Pandemi Sonrası Erkek Modası

Herkese merhaba, biraz ara verdim yoğunluktan. Bu kez bir röportaj yok! Kadın modası da yok 🙂 çünkü bugün erkek takipçilerim için bir post hazırladım. Aslında nedeni son zamanlarda neredeyse tüm bilboard ve mega boardlarda erkek moda markalarının reklamlarını görüyor olmam…

Hepimizin bildiği gibi pandemi sonrası moda şovlarının çoğu iptal edildi. Moda bu süreçten elbette ciddi şekilde etkilendi. Peki erkek modasında bundan sonra neler olacak? Yoksa takım elbiseler tarihe mi karışıyor 🙂

Tarih bize her zaman dramatik dünya olaylarının modayı ciddi biçimde etkilediğini gösterdi. En akılda kalıcı ve ikonik tasarımların bazıları İspanyol gribi salgını, Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı gibi büyük mücadeleler sonrası çıkmıştır. Tüm bu dramatik olaylar moda dünyası ve yaratıcılık üzerine oldukça etkili olmuştur. Zor zamanlar bazen tasarım, yaratıcılık ve başarı için iyi bir zemin hazırlayabilir. Peki şimdi erkek modasında neler olacak?

Pandemi tüm dünyayı eve kapattı. Halen çoğumuz kısmen de olsa haftanın büyük bölümünü evden çalışarak geçiriyoruz.

Aslında bir süredir modada sürdürülebilirlik konusu gündemde ve sürdürülebilir moda dünyası da aslında uzunca bir süredir tüketimi yavaşlatmaya çalışmakla meşguldü. Belki de tüm dünyanın ihtiyacı olan bir yavaşlamaydı bu…

Kuşkusuz pandemi moda dünyası için ciddi bir zorluk ve kayıp anlamına geldi. Mağazalar ve fabrikalar kapandı ve satışlar bir önceki yıla göre neredeyse dörtte bir, belki daha fazla düştü 😦

Şimdi gelelim siz erkeklerin bu süreçte neler yapabileceğinize… sizin de benim kadar dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ama artık her yerde bolca erkek modası var. Yapılan bir araştırmaya göre de; pandemi sonrası erkeklerde alışveriş ivmesi yukarı doğru hareketlenmiş. Belki de bu nedenle her yerde görüyoruz 🙂 hem de hemen hepsini ünlü isimlerle 🙂

Ancak üzülerek belirtmeliyim ki; bu pandemik yada ekonomik bunalım yeni tarzlar denemek yada sadece trend olmuş parçalara yatırım yapmak için hiç de doğru bir zaman değil. Böyle zamanlarda sahip çıkmanız yada dönüş yapmanız gereken “kalsik zarafet”tir. Bu zamanda hepimizin bir şekilde gelirinin azalmış olması zamansız ve uzun ömürlü parçalara yatırım yapma stratejisini ilk madde olarak tutmamız gerektiğini hatırlatır.

Ne yazık ki artık markalar değil; özgürce dolaşmak, maskesiz nefes alabilmek bir lüks oldu 😦 böyle dramatik her olay ve ekonomik zorluk sonrası lüks sorgulanmış ve tatsız bir hal almıştır. Ancak odağınız kalite, işçilik, işlevsellik ve zamansız zarafet olduğunda o zaman seçimlerimiz konusunda iyi düşünmek ve lüks markalardan destek almak durumundayız.

Bu iş bittiğinde (dilerim en kısa zamanda) eminim hepimizin yeniden giymek istemeyeceğimiz parçalar olacak. Evet, hepimiz tüketim alışkanlıklarımızı mutlaka sorguluyor olacağız ama her zaman keskin, akıllı, zeki, zevk sahibi ve iyi görünmek isteyeceğiz. Rahatlık herkes için ne kadar vazgeçilmez olursa olsun; unutmayalım ki bir toplantı odası testini asla geçemez 🙂

Belki başlangıçta tüm erkekler takım elbise ve ceketlerini askılarına asmaktan memnundu ama eminim sizler de tıpkı biz kadınlar gibi zaman zaman giyinip hazırlanmayı, o takım elbiseleri giymeyi özlediniz. 2020’nin hepimiz için oldukça rahatsız edici bir yıl olduğunu söylesem hiç de yanlış olmaz değil mi?

