İyi Ki Yok Olmuş Dedirten 10 Moda Trendi

Merhaba herkese; umuyorum çok iyisinizdir ve her şey yolundadır. Olabileceğimiz en iyi beden ve ruh halinde olabilmeyi inanın hepimiz için diliyorum. En çok ihtiyacımız olan şey bütünsel sağlık.

Bugün sizler için geçmişten günümüze gelemeyen trendlere ait bir post hazırladım. Bu yazıyı okuyunca o moda trendleri için iyi ki yok olmuşlar diyeceksiniz 🙂 Hepimiz görsel ve basılı yayınlarda ünlüleri bir dizi tuhaf ve gülünç kıyafetlerle gördük. Mesela; Rihanna’nın pizza hali yada Lady Gaga’nın et elbisesi 🙂 bunlar en hızlı akla gelenler… ama neyse ki trend olmadılar. Neyse ki sadece bir defaya mahsustular 🙂 çünkü onlar asla günlük hayata entegre olamazlardı.

Ama biliyor musunuz? Tarih boyunca sağlık sorunlarına ve risklere sebep olan moda trendleri vardı. Birazdan sizinle paylaşacağım trendlerin artık ortalıkta olmadıkları için mutlu olacağınızı bir kez daha belirteyim 🙂

1- Balmumu Konileri

Arkeolojik kanıtlara göre; eski Mısırlılar vücut kokularını gizlemek için parfüm kullanırlardı. Bu parfümler balmumundan yapılır ve kadınlar bunları başlarında taşırlardı. Bu balmumu parfüm konileri genellikle perukların üzerine takılır ve gün içinde yavaşça erirdi.

Perukların sonrasında temizlenmesi zor oluyordur eminim… saçtan temizlemek daha mı kolay olurdu acaba! Ayy neyse! Parfümü kafamda taşıdığımı da düşünemedim 🙂

Actual head cone found on buried Egyptian woman solves ancient Mystery

2- Bliauts

Bu eğilim rahatsızlık ve kısıtlamayla eş anlamlıydı. Orta Çağ Avrupa’sına kadar genellikle toplumların ellerinin üstünü örtecek kadar uzun kollu elbiselerdi Bliautslar. 11. ve 13. yüzyıllar arasında popülerdi ve seçkinler arasında çok revaçtaydı. Kullanıcılar pek ev işi yapamıyordu 🙂 bu nedenle tığ işi ve nakış gibi faaliyetlerle kollarını çok fazla hareket ettirmedikleri için bu faaliyetleri yapabiliyorlardı.

Ben bu elbiselerle daralırdım! Siz ne hissederdiniz acaba 🙂

CRAZY FASHIONS

3- Crakows

Crakows; 15. yüzyılda popüler olan bir ayakkabı stiliydi. Ayakkabıların uçları son derece uzun ve sivriydi. Ayakkabılar o dönemde Avrupa’da geldikleri şehirlerin adlarını almışlardır. Her iki cinsiyette bu ayakkabıları giyiyordu. Crakowsun abartılı olduğu düşünülüyordu. Genellikle ayak uzunluğunun %50’sinden daha fazla olduğu görülüyordu. Yürümeyi sağlamak için dizlere bağlanan ipleri vardı. Ayakkabılar pek pratik olmadıkları için kısa sürede kullanımdan kaldırıldı.

Ama benzer, modern hallerini yakın zamanda Jonathan Anderson tasarımıyla Loewe markasında gördük hepimiz. Neyse ki burunları bu kadar uzun değildi 🙂

4- Alexandra Limp

O zamanlar Galler Prensesi olan Alexandra; 19. yüzyılda bir moda ikonuydu ve düzenli olarak İngiliz kadınlar tarafından kopyalanan bir stile sahipti. Statüsü nedeniyle aldığı her moda kararı seçkinler tarafından beğenildi ve taklit edildi. Ne yazık ki; kendisini sakat bırakan şiddetli bir romatizma nöbeti geçirdi, bu yüzden baston ve bariz bir topllama ile dolaşmak zorunda kaldı. Bu; kısa süre sonra topllamayı bir moda akımı olarak benimseyen seçkinlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ve çok geçmeden bu bastonlu topallama akımı diğer şehirlere yayıldı.

