaman dinleyin; ince çizgili bir triko ve sneakerlarınızla kombinleyin. İşte zahmetsizce hazırsınız 🙂

9- Midi Elbise ve Puff Bie Ceket

Bu kombini şık olsun istiyorsanız çizmelerle, rahat olsun istiyorsanız kalın tabanlı bir spor ayakkabı ile kombinleyin.

10- Renkli Bir Çift Çizme ve Küçük Siyah Elbise

İşte zor ve kararsız zamanların kurtarıcısı “Little Black Dress” ve elinizde olan herhangi renk bir çizme. Çabasız ama şık, kolay ama özenli bir kombin. Sizce?

İşte böyle… dilerim keyifle okumuşsunuzdur ve size ilham vermiştir 🙂 bu arada gördüğünüz tüm kombinlerin bizzat tarafımdan yapıldığını da ayrıca belirtmek isterim.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Görüşmek üzere, sevgiler.

Aslı

Türkiye’de Stil Danışmanı (Stylıst) Olmak

Merhaba herkese, öncelikle muhteşem bir hafta geçirmenizi diliyorum 🙂 Geçtiğimiz günlerde iki arkadaşımla bu konu hakkında kendi aramızda konuştuk da; bende biraz dertli olduğum için yazmanın iyi olacağını düşündüm. Belki aklınızda ki o algıyı az da olasa değiştirebilirim 🙂

Bu konu ben ve benim gibi birçok arkadaşım, tanıdığım yada tanımadığım insan için kanayan bir yara. Çünkü ne yazık ki eğtimini bile almış olsanız (ki ben ESMOD Fashin Academy’den aldım bu eğitimi) ülkemizde “Stil Danışmanı” kavramı kabul göremiyor. Hatta üzülerek belirtmeliyim fazlaca da küçümseniyor. Ne acı değil mi?

Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değil! Stil Danışmanlığı inanılmaz zor bir iş. Ben hafta içi tam zamanlı çalıştığım bir işim olduğundan gelen talapleri ancak haftasonları değerlendirebiliyorum. Bu konu hakkında bana ulaşmak isterseniz modastilde@gmail.com adresime mail atın 🙂 en hızlı şekilde dönüş yaparım! Neyse konuyu dağıtmayalım! Herkesin stili kendine eminim iyi ve eşsiz geliyordur. Gerçekten kötü olsa da kimse yardım talep edebilecek yada giyinmek konusunda zorlandığını kabul edebilecek kadar öz güven sahibi olamıyor ülkemizde. Oysa bu çok normal bir durum. Bazı haftasonlarım danışanlarımla yoğun bir şekilde geçiyor. Paylaşım yapmak istiyorum ama inanın 10 kişiden 8’i “Paylaşmasınız olur mu Aslı Hanım 🙂 ” dedikleri için artık paylaşım yapmaya yeltenmiyorum bile! Ne var bunda? Neden böyle özel bir hizmet alabilecek kadar lükse sahipken bunu paylaşmak kendini kötü hissettirir insana? bu kısmı asla çözemiyorum ama artık takılmıyor ve sadece sonuca bakıyorum.

Danışanlarımın mutlu olup, çok beğenildiklerini ve kendilerini iyi hissettiklerini anlatan o güzel mesajları yetiyor bana 🙂 son güzel mesajımı daha Perşembe günü aldım. Güzel ve iyi hissettiren bir his bu! İşte beni mutlu eden şey. O sebeple paylaşmasam da sorun değil benim için. Asıl sorun, anlamamız gereken konu şu; giyiminiz konusunda destek almanız yada bunu paylaşmanız kötü, utanılacak, ayıp bir şey değil! Aksine bu lükse sahip olmak size iyi hissettirmeli bence 🙂 düşünsenize ne büyük rahatlık. Düşünmek yok, kombini tamalama çabası yok! Hangi çanta, hangi ayakkabı, hangi aksesuar karmaşası yok! Ne lüks ama…

Bir de globale bakalım: Ünlü yada ünsüz kim bu konuda destek alıyorsa göğsünü gere gere paylaşıyor! Aradaki fark neden kaynaklanıyor peki? Fark şu; Onlar öz güvenli büyüyor. Bizde ki mahalle baskısı onlarda ya hiç yok, yada yok denecek kadar az. Biz “Ay rezil olurum ne gerek var söylemeye, nereden bilecekler? Ben yaptım derim!” karmaşasıyla devam ediyoruz. Ne istediğimizi bilmiyoruz. Her an, her gününüz için de destek alabilirsiniz yada sadece özel bir gününüz için de olur. Bunlar normal şeyler.