Evden çalışmak önümüzdeki bir süre daha normal olarak devam edecek olsa da; sizinle birazdan paylaşacağım zamansız parçalara sahip değilseniz edinmenizi öneririm. Zira salgından sonraki erkek giyim tarzı muhtemelen pratikliği ve rahatlığı içerecektir ama söylesenize bunun nesi kötü 🙂

Meselâ; temel renklerde bir kaç ceketiniz mutlaka olmalı. Her gömlek, t-shirt, pantolon, trenchcoat ve palto ile uyumlu olacak.

İyi kaitede bir paltonuz olmalı. Kaliteli bir kaşmir kazak şart. İyi kalıplı bir jean. Kaliteli bir saat. İyi bir çift makosen ayakkabı. Kaliteli ve biraz da trend kaşkollar. Sneakerlar size kalmış 🙂 ama mümkünse bir çift beyaz mutlaka olsun ve oda Adidas Stan Smith olmazsa olmaz bunu ayrıca belirteyim.

Sizin için bir kaç look hazırladım. Bunları hem home office hem de ofise uyarlayabileceğiniz şekilde hazırlamaya çalıştım.

Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Yorumlarınızı merak ediyorum. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgilerimle,

Aslı

Sevdıgım Stıller – Jessıca Mınkoff (English Version)

Hello everyone; I hope you are all healthy, safe and well. Our world is going through a very difficult and complex process. There is also a situation of insensitivity that I cannot understand why we failed… I am sure we are a lot of people who cannot understand like me 🙂 Come on, read the last interview I made so that you can read with pleasure in your own safe area!

This time my guest is an authentic, unique and, I think, naturally cool woman. We saw her on the pages of many fashion magazines as the “Fashion News and Content Editor” of that glamorous fashion world. Emerging designers were writing articles about current events and trends in the industry. Jessica currently the Fashion Content Editor of a luxury multi-storey store. And he added the “University Professorship” to all this daily workload.

Jessica teaches Fashion Journalism to her students at NYU (New York University) where she graduated. Now if I were a student at NYU and I had to attend, I would go to every class without exception just to listen to Jessica’s words 🙂

Here I had an enjoyable interview with this versatile and cool woman. I wish you to read it with pleasure. Don’t forget to like and share. Your support is very precious to me.

Yours sincerely,

Aslı

ModaStilde (MS): Dear Jessica, can you tell us a little bit about yourself?

Jessica Minkoff (JM): I am currently the Fashion Content Editor at Bergdorf Goodman and an adjunct professor at NYU, teaching a fashion journalism course called Style NY. I started my career in publishing at Style.com before working at magazines like Marie Claire, Harper’s Bazaar and Teen Vogue. 

(MS):When did you decide that fashion should be at the center of your life?

JM: I actually wanted to be a professional ballet dancer until I was 19 years old. While I was training to be a dancer I was always passionate about fashion and writing. I used to make collages with my favorite editorials from Teen Vogue, Vogue Paris, and Elle. Once I realized that ballet was not going to work out for me I decided to go to NYU to study journalism and I knew right when I started school that I wanted to go into the fashion industry.

MS: How did your editorial journey begin?

JM: I started my career as an Editorial Coordinator at Style.com. I worked alongside all of the editors and gained an enormous amount of knowledge and experience from day one. I am forever grateful to all of my co-workers at Style.com. From there I went on to be the Associate Market Editor at Marie Claire under Nina Garcia, before being promoted to Fashion Features Editor and then Senior Market Editor. Following Marie Claire, I went to work with my former Style.com co-worker Marina Larroude as the Senior Fashion and Accessories Editor at Teen Vogue. After that I transitioned from publishing to retail, as the Editorial Director of Kirna Zabete, a luxury boutique in Soho, before going to Bergdorf Goodman as Fashion Content Editor.

MS: How would you describe your style?

JM: Eighties and nineties inspired with lots of color. I like denim, patent leather, mesh details, tie-dye. Accessories are important. 

MS: What is the biggest mistake a person can make in terms of fashion?

JM: Not being true to themselves.

MS: Who is the style icon for you?

JM: I love the way that Elsa Hosk dresses, but mostly I am inspired by vintage photos of Kate Moss and anything that Anthony Vaccarello does for Saint Laurent.

MS: What is your favorite style you can’t give up?

JM: Denim, corsets and neon.