Günümüzde de bir çok kopyacı ve taklitçi var… bu içgüdüsel bir şey ama bu akımı okuyunca bu kadarına da pes! dedim yani 🙂

5- Hobble Etekler

Zamanın bir başka çılgın eğilimi 1910’ların başında moda olan “Hobble Etek” di. Bu; etek ucunda daralan, ayak bileği uzunluğunda bir etekti. O kadar dardı ki; onu giyen kadınlar küçük adımlarla yürüyebiliyorlardı. Bu fikrin 1908’de “üstü serbest bırakan, ancak bacakları zincirleyen” olarak Fransız tasarımcı Paul Poiret’den kaynaklandığı iddia ediliyor. Hobble etek, Edward döneminin en popüler trendi haline gelmiş ancak hükmü çok uzun sürmemiş ve yerini uzun kalem eteğe bırakmış.

Neyse ki artık yoklar 🙂

File:HobbleSkirtPostcard.jpg - Wikimedia Commons

6- Chopinler

Bunlar hem pratik hem de sembolik işlevleri olan, çok uzun ahşap veya mantar platform tabanlı ayakkabılardı. Bu ayakkabılar ayağı düzensiz asfalt ve ıslak, çamurlu sokaklardan korumak için tasarlandı. Aynı zamanda kullanıcıların boyunu daha da yükseltti tabii ki! Yükseklik kısa süre sonra insanları etkilemeye başladı ve yürüyüşlerinde tuhaf bir dengesizlik yaratarak genel dengelerini bozdu.

Sonuç tabii ki onların da hayatımızdan çıkmaları oldu 🙂

These Chopines Weren't Made for Walking: Precarious Platforms for  Aristocratic Feet | Collectors Weekly

7- Ayak Bağlama

Uzun yıllar boyunca, Çin’de birbirini izleyen kadın kuşakları çocukluk dönemlerinde ayaklarının dikkatlice kırıldığı ve toynağa benzeyecek biçimde şekillendirildiği bir uygulamaya katlandılar. Bu geleneğe “ayak bağlama” adı verildi. Ayak önce idrar ve sirke banyosuna batırıldı ve daha sonra ayak parmakları sıkıca ayağın altına katlandı ve sıkı bandajlarla bağlandı. Kadınları işkenceye maruz bırakıyor olmasına rağmen statü sembolü olarak görüldü. Ancak reformistlerin çabalarına rağmen; ayak bağlama 20. yüzyıla kadar devam etti.

Bu uygulamayı ismini haturlayamadığım bir filmde görmüştüm. Psikopat bir adam küçücük bir kıza yapıyordu bunu, izlemek bile korkunçtu. Yaşamak berbat bir şey olmalı 😦

Tarihin En Ölümcül Moda ve Güzellik Eğilimleri - CEOtudent

8- Bale Botları

Balerin ayakkabılarından ilham alan bale botları, 80’li yıllarda çağdaş bir moda trendi olarak popüler oldu. Yüksek topuklu ayakkabılarla sivri ayakkabıların birleşimiydi, kullanıcının ayağı neredeyse bir balerinin en “pointe” pozisyonunda durmaya zorladı. Bununla birlikte botlar uzun süre ayakta durmak, yürümek hatta dans etmek için tasarlanmamıştı.

Yakın zamanda buna bir örnek olarak Lady Gaga tarafından defalarca giyilen Alexander McQueen tasarımı “Armadillo” ayakkabılar olabilir. Ne yazık ki eğer ayak bileklerinize değer veriyorsanız bu ayakkabılardan uzak durmanızı öneririm 🙂

9- Crinolines

Bu kabarık etek 19. yüzyılda kadınların gerçek eteklerinin altına giydikleri çember eteklerdi. Daha hafif bir seçenekti ve kadınları ağır kombinezonlardan kurtardılar. Ve kadınlar bacaklarını bu kafesin altında özgürce hareket ettirdiler. At kılı ve iplikten veya çelikten yapılmışlardı. Ama bu etekler rüzgara duyarlı oldukları için oldukça tehlikeliydi. Yüksek yerlerde yada uçurum kenarlarında yürümek sorundu. Bu nedenle o dönemde hayatını kaybeden kadınlar olmuş 😦

16 Spectacular Fashions From Throughout Art History That Can Help You  Maintain Your Social Distance (While Making You Look Great) | artnet News

10- Erkek Korseleri

Tarihte pek çok tanınmış erkeğin terapötik (tedavi edici) veya estetik amaçlarla korse veya korse benzeri giysiler giydiği bilindiğinden, korseli erkekler yeni bir şey değildi. 19. yüzyılda at sırtındayken uygun üstü vücut duruşunu desteklemek, askerlerin üniformalarına sığmasına yardımcı olmak ve attan düşerlerse omurgalarını korumak için giydiler. Ayrıca askerler dört nala koşarken böbreklerinin zedelenmesini önlemek için yapılan korseler, bir ana akım moda olmaktan geriye düştü ve 20. yüzyılda geriledi ve 50’li yıllarda Christian Dior tarafından “New Look” modası için yeniden canlanıncaya kadar bir “alt kültür” parçası oldu.

