Evdeyiz… Biraz Zor Da Olsa!

Merhaba; tüm dünyanın içinde olduğu küresel zor bir süreçle baş başayız!

Salı sabahından itibaren evden çalışmaya başladık ve bugün itibriyle de çalıştığım kuruma ait tüm mağazalar süresiz olarak kapatıldı 😦 evet evdeyiz… ve bu süreçte hem kendimiz, hem sevdiklerimiz hem de yaşadığımız şehirler için yapacağımız en doğru şey evde olmak #evdekal mak! Bilinçli ve sağduyulu olmalıyız. “Bana bir şey olmaz.” zihniyetinden kurtulmalıyız.

Evde olmak zor olabilir. Özellikle de bizim gibi yoğun tempolu çalışmaya alışık olan kişiler için. Ancak yapacak, yapabilecek bir çok şey var. Öncelikle güzel bir gardrop detoksuna ne dersiniz? Kullanmadığınız, bedeninize uygun olmayan, lekelenmiş, atmaya yada vermeye kıyamadığınız, “Zayıflayınca giyeceğim.” diye aldığınız ve 3 yıldır dolapta etiketiyle duran o parçayı çıkarın dolaptan.

Öncelikle dolapta kalmaya devam edecek olanları kombinleyin, katlayın ve güzelce yerleştirin. Sonra dolaptan çıkarttıklarınızı ikiye ayırın;

1- İyi durumda olanları ikinci el satış sitelerinden satışa çıkarın (dolap.com , modacruz.com v.b gibi siteler var).

2- Daha yıpranmış, kullanılmayacak yada satılamayacak gibi olanları da geri dönüşüme verebilrisiniz. Zara ve H&M gibi global fast fashion moda markaları bu kıyafetleri alıyor. Ayrıca H&M size bunun için bir de indirim çeki veriyor 🙂 değerlendirin derim 🙂

Eğer yalnız yaşıyorsanız boool bol kitap okuyun, mesela arşivlerinizi düzenleyin.

Ailenizle yaşıyorsanız yapacak biraz daha çok şey olabilir. Sohbet edin, kitap okuma yarışı yapın mesela. Kitap okumak gerçekten çok iyi geliyor. Fazladan okunan her kelime güç veriyor bana 🙂 çocuğunuzla mutfağa girin, ev işlerini bölüşerek birlikte yapın. Sohbet edin. Birlikte müzik dinleyip dans edin. Biz oğlumla böyle yapıyoruz. Mesela bugün birlikte tiramisu yapacağız 🙂 sabah kahvaltı sofrasını ben hazırlıyorum O da topluyor.

Henüz sokağa çıkma yasağı söz konusu olmadığı için ve yalnız çalışıyor olduğu için eşim işine gitmeye devam ediyor. Ancak kimseyle temas etmiyor ve eve erkenden dönüyor.

Ne yazık ki evde olmak biraz fazla yemek anlamına da geliyor hepimiz için 😦 lütfen bu konuda çok çok dikkatli olalım. Sürecin sonunda bir de kendimize fazla kilo yükü yüklemeyelim! Ben dün sevgili Gökçen Arıkan‘ı keşfettim. Eminim tanıyanlarınız çoktur ama ben dün tanıştım. Saat 19.00’da canlı yayın ile spor yaptık. Suyum çıktı desem abartmış olmam. Bu bir tavsiye, yapmak isterseniz takip edin çünkü çok faydalı! Henüz sokağa çıkabiliyorken ve evleriniz sahil yada ormanlık alanlara yakınsa çıkıp güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Temiz hava iyi gelir.

Ama lütfen kimseyle, özellikle de ileri yaştaki kişilerle temas etmeyin. Siz etkilenmeyebilirsiniz ama karşınızdaki kişiler etkilenebilir. Yani kimin hayatını zora sokmak istersiniz ki? Kimsenin… o nedenle duyarlı olmak zorundayız. Karşı komşum gibi duyarsız insanları görmek sinir ediyor beni 😦 dün karşı dairem o kadar kalabalıktı ki; sanırım 20 kişi falan vardı. Oğlumla çıkıp biraz yürüdük ve bir kaç eksiğimizi aldık. Döndüğümüzde kapıda ki o ayakkabıları görünce şok olduk! Bu kadar duyarsız olabilmek neden??