MS: What do I see most if I open your locker? colors.

JM: Jeans, Saint Laurent bags, neon.

MS: Do you have an indispensable brand?

JM: Saint Laurent.

MS: Is there a piece you say you never wear?

JM: Skirts.

MS: What do you pay attention to in your diet? How do you keep your form?

JM: I love to swim! Going in the pool is a great physical activity but I also find that it’s the only time when I can shut my mind off to everything going on in my day to day life. 

MS: Which country do you think is the best dressed women in the world?

JM: Hard to say, but I find a lot of inspiration in Paris and New York City.

MS: Brand or designer you follow closely these days?

JM: Saint Laurent.

MS: You are a very good and successful style editor. What is the secret of progress and success?

JM: I would say that the most important thing is to be true to yourself—don’t try to hide what makes you different or unique—and always put effort into everything that you do. And be nice!

MS: What are the key tips for a woman to create her own style?

JM: Wear what makes you feel authentic to yourself, don’t try to be like anyone else, embrace what makes you different.

MS: What is the indispensable product of the makeup bag?

JM: Mascara.

MS: Can you give us a good style advice?

JM: Wear what makes you happy and if something that you are wearing makes you feel uncomfortable or uncertain about yourself, then take it off.

MS: What are your indispensable accessories? 

JM: My Saint Laurent pink and black zebra cross-body bag, Vans sneakers, and an armful of colorful bracelets.

MS: How were you affected by this process that the world went through? What are more valuable or worthless now?

JM: I think like most people, I realized how important it is to stay close to the ones you love (and who love you). When things like a job, material goods, and your daily routine get stripped out from underneath you, all that is left are your relationships and that is what inspires me to stay positive and push forward not only during this pandemic but in tough times in general.

MS: Have you ever been to Turkey? Would you consider coming?

JM: No, I have yet to travel to Turkey but I would definitely be open to going one day!

MS: Do you have a message for Turkish followers and young people who want to succeed like you?

JM: Be curious—research things that you find interesting, don’t be afraid to ask questions, and always stay true to yourself.

Sevdiğim Stiller – Jessica Minkoff

Merhaba herkese; umuyorum hepiniz sağlıklı, güvende ve iyisinizdir. Oldukça zor ve karmaşık bir süreçten geçiyor dünyamız. Neden başaramadığımız bir türlü anlayamadığım bir de duyarsızlık durumu var… eminim benim gibi anlam veremeyen bir sürü kişiyiz 🙂 Hadi gelin kendi güvenli alanınınızda keyifle okumanız için yaptığım son röportajı okuyun!

Otantik, kendine özgü ve bence doğuştan havalı bir kadın bu defa konuğum. Onu bir çok moda dergisinin sayfalarında, o parıltılı moda dünyasının “Moda Haberleri ve İçerik Editörü” olarak gördük. Yükselen tasarımcılar, sektörde yaşanan güncel olaylar ve trendler hakkında makaleler yazıyordu. Şimdilerde çok katlı lüks bir mağazanın Moda İçerik Editörlüğünü yapıyor. Ve tüm bu günlük iş yoğunluğunun içine bir de “Üniversite Profersörlüğü”nü ekledi.

Jessica mezun olduğu okul olan NYU’de (New York Üniversitesi) Moda Gazeteciliği dersi veriyor öğrencilerine. Şimdi NYU’de bir öğrenci olsam ve devam zorunluluğum olsa sırf Jessica’nın anlatacaklarını dinlemek için her dersine istisnasız giderdim 🙂

İşte ben bu çok yönlü ve havalı kadınla keyifli bir röportaj yaptım. Keyifle okumanızı dilerim. Beğenmeyi ve paylaşmayı unutmayın. Sizlerin desteği benim için çok kıymetli.

Sevgilerimle,

Aslı

ModaStilde (MS): Sevgili Jessica, bize biraz kendinden bahseder misin?

Jessica Minkoff (JM): Şu anda Bergdorf Goodman’da Moda İçerik Editörü ve NYU’da yardımcı profesör olarak Style NY adlı bir moda gazeteciliği dersi veriyorum. Kariyerime Marie Claire, Harper’s Bazaar ve Teen Vogue gibi dergilerde çalışmadan önce Style.com’da yayıncılık yaparak başladım.

MS: Modanın hayatının merkezinde olması gerektiğine ne zaman karar verdin?