Günümüzde hiçbir erkeğin bu korselere özlem duyuyor ve “keşke olsaydı” dediklerini düşünmüyorum 🙂

Umarım keyifle okumuşsunuzdur 🙂 Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu? Ve bu trendler için yorumlarınızı da merakla bekliyorum 🙂

Sevgilerimle,

Aslı

Sponsored Post Learn from the experts: Create a successful blog with our brand new courseThe WordPress.com Blog

WordPress.com is excited to announce our newest offering: a course just for beginning bloggers where you’ll learn everything you need to know about blogging from the most trusted experts in the industry. We have helped millions of blogs get up and running, we know what works, and we want you to to know everything we know. This course provides all the fundamental skills and inspiration you need to get your blog started, an interactive community forum, and content updated annually.

Gerçek Geri Dönüşüm; VIVAIA SHOES

Yepyeni bir yıla sayılı günler kaldı. İçimde nedensiz bir çırpınış var. Bir heyecan… kötü bir şekilde değil ama eskisi kadar coşkulu da değil! Ama beni son zamanlarda heyecanlandırıp mutlu eden bir konu var ki; oda günümüzde içi boşaltılmış bir terim olarak oldukça yer alan geri dönüşümü markasının tam da odağına koymuş olan Vivaia Shoes ile yapmış olduğum iş birliği 🙂

Üretmiş olduğu her bir çift ürün 6 pet şişenin geri dönüşümünden elde ediliyor. İşbirliği maillerini aldığımda inanılmaz heyecanlandım. Çünkü takip ediyor ve deneyimlemeyi çok istiyordum bu güzel ürünleri. Renkleri, dokuları, konfor duygusu dahil hepsini çok merak ediyordum.

Pandemi koşulları sebebiyle bir kaç gün geç kavuşmuş olsam da kendilerine; o paketi açtığım an ayakkabılarıma ba-yıl-dımm 🙂 Sadece ürün değil; ambalaj da benim için her zaman çok önemli olmuştur. İşin görselliğin ön planda olmasını gerektirdiği için diyorsunuzdur ama değil! Görsellik hep önemli benim için. Yanlış anlaşılmasın, şekilcilikten bahsetmiyorum…. sunum, paketleme, ambalaj, kullanılan aksesuarlar v.s. gibi görsellik benim bahsettiğim 🙂

Konuyu dağıtıyor olmayayım; dediğim gibi paketlemeye bayıldım. Burada ki tek olumsuz yorumum paketi ilk açtığım an duyduğum koku hakkında olabilir. Onun dışında ürünün tekstil dokusu muhteşem. Yıkanabiliyor olması, esnekliği ve konforunu size ne kadar anlatsam az gelir. Bunu ancak deneyimleyerek anlayabilirsiniz ve bu işbirliğinin güzel yanı alışverişlerinizde “ASLI” koduyla yararlanabileceğiniz indirim 🙂

Markanın vizyonu inanılmaz! Modern teknolojiyi sürdürülebilir uygulamalarla birleştirerek son derece rahat ve şık ayakkabılar üretmek. Müşteri ilişkileri ekibi çok nazik ve titiz. İletişim konusunda ne kadar dikkatli olduklarını anlatamam size. Hedefleri markalarını dünya çapında kadınların kullanması. Ama konforla… bunun için bile yazdılar bana! Konfor konusunda fikrimi sordular, ancak ben tüm gün kullanmadan bunun için yorum yapamayacağımı belirttim.

Ertesi hafta başında tüm gün ofiste kullandım (instagram hesabımı takip edenler görmüştür). Ve benim ofis günlerim sizin düşündüğünüz gibi olmuyor 🙂 3. kat (benim ofisim ile), 4. kat (tasarım ofisi) arasında koşarak geçiyor zamanım. İnanın tüm o saatler boyunca o ayakkabılar bana hem konfor, hem şıklık, hem de tarz kattılar.