Mesela benim giydirmek istediğim bazı ünlü, bazı cemiyet hayatından insanlar var. İsim vermeyeceğim! Aslında benim için hiç sorun değil; yaptığım işi biliyor ve hakim olduğum için isim vermek sorun olmaz ama sektörde az tanınan biri olunca biliyorsunuz görüşlerimize değer verilmiyor 😦 Ortalık klavye delikanlısı siber zorbalarla dolup taşıyor. Daha birkaç hafta önce şu ünlü Rus model Elena Perminova’nın ( @lenaperminova ) bir fotoğrafının altına herkesin elinde olan bir Bottega Veneta çanta için yorum yaptım, aman Tanrım… gelen cevaplara inanamazsınız! 28 yorum falan yanıtladım ve açıkçası farkettim ki yorucu 🙂 (merak ederseniz hangi post olduğunu aşağıya paylaşıyorum. Bu fotoğraf altındaki yorumları sabrınız varsa okuyabilirsiniz).

Yorum yaptığım ve cevapyağmuruna tutulduğum paylaşım!

Sonuçta kişi ünlüyse yada ne bileyim bir ünlü, bir cemiyet hayatı mensubu çocuğuysa tabiri caizse kılığı dehşet verici de olsa; kendini mükemmel görüyor. Çünkü sonuçta her basılı, görsel yayın yada sosyal medyada kendisine yer buluyor. Ama bazı isimler var ki; Allah’ım… denk gelsek de tamamen değiştirip bir düzene sokabilsem diyorum! Bu aralar hislerimin tercümanı sevgili Aslı Barış’ın “Var Odası” köşesi. Tıpkı ben gibi düşünüyor Aslı’cım 🙂 ancak O yıllardır bu sektörde, çook çok emek vermiş bir isim. Takdire şayan kesinlikle. Okuyun, ne demek istediğimi daha net anlayacaksınız.

Neyse; velhasıl demek isteediğim “Stil Danışmanlığı” zor ve meşakkatli bir iş. Türk insnı bu desteği her ne kadar istiyor olsa da bir yandan da aklında hep şu cümle “İki kıyafet seçip giydiriyor para alıyor. Oh ne güzel! Ben de yaparım!” ama olmaz. Her güzel giyinen, arkadaşının akıl danıştığı kişi stil danışmanı olamaz. Kendin gibi giydiremezsin danışanı. Stil danışmanlığı o olmaz (bunu ayrı bir post olarak detaylı bir şekilde yazarım isterseniz). Bu işi yapabilmek için gelen kişiyi renk, beden, cilt alt tonu gibi bir çok özelliğe göre analiz edebilmelisin.

Bir de rica edeceğim lütfen bu tarz destekler almak için yola çıktığınızda yanınıza kimseyi almayın! Sadece kendinizi ve güveninizi alarak gelin 🙂 ben açıkçası yanında arkadaşı yada aileden biriyle gelen danışanlarımı yalnız olmayı kabul etmezlerse geri çeviriyorum. Çünkü bir değişim yada rötuş istiyorsa kişi bunu kendisi onaylamalı! Sadece kendisi karar vermeli. Genelde bu 3. kombinden sonra oluyor. Yani askıda görüp yadırgadığı bir kombini deneyince o özgevene daha çok sahip oluyor ve aynada gördüğü kendisine daha farklı bakıp seviyor.

Sizden bir ricam olacak; hiçbir işi lütfen küçümsemeyin. Her işin kendi zorluğu var. Bu sadece bir stil yaratmak değil. Aynı zamanda ciddi bir psikolojik destek. Kişinin özgüvenini yükseltip muhteşem işler yaratıyoruz / yaratıyorum. Belki bir gün yollarımız kesişir ve ne demek istedğimi yaşayarak anlayabilirsiniz.

Dilerim biraz olsun aklınızdakileri netleştirebilmişimdir. Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Herhangi bir sorunuz olursa yorum kısmına yazabilirsiniz.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Çok sevgiler,

Aslı