JM: Aslında 19 yaşıma kadar profesyonel bir balerin olmak istiyordum. Dansçı olmak için eğitim alırken moda ve yazarlığa her zaman tutkuyla bağlıydım. Teen Vogue, Vogue Paris ve Elle’den en sevdiğim başyazılarla kolajlar yapardım. Balenin benim için işe yaramayacağını anladığımda, gazetecilik okumak için NYU’ya gitmeye karar verdim ve okula başladığımda moda endüstrisine girmek istediğimi anladım.

MS: Yazı işleri yolculuğun nasıl başladı?

JM: Kariyerime Style.com’da Yayın Koordinatörü olarak başladım. Tüm editörlerle birlikte çalıştım ve ilk günden büyük miktarda bilgi ve deneyim kazandım. Style.com’daki tüm çalışma arkadaşlarıma sonsuza dek minnettarım. Daha sonra, Moda Özellikleri Editörü ve ardından Kıdemli Pazar Editörü olarak terfi etmeden önce, Nina Garcia yönetiminde Marie Claire’de Yardımcı Pazar Editörü oldum. Marie Claire’in ardından, eski Style.com iş arkadaşım Marina Larroude ile Teen Vogue’da Kıdemli Moda ve Aksesuar Editörü olarak çalışmaya başladım. Daha sonra Bergdorf Goodman’a Moda İçerik Editörü olarak gitmeden önce Soho’da lüks bir butik olan Kirna Zabete’nin Yazı İşleri Direktörü olarak yayıncılıktan perakendeye geçtim.

MS: Stilini nasıl tanımlarsın?

JM: Seksenler ve doksanlar, birçok renkten ilham alırım. Denim, rugan, file detayları, tie-dye severim. Aksesuarlar önemlidir.

MS: Sana göre bir insanın moda açısından yapabileceği en büyük hata nedir?

JM: Kendilerine karşı dürüst olmamak.

MS: Sana göre stil ikonu kim?

JM: Elsa Hosk’un giyinme tarzını seviyorum ama çoğunlukla Kate Moss’un eski fotoğrafları ve Anthony Vaccarello’nun Saint Laurent için yaptığı her şeyden ilham alıyorum.

MS: Vazgeçemeyeceğin favori tarzın nedir?

JM: Denim, korseler ve neon.

MS: Dolabını açarsam en çok ne görürüm?

JM: Kot pantolonlar, Saint Laurent çantalar, neon renkler.

MS: Takıntılı olduğun bir markan var mı?

JM: Saint Laurent!

MS: Asla giymem dediğin bir parça var mı?

JM: Etekler.

MS: Beslenmende nelere dikkat ediyorsun? Formunuzu nasıl karuyorsun?

JM: Yüzmeyi severim! Havuza girmek harika bir fiziksel aktivite ama aynı zamanda günlük hayatımda olup biten her şeye zihnimi kapatabildiğim tek zaman bu.

MS: Dünyanın en iyi giyinen kadınları sence hangi ülkede?

JM: Söylemesi zor, ama Paris ve New York’ta çok fazla ilham buluyorum.

MS: Bu günlerde yakından takip ettiğin marka veya tasarımcı?

JM: Saint Laurent

MS: Çok iyi ve başarılı bir stil editörüsün. İlerlemenin ve başarının sırrı nedir?

JM: En önemli şeyin kendinize karşı dürüst olmak olduğunu söyleyebilirim sizi farklı ya da benzersiz kılan şeyleri saklamaya çalışmayın ve yaptığınız her şeye her zaman çaba gösterin. Ve nazik olun!

MS: Sence bir kadının kendi tarzını yaratması için temel ipuçları nelerdir?

JM: Kendinize özgün hissettiren şeyleri giyin, başkaları gibi olmaya çalışmayın, sizi farklı kılan şeyleri kucaklayın.

MS: Makyaj çantanın vazgeçilmez ürünü nedir?

JM: Maskara.

MS: Bize iyi bir stil tavsiyesi verebilir misin?

JM: Sizi mutlu eden şeyleri giyin ve giydiğiniz bir şey kendinizi rahatsız hissetmenize veya kendinizden emin olmamanıza neden oluyorsa, çıkarın.

MS: Vazgeçilmez aksesuarların nelerdir?