Ayakkabıları gören herkes sordu. Çünkü gerçekten farklı ve stil sahibi ayakkabılar. Marka sadece bu küçük topuklu güzellikleri üretmiyor. Öyle geniş bir ürün gamı var ki görünce şaşıracağınıza eminim. Ürünleri arasında farklı tasarımlarda babetler, oxfordlar, botlar hatta çizmeler bile var. Mutlaka göz atmanızı tavsiye ederim.

Sadeleştirdiğim bir yaşam tarzım var. Pandemi beni bu yönde terbiye etti diyebilirim. O nedenle artık çevre dostu, geri dönüşüme değer veren ürün ve markaları daha da çok destekliyor olacağım. Moda ne yazık ki dünyanın kaynaklarını hızla tüketen ve kirlenmeye neden olan ikinci sıradaki sektör. İlk sırada ise petrol şirketleri var.

Duyarlı olmak zorundayız! İyi olmak zorundayız! Kendimiz değil; bizden sonraki nesiller için. Çocuklarımız, torunlarımız için bunları yapmak zorundayız. Çünkü inanın bana doğayı, geri dönüşümü ve sürdürülebilirliği desteklemezseniz gelecek kuşaklar yakamıza yapışıp bize hesap soruyor olacaklar. Bu tarz markaları takip edin, destekleyin. İhtiyacınız olandan fazlasını almayın. Zamansız parçalar satın alın. Yatırım gardırobunuzu oluşturun ve bunu yaparken de Vivaia Shoes‘u da mutlaka yakın markaja alın 🙂

Yapacağınız alışverişte ASLI kodunuzu kullanmayı unutmayın. Alır, kullanırsanız bana mutlaka instagram hesabım @asliduydu_ dan yorum ve deneyimlerinizi yazın.

Şimdiden hepinize harika bir yeni yıl diliyorum. Tüm yıl beni yalnız bırakmadığınız ve desteklediğiniz için çook çok teşekkür ederim 🙂

Sevgilerimle,

Aslı

Sessiz Sedasız Bir Efsane; Martın Margıela

Aslında bir eğitim sonu karar verdim bu yazıyı hazırlamaya. Ve fark ettim ki bana hep çok ilginç gelmesine rağmen hakkında hiç yazmamışım. Kimden bahsediyorum biliyor musunuz? Moda dünyasının parlak ışıklarını değil de hep gerisini tercih eden Martin Margiela’dan.

Maison Margiela | Sephora

Margila 9 Nisan 1957’de Belçika’da doğmuş ve 1979’da Royal Academy of Fine Arts (Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi)’dan mezun olmuş. Bu mezuniyet sonrası tasarımcı Paris’e yerleşmiş ve 5 yıl kadar freelance çalıştıktan sonra 1985/1987 yılları arası Jean Paul Gaultier için çalışmış. 1989 yılında bir iş ortağı olmuş ve kendi markası olan “Maison Margiela” yı kurmuş. Aynı yıl ilk koleksiyonunu tanıtan Margiela 1997/2003 yılları arasında Hermés Kadın koleksiyonları için kreatif direktörlük yapmış.

Aslında Onu özel kılan sadece bunlar değil… Onu özel kılan görünmez bir kahraman olması. Margiela moda dünyasının ve belki de son 50 yılın en farklı ve etkili moda tasarımcılarından biri.

Bence O büyük bir tarihe ve mirasa sahip gizli bir süper star. Çünkü hem yüzünü hem de kimliğini gizlemiş ama markası ve yarattığı koleksiyonlarıyla var olmuş. O kariyeri boyunca hiç röportaj vermemiş, defilelerinin bitiminde hep sahne arkasında kalmış. Yüzü neredeyse kimse tarafından bilinmiyor. Yanında çalıştığı Jean Paul Gaultier, Onun için sadece “iri, uzun bir adamdı” demiş. 1997 yılında Marcio Madeira tarafından çekilmiş olan bir fotoğraf olduğu söyleniyor ancak kariyeri boyunca çekilmiş tek fotoğraf olduğu için resmi olarak da doğrulanmamış.

Aralık 2009’da moda evinden tamamen ayrıldığı duyurulmuştu. Ancak bunun nedenini hiç bir zaman kimse bilemedi. Bana göre Margiela’nın kendisini saklamasının sebebi; üretmeyi ve yaratmayı ne kadar çok seviyor olsa da; moda dünyasının ışıltısının dışında kalıp kendi hayatının tadını çıkartmak istemesi.