JM: Saint Laurent pembe ve siyah zebra çapraz çanta, Vans spor ayakkabılar ve bir kucak dolusu renkli bileziğim.

MS: Dünyanın yaşadığı bu süreçten sen nasıl etkilendin? Şimdi daha değerli veya değersiz olan şeyler nedir?

JM: Sanırım çoğu insan gibi, sevdiklerinize (ve sizi sevenlere) yakın olmanın ne kadar önemli olduğunu anladım. Bir iş, maddi mallar ve günlük rutininiz gibi şeyler altınızda kaldığında, geriye kalan tek şey ilişkilerinizdir ve bu bana olumlu kalmak ve sadece bu salgın sırasında değil, genel olarak zor zamanlarda ilerlemek için ilham verdi.

MS: Hiç Türkiye’ye gittin mi? Gelmeyi düşünür müsün?

JM: Hayır, henüz Türkiye’ye gitmedim ama kesinlikle bir gün gitme fikrine açık olacağım!

MS: Türk takipçilerine ve senin gibi başarılı olmak isteyen gençlere bir mesajın var mı?

JM: Meraklı olun – ilginç bulduğunuz şeyleri araştırın, soru sormaktan korkmayın ve her zaman kendinize sadık kalın.

Sevdiğim Stiller – John Demsey

Merhaba hepinize, umuyorum ki her şey hepiniz için yolundadır. Yine çok güzel bir sohbetle geldim. Keyifli dakikalar diliyorum size.

Dünyanın en büyük ve hızlı büyüyen kozmetik markalarının başarısından tek başına sorumlu olmak, kontrol etmek, o yoğunluğa ayak uydurmak… bu kişi siz olsanız ne yapardınız? Muhtemelen arada biraz mola vermek isterdiniz değil mi? Ama O işine tutkuyla bağlı ve hiç durmadan yeni markalar yaratmak için çalışıyor.

O kim mi? Estee Lauder Şirketleri Yönetici Grup Başkanı John Demsey. Estee Lauder, M.A.C, Bobbi Brown, La Mer, Jo Malone, Tom Ford Beauty, Smashbox, By Kilian, Glam Glow ve daha fazlası! Bunca markayı duyunca aklımdan ilk geçen şey tıpkı sizin aklınızdan da geçtiği gibi “Eşi kesinlikle çok şanslı!” oldu 🙂

Demsey; Ohio’da doğum büyümüş. Genç yaştan itibaren ünlü olmanın gücüne inanmış ve hayaller kurmuş. Bir film yapımcısı olarak Hollywood’da yer almayı ve Ali MacGraw ile evlenmeyi hayal etmiş 🙂 evet belki bir film yapımcısı olamamış ama yaptığı işle hem Hollywood ‘a hem de moda dünyasına giriş yapmış.

Estee Lauder şirketinde işe başlayıp 90’lı yıllarda M.A.C markasını satın aldığında marka yalnızca makyaj artistleri tarafından biliniyordu. Ama Demsey onu hepimiz için bir tutku haline getirmeyi başardı. M.A.C AIDS fonunu yarattı ve Viva Glam kampanyasında ünlü isimlerle çalıştı.

Tom Ford’u Lauder bünyesine kattı ve Tom Ford Beauty’yi yarattı. Bu süreçte Tom Ford ile çok yakından çalışan Demsey; bir tasarımcı kozmetik markası olarak çok iyi bir satış performansına sahip olduğunu söylüyor.

Demsey keskin stili ve şık ev dekorasyonuyla tanınıyor. Ayrıca sektörde kendisine “Her Konunun Kralı” diyorlar. Demsey sosyal medyaya sosyal yaşamdan daha bağlı olduğunu da itiraf ediyor 🙂

Hadi gelin bu keyifli sohbetin soru-cevap kısmına geçelim. Renkli, canlı, eğlenceli ve samimi John Demsey’i daha yakından tanıyın ve son soruma vermiş olduğu yanıtı kesinlikle hayatınıza rehber bir cümle olarak ekleyin!

Beğenirseniz yıldızımı tıklamayı ve destek olmak isterseniz de paylaşmayı unutmayın olur mu 🙂

Sevgilerimle,

Aslı

ModaStilde (MS): Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

John Demsey (JD): İcra grubu başkanı olarak; M · A · C, Clinique, BECCA, Too Faced, Smashbox, GLAMGLOW ve TOM FORD BEAUTY gibi geniş bir marka portföyünü yönetmekteyim.