Ama sanırım hayatının geri kalanında tasarımları dışında bir iz bırakmak istemiş olacak ki; kendisini anlatmak için çekilmek istenen belgesel teklifini kabul etmiş ve kalabalıklara karışmış. Uzunca bi zaman merakla beklenen “Martin Margiela: In His Own WordsAğustos 2020’de yayınlandı. Ben Amazon Prime Video’dan eriştim. Kiralayarak izleyebilirsiniz ancak Türkçe dublaj yada alt yazı seçeneğinin olmadığını belirtmek isterim.

martin margiela: in his own words belgeselinden yeni fragman – playtuşu

Margiela; avantgart, abartılı siluetler, optik ilüzyonlar deneyerek aslında geleneksel giysiler fikrine meydan okumuş bir tasarımcı. Ben kendisine Christobal Balenciaga’yı rol model almış olduğunu hissediyorum.

Markanın imzası etiketi. Üzerinde 0’dan 23’e rakamların yer aldığı bir kumaş. Bu etiket tüm rozetsiz, astarsız giysilerin üzerine dışarıdan görünen dört küçük dikişle dikiliyor.

Belçika Anvers doğumlu. Şöhret umurunda değil! O süper modellerle çalışmayı reddediyor. Royal Academy of Fine Arts’ün Dahi Çocuklar kadrosundan (Dries Van Noten’da aynı kadrodan geliyor).

Yarattığı Japon tarzından esinlenmiş “Tabi” modeli ayakkabı avantgart bir ikon olarak moda dünyasında ki yerini aldı ve uzun yıllar da bu yeri koruyacak gibi. O bir moda filozofu… tek odak noktası giysileri. Bunu defilelerinde kullandığı modellerin yüzlerini kapatarak yada tanınmaz hale getirerek de hepimize gösterdi.

Maison Margiela Tabi Boots in Black | LN-CC

Moda dünyasında bir çok dahi çocuk olabilir. Ama bu dünyanın getirdiklerini, popülerliği ve göz önünde olmayı elinin tersiyle geri itecek güçte çok az kişi vardır! Bazı değerlerin kıymeti bilinmeli ve unutulmamalı. İşte Martin Margiela’da onlardan biri.

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur 🙂 beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve destek olmak için de paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgilerimle,

Aslı

Pandemi Sonrası Erkek Modası

Herkese merhaba, biraz ara verdim yoğunluktan. Bu kez bir röportaj yok! Kadın modası da yok 🙂 çünkü bugün erkek takipçilerim için bir post hazırladım. Aslında nedeni son zamanlarda neredeyse tüm bilboard ve mega boardlarda erkek moda markalarının reklamlarını görüyor olmam…

Hepimizin bildiği gibi pandemi sonrası moda şovlarının çoğu iptal edildi. Moda bu süreçten elbette ciddi şekilde etkilendi. Peki erkek modasında bundan sonra neler olacak? Yoksa takım elbiseler tarihe mi karışıyor 🙂

Tarih bize her zaman dramatik dünya olaylarının modayı ciddi biçimde etkilediğini gösterdi. En akılda kalıcı ve ikonik tasarımların bazıları İspanyol gribi salgını, Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı gibi büyük mücadeleler sonrası çıkmıştır. Tüm bu dramatik olaylar moda dünyası ve yaratıcılık üzerine oldukça etkili olmuştur. Zor zamanlar bazen tasarım, yaratıcılık ve başarı için iyi bir zemin hazırlayabilir. Peki şimdi erkek modasında neler olacak?

Pandemi tüm dünyayı eve kapattı. Halen çoğumuz kısmen de olsa haftanın büyük bölümünü evden çalışarak geçiriyoruz.