Marka portföyüne ek olarak, şirketin kurumsal çapındaki Yaratıcı Organizasyonuna liderlik etmekte ve şirket genelinde yaratıcı yetenekler ve yeteneklerin sürekli olarak ilerlemesine odaklanan Yaratıcı Mükemmeliyet Merkezini yönetmekteyim. Şu anki görevimden önce 10 yıl boyunca Grup Başkanı olarak görev yaptım ve birçok markanın büyümesine öncülük ettim. Marka otoritesini iletmek ve büyümeyi geliştirirken marka mirasına saygı duymak için benzersiz bir yeteneğe sahip, yaratıcı bir vizyoner, stratejik düşünür ve marka oluşturucu olarak kabul edilmekteyim. Prestijli güzellik ve lüks perakende sektörlerinde zengin bir deneyime sahibim ve çeşitli AIDS ve sağlıkla ilgili kuruluşlarda aktifim. Özellikle, HIV / AIDS ile mücadelede bugüne kadar 500 milyon dolardan fazla para toplayan M · A · C AIDS Fonu’nun Başkanı olarak görev yapıyorum.

MS: Güzellik, bakım ve makyaj sizin için ne ifade ediyor.

JD: Güzellik, kişinin yaratıcı veya dönüştürücü bakış açısının görsel bir ifadesidir. Kendimize bakma şeklimiz, güzellik seçimlerimiz ve kendimiz için yarattığımız ortam ruhumuzun ifadesidir. Makyaj, kişisel dönüşümden, olmak istediğiniz her şeye giden yol – doğal, güzel, özel, gotik, çirkin …

MS: Size “her şeyin kralı” diyorlar. Sanırım bu sadece bir şirketin başında olduğunuz için olamaz. Sizce sebebi nedir?

JD: Trendlerin bir adım önünde olmanın bir yolu olarak her gün çok fazla medya takip ediyorum. Ben daha çok mashupların kralıyım; Çok hi-lo estetiğim var. Geçmişte seyahat ettiğimde, odamda her zaman iki yığın dergi olurdu – bir yığın üst düzey moda dergisi ve ardından bir yığın ünlü / dedikodu dergisi. Taksime veya şoförüme beni zenginlerin yaşadığı ve kulüp çocuklarının gittiği yere, o şehirde karşı kültürün geliştiği yere götürmesini söylerdim. Sosyal medyada hayatın her alanını takip ediyorum ve ortaya çıkardığım çeşitli ilhamlar hem kişisel hem de profesyonel olarak hayat buluyor.

MS: Sizin için en önemli güzellik platformu nedir? Online satış mı yoksa mağaza mı?

JD: Online satış dünya çapında hızlanıyor – bence bu devam edecek çünkü artık çevrimiçi yolunu bulan yeni tüketiciler var. İşler normalleşse bile eski alışkanlıklarına geri dönmeyecekler. Yeni bir dengeye geri döneceğiz. Ve bu dengede omnichannel hayati önem taşıyacak. Online satış ve çok kanallı çabalar gelecekte hayati önem taşıyacak. Ancak tuğla ve harç er ya da geç geri gelecek. Hepimiz fiziksel deneyimler istiyoruz.

MS: Hayran olduğum birçok güzellik ve bakım markasını yönetiyorsunuz ve her markanın farklı bir kimliği var. Bu farklılıkları nasıl yönetebiliyorsunuz?

JD: Sahip olduğumuz her markanın kendine özgü bir oyun kitabı vardır. Bu şirketin gücü, dünyadaki en iyi güzellik markaları portföyüne sahip olmamızdır. Dünyadaki herkesin gıpta ettiği 25’in üzerinde markamız var. Yaptığımız iş onların farklı ve benzersiz oldukları anlamına geliyor. Başarılı olanların hepsinin bir asansör konuşması var. Sana bu yükseltici konuşmasını veremezsem, seni kaybettim demektir.

MS: Yönettiğiniz markalar arasında favoriniz hangisi?

JD: 1998’de M.A.C.’i yönetmeye atandığımda hayatım değişti. Makyaj malzemeleri… muhtemelen, bu hareketin tüm kariyerimin seyrini değiştirdiğini, bir kişi olarak yönümü ve şirketteki rolümü değiştirdiğini söyleyebilirim. Güçlü bir M.A.C yakınlığım var ve değerleri bir şeyi temsil ediyor, güçlü bir bakış açısına sahip, yargıda bulunmuyor ve pişmanlık duymuyor.

Bir diğer önemli kariyer ölçütü ve tutku, TOM FORD BEAUTY’nin başarılı özel karışım ve İmza kokuları ile Tom Ford Kozmetik Koleksiyonunu yaratmak için moda tasarımcısı Tom Ford ile yakından çalışmaktı.

MS: Tüm yaratıcı ekiplerle bire bir mi çalışıyorsunuz?

JD: Evet, görevimde şirketin kurumsal çapındaki Yaratıcı Organizasyonunu ve bana şirket genelinde inanılmaz kişilik gücü sergileyen yaratıcı yeteneklerimizle inanılmaz işbirliği yapma fırsatı veren Yaratıcı Mükemmeliyet Merkezini denetliyorum.

MS: En sevdiğiniz parfümler neler?

JD: Tom Ford Fucking Fabulous ve Rose Prick

By Kilian Black Phantom

Frederic Malle French Lover

Frederic Malle Vetiver Extaordinaire

Jo Malone London Basil & Neroli

MS: Cilt bakımı yapıyor musunuz?

JD: Elbette…

LeLabo Tıraş Kremi, LeLabo Traş Sonrası Losyonu,

GlamGlow Gravitymud Maske, Crème de la Mer ve M·A·C Fix + kullandığım ürünler.

MS: En sevdiğiniz Jo Malone kokunuz nedir?

JD: Jo Malone Basil ve Neroli

MS: Gardırobunuzu açarsam en çok ne görürüm?

JD: Anderson ve Sheppard, Gaziano & Girling’den adaş ayakkabılarım

Tom Ford, Thom Browne, Ermenegildo Zegna, Bottega Veneta ve Berluti.

MS: Size göre güzellik sektörünün ikonu kimdir?

JD: Grace Jones

MS: Instagram’daki favori hesabınız?

JD: @chloeiscrazy

MS: En sevdiğiniz yemek?

JD: Tavuk güveç.

MS: Tüm marka yönetimi ve yoğun çalışma temposundan sonra karantinada olmak nasıldı?

JD: Yılın 365 günü dışarı çıkmama gerek olmadığını fark ettim. Yüz yüze olamayacağımız için, kişisel ve profesyonel çevrelerimle bağlantı kurmanın başka yollarını bulmada yaratıcı olmak için bu süreçten ilham alıyorum. Bağlı kalmak bize bu belirsiz zamanlarda normallik hissi verir.

MS: Sizden gençlere çalışma hayatı ve başarı hakkında bir mesaj vermenizi istersem bu ne olur?

JD: Herkes benzersizdir ve herkesin kendi hikayesi ve kendi koşulları vardır. Ama kendini bilmelisin. Sevdiğin bir şeyi yapmazsan, başarısız olursun.

Risk almak kariyer intiharı değildir. Bazen bu bir kariyer hızlandırıcıdır. Risk almıyorsanız, asla başarılı olamazsınız.

Lübnan’ın Moda Endüstrisi Bir Darbe Daha Aldı

Herkese merhaba, ne yazık ki bugün tatsız bir olayın izlerini ve detaylarını paylaşacağım sizlerle. Beyrut’ta yaşanan patlama ve moda dünyasına etkilerini okuyacaksınız…

Lübnan 4 Ağustos günü büyük bir patlamayla sarsıldı. Ülkenin yerel saatine göre 18.00’i kısa bir süre geçmişti! Tam altı yıl boyunca Beyrut kentinin rıhtımında depolanan 2,750 ton amonyum nitrattan kaynaklandığına inanılan patlamalar; tabiri yerindeyse şehri salladı 😦 137 kişi öldü ve binlerce kişi de yaralandı. Patlamanın etkisi o kadar güçlüydü ki; şehrin moda bölgesinin büyük bir kısmı da dahil olmak üzere liman bölgesi neredeyse tamamen mahvoldu.