Aslında bir süredir modada sürdürülebilirlik konusu gündemde ve sürdürülebilir moda dünyası da aslında uzunca bir süredir tüketimi yavaşlatmaya çalışmakla meşguldü. Belki de tüm dünyanın ihtiyacı olan bir yavaşlamaydı bu…

Kuşkusuz pandemi moda dünyası için ciddi bir zorluk ve kayıp anlamına geldi. Mağazalar ve fabrikalar kapandı ve satışlar bir önceki yıla göre neredeyse dörtte bir, belki daha fazla düştü 😦

Şimdi gelelim siz erkeklerin bu süreçte neler yapabileceğinize… sizin de benim kadar dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ama artık her yerde bolca erkek modası var. Yapılan bir araştırmaya göre de; pandemi sonrası erkeklerde alışveriş ivmesi yukarı doğru hareketlenmiş. Belki de bu nedenle her yerde görüyoruz 🙂 hem de hemen hepsini ünlü isimlerle 🙂

Ancak üzülerek belirtmeliyim ki; bu pandemik yada ekonomik bunalım yeni tarzlar denemek yada sadece trend olmuş parçalara yatırım yapmak için hiç de doğru bir zaman değil. Böyle zamanlarda sahip çıkmanız yada dönüş yapmanız gereken “kalsik zarafet”tir. Bu zamanda hepimizin bir şekilde gelirinin azalmış olması zamansız ve uzun ömürlü parçalara yatırım yapma stratejisini ilk madde olarak tutmamız gerektiğini hatırlatır.

Ne yazık ki artık markalar değil; özgürce dolaşmak, maskesiz nefes alabilmek bir lüks oldu 😦 böyle dramatik her olay ve ekonomik zorluk sonrası lüks sorgulanmış ve tatsız bir hal almıştır. Ancak odağınız kalite, işçilik, işlevsellik ve zamansız zarafet olduğunda o zaman seçimlerimiz konusunda iyi düşünmek ve lüks markalardan destek almak durumundayız.

Bu iş bittiğinde (dilerim en kısa zamanda) eminim hepimizin yeniden giymek istemeyeceğimiz parçalar olacak. Evet, hepimiz tüketim alışkanlıklarımızı mutlaka sorguluyor olacağız ama her zaman keskin, akıllı, zeki, zevk sahibi ve iyi görünmek isteyeceğiz. Rahatlık herkes için ne kadar vazgeçilmez olursa olsun; unutmayalım ki bir toplantı odası testini asla geçemez 🙂

Belki başlangıçta tüm erkekler takım elbise ve ceketlerini askılarına asmaktan memnundu ama eminim sizler de tıpkı biz kadınlar gibi zaman zaman giyinip hazırlanmayı, o takım elbiseleri giymeyi özlediniz. 2020’nin hepimiz için oldukça rahatsız edici bir yıl olduğunu söylesem hiç de yanlış olmaz değil mi?

Evden çalışmak önümüzdeki bir süre daha normal olarak devam edecek olsa da; sizinle birazdan paylaşacağım zamansız parçalara sahip değilseniz edinmenizi öneririm. Zira salgından sonraki erkek giyim tarzı muhtemelen pratikliği ve rahatlığı içerecektir ama söylesenize bunun nesi kötü 🙂

Meselâ; temel renklerde bir kaç ceketiniz mutlaka olmalı. Her gömlek, t-shirt, pantolon, trenchcoat ve palto ile uyumlu olacak.

İyi kaitede bir paltonuz olmalı. Kaliteli bir kaşmir kazak şart. İyi kalıplı bir jean. Kaliteli bir saat. İyi bir çift makosen ayakkabı. Kaliteli ve biraz da trend kaşkollar. Sneakerlar size kalmış 🙂 ama mümkünse bir çift beyaz mutlaka olsun ve oda Adidas Stan Smith olmazsa olmaz bunu ayrıca belirteyim.

Sizin için bir kaç look hazırladım. Bunları hem home office hem de ofise uyarlayabileceğiniz şekilde hazırlamaya çalıştım.

Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Yorumlarınızı merak ediyorum. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgilerimle,

Aslı

Sevdıgım Stıller – Jessıca Mınkoff (English Version)

Hello everyone; I hope you are all healthy, safe and well. Our world is going through a very difficult and complex process. There is also a situation of insensitivity that I cannot understand why we failed… I am sure we are a lot of people who cannot understand like me 🙂 Come on, read the last interview I made so that you can read with pleasure in your own safe area!

This time my guest is an authentic, unique and, I think, naturally cool woman. We saw her on the pages of many fashion magazines as the “Fashion News and Content Editor” of that glamorous fashion world. Emerging designers were writing articles about current events and trends in the industry. Jessica currently the Fashion Content Editor of a luxury multi-storey store. And he added the “University Professorship” to all this daily workload.