Lübnan’lı moda tasarımcısı Amine Jreissati zemin katta bulunan mağazasını kapatıp, üst kattaki evine çıkmış ve haberleri izlemek için televizyonunu açmış. Yalnızca 3 dakika sonra bu müthiş patlama gerçekleşmiş. Camlar, kapılar patlamış. Jreissati evine sokaktan baktığını hatırlıyor ve “Artık mağaza yoktu. Showroomun tamamı yok olmuştu. O anda orada olsaydım ölürdüm.” diyor. Tasarımcı bölgede bulunan 16 kişiyle birlikte bir ambulansa alınıyor ve ancak gittiği ikinci hastahaneye kabul edilebiliyor. Burada başına ve ellerine dikişler atılan Amine Jreissati; markası “Boyfirend” in mağazalarının dörtte üçünün harap olduğunu söylemiş 😦

Aynı bölgede bulunan tasarım stüdyosu David/Nicolas, ayakkabı tasarımcısı Andrea Wazen’in amiral mağazası, bölgenin kült kitapçısı Paper Cup ve restoranlar Baron ile Mahya’da ciddi hasar alan yerlerden.

Patlama Öncesi Paper Cup (Patlamadan Sonra Yerle Bir Olmuş)

Gemmayzeh semtinin yakınlarında Zuhair Murad’a ait 11 katlı bir merkez bulunuyordu. Burada çalışan 200 kişilik personel patlamadan sadece 10 dakika önce binadan ayrılmışlar. “Her şeyi kaybettik!” diyor Murad 😦 “Tüm hatıralarım… bu binayı gece gündüz çalışarak inşa etmek benim hayalimdi ama bir saniye içinde her şey gitti, her şeyi kaybettim.” diyor.

Müşterilerinin couture parçaları ve gelinlikleriyle birlikte şirketin 20 yıllık arşivi ve Murad’ın sanat koleksiyonu da yok olmuş. Murad yıkımı görünce “Çocuk gibi ağladım.” diyor ve ekliyor; “Hiç bir kelime üzüntümü ifade etmeye yetmez!”

Belki de Lübnan’ın Dünya çapında tanınan tek moda evi Elie Saab… O’da bu felaketten etkilendi tabii. Personeli hafif yaralı kurtulmuş ancak marka tadilat için 17 Ağustos’ a kadar kapalı olacağını duyurdu. Firmanın Global Marka Direktörü Elie Saab Junior; “Kendimizi yeniden organize edip, binaya verilen zararı giderip devam edeceğiz. Etrafımızda yaşananları hazmetmek zor ama DNA’ mızda ne olursa olsun devam etmek, ülkemize ve halkımıza yakın kalmak var.” diyor.

Felaket; Lübnan’ın moda endüstrisinin hali hazırda mücadele ettiği bu dönemde, Lübnan poundunun geçtiğimiz Ekim ayından bu yana %80 değer kaybettiği bir enflasyonda ve koronavirüs pandemisi etkileri devam ederken yaşandı. Patlamadan önce zaten durgun olan sektör; ne yazk ki bu süreçte daha çok kan kaybedecek… çok zor! hem çalışnalar hem de işvereler için.

Yani gerçek şu ki; bu üçlü krizin (ekonomik, insani ve sağlıksal açıdan) üstesinden gelinmesi biraz zor olacak. Tüm Dünya’ya sesleniyor Lübnan halkı ve yardım bekliyor. Bölgeyi ilk ziyaret eden isim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron oldu. Dilerim bir an önce toparlanır ve yitirdikleri umutlarını yeniden yeşertebilirler.

Hayat öyle tuhaf ki… bazen yepyeni bir yaşama yada yola adım atmanız için yalnızca bir kaç saniye yetiyor. Kader her şeyin önünde, üstünde! Hep söylerim; biz planlar yapıyoruz ama ilahi olarak yazılmış olanı yaşayacağımız mutlak! Hepimizin hakkında her şeyin en hayırlısı olsun dilerim. Beyrut için, tüm yaralılar, sevdiklerini kaybedenler için dua ediyorum 😦 keşke elimden daha fazlası gelebiliyor olsa…

Yaşadığımız süreçte duyacağımız son felaket haberi bu olmayacak elbette ama bundan sonra gelecek tüm felaketlerin insanlardan ve yaşamlardan uzak olmasını diliyorum.

Sevgilerimle,

Aslı

PS: Bu yazı tarafımdan uyarlanmıştır. Orijinal ve daha detaylı içerik için https://www.businessoffashion.com/ u ziyaret edebilirsiniz.