Jessica teaches Fashion Journalism to her students at NYU (New York University) where she graduated. Now if I were a student at NYU and I had to attend, I would go to every class without exception just to listen to Jessica’s words 🙂

Here I had an enjoyable interview with this versatile and cool woman. I wish you to read it with pleasure. Don’t forget to like and share. Your support is very precious to me.

Yours sincerely,

Aslı

ModaStilde (MS): Dear Jessica, can you tell us a little bit about yourself?

Jessica Minkoff (JM): I am currently the Fashion Content Editor at Bergdorf Goodman and an adjunct professor at NYU, teaching a fashion journalism course called Style NY. I started my career in publishing at Style.com before working at magazines like Marie Claire, Harper’s Bazaar and Teen Vogue. 

(MS):When did you decide that fashion should be at the center of your life?

JM: I actually wanted to be a professional ballet dancer until I was 19 years old. While I was training to be a dancer I was always passionate about fashion and writing. I used to make collages with my favorite editorials from Teen Vogue, Vogue Paris, and Elle. Once I realized that ballet was not going to work out for me I decided to go to NYU to study journalism and I knew right when I started school that I wanted to go into the fashion industry.

MS: How did your editorial journey begin?

JM: I started my career as an Editorial Coordinator at Style.com. I worked alongside all of the editors and gained an enormous amount of knowledge and experience from day one. I am forever grateful to all of my co-workers at Style.com. From there I went on to be the Associate Market Editor at Marie Claire under Nina Garcia, before being promoted to Fashion Features Editor and then Senior Market Editor. Following Marie Claire, I went to work with my former Style.com co-worker Marina Larroude as the Senior Fashion and Accessories Editor at Teen Vogue. After that I transitioned from publishing to retail, as the Editorial Director of Kirna Zabete, a luxury boutique in Soho, before going to Bergdorf Goodman as Fashion Content Editor.

MS: How would you describe your style?

JM: Eighties and nineties inspired with lots of color. I like denim, patent leather, mesh details, tie-dye. Accessories are important. 

MS: What is the biggest mistake a person can make in terms of fashion?

JM: Not being true to themselves.

MS: Who is the style icon for you?

JM: I love the way that Elsa Hosk dresses, but mostly I am inspired by vintage photos of Kate Moss and anything that Anthony Vaccarello does for Saint Laurent.

MS: What is your favorite style you can’t give up?

JM: Denim, corsets and neon.

MS: What do I see most if I open your locker? colors.

JM: Jeans, Saint Laurent bags, neon.

MS: Do you have an indispensable brand?

JM: Saint Laurent.

MS: Is there a piece you say you never wear?

JM: Skirts.

MS: What do you pay attention to in your diet? How do you keep your form?

JM: I love to swim! Going in the pool is a great physical activity but I also find that it’s the only time when I can shut my mind off to everything going on in my day to day life. 

MS: Which country do you think is the best dressed women in the world?

JM: Hard to say, but I find a lot of inspiration in Paris and New York City.

MS: Brand or designer you follow closely these days?

JM: Saint Laurent.

MS: You are a very good and successful style editor. What is the secret of progress and success?

JM: I would say that the most important thing is to be true to yourself—don’t try to hide what makes you different or unique—and always put effort into everything that you do. And be nice!

MS: What are the key tips for a woman to create her own style?

JM: Wear what makes you feel authentic to yourself, don’t try to be like anyone else, embrace what makes you different.

MS: What is the indispensable product of the makeup bag?

JM: Mascara.

MS: Can you give us a good style advice?

JM: Wear what makes you happy and if something that you are wearing makes you feel uncomfortable or uncertain about yourself, then take it off.

MS: What are your indispensable accessories? 

JM: My Saint Laurent pink and black zebra cross-body bag, Vans sneakers, and an armful of colorful bracelets.

MS: How were you affected by this process that the world went through? What are more valuable or worthless now?

JM: I think like most people, I realized how important it is to stay close to the ones you love (and who love you). When things like a job, material goods, and your daily routine get stripped out from underneath you, all that is left are your relationships and that is what inspires me to stay positive and push forward not only during this pandemic but in tough times in general.

MS: Have you ever been to Turkey? Would you consider coming?

JM: No, I have yet to travel to Turkey but I would definitely be open to going one day!

MS: Do you have a message for Turkish followers and young people who want to succeed like you?

JM: Be curious—research things that you find interesting, don’t be afraid to ask questions, and always stay true to yourself.