Bu bir süreç… ama bir tatil değil! Bir tedbir. Lütfen dikkat edin. Sağlık konusunda yetkililerin söylediği talimatlara mutlaka uyun. Ben yine de hatırlatmak için size aşağıya sıralıyorum.

Sizin de yaptıklarınız ve benimle paylaşmak istediğiniz önerileriniz varsa; benimle yorum olarak paylaşın lütfen. Güzel bir iletişim kurup tüm okuyuculara hep birlikte destek olalım ne dersiniz? Hep birlikte sağlıklı günlerde buluşmak üzere.

Sevgiler,

Aslı

ÖNLEMLER;

1- 15 Dk. da bir mutlaka ılık su için. Virüs önce boğazda yaşıyor. Akciğere inmeden mide asidine indirebilirseniz yenebilirsiniz.

2- Ellerinizi minimum 20 sn. bol sabunla yıkayıp iyice durulayın (elinizi sabun ile ovarken lütfen musluklarınızı kapalı tutun). Sonrasında kolonya yada bir dezenfektan kullanın. Mümkün olduğunca elinizi göz, burun ve ağzınızdan uzak tutun. Çünkü virüs mukozaları seviyor ve oralara yerleşiyor!

3- Kendinizi karantinaya alın. Çünkü virüsle en geç temas edenler en şanslılar olacakmış. Sokağa çıkıp geldikten sonra tüm kıyafetlerinizi balkona koyun ve en az 3-4 saat havalandırın. Giyisileri makinada 60-90 derece sıcaklıkta yıkayın.

4-Bol meyve sebze tüketin. Abur cubur olarak tüketim hakkınızı mümkün olduğunca ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler yönünde kullanın.

5- Bağışıklığınızı yüksek tutacak sarımsak, soğan, kefir gibi besinler tüketin.

6- Bağışıklığınızı destekleyecek vitaminler alın. C vitamini çok önemli, beta glukanlar, D vitamini ve kara mürver almaya özen gösterin. Aktardan kara mürver alın ve sıcak bir fincan suya bir tatlı kaşığı koyup demleyerek günde 3 defa için 😉 Ben oğluma kara mürver içeren bir vitamin şurubu aldım. Çocuklara bu şekilde içirmek daha kolay olabiliyor.

Bu Süreçte Kullandıklarımız (Ailece)

7- Hareket edin, mümkün olduğunca evden spor yapmaya özen gösterin (yukarıda önerimi yaptım).

8- Mutlaka ama mutlaka sigarayı bırakın. Sigara içenlerin içmeyenlere oranla bu virüse yakalanma riski %14 daha fazla 😦

9- Tırnak etlerinizi asla yolmayın ve maniküre de bu süreçte gitmeyin (başımızın çaresine bakacağız artık).

10- Moralinizi yüksek tutun, bir de evinizde varsa kuşburnu kaynatın ve için. Poşet çay değil, gerçek kurutulmuş kuşburnu olması önemli burada.

11- Sevdiklerinizi aramayı, onlara sevginizi söylemeyi ve boool bol kahkaha atmayı unutmayın 🙂

Naylon Çorapların Değiştirdiği Bir Dünya

Merhaba herkese; bugün her kadının vazgeçilmezi olan naylon çorapların hikayesini paylaşmak istedim.

Nereden çıktı şimdi bu? derseniz; geçtiğimiz günlerde katıldığım, sevgili arkadaşım Begüm Başoğlu Öner’in anlattığı “Moda Tarihi” etkinliğinde geldi aklıma. Aslında bir devrimdi “Nylon” ve ben size hiç anlatmamıştım 🙂

Sadece naylon bir çift kadın çorabının yeni bir çağın başlangıcı olabileceğini kim düşünebilirdi ki? Naylonun icadı, kadınlar ve askeriyeler için bir devrim başlattı. Yepyeni bir malzeme ile dokunan deneysel çoraplar, 1937 yılında tamamen laboratuarda geliştirilen ilk insan yapımı fiberin canlılığını test etmek için yapılmış. Naylon; çeliğin mukavemetine ve örümcek ağlarının parlaklığına sahip olduğu belirtilerek lanse edilmiş.

1938’de kamu bilincine ilk yerleştiğinde başka hiçbir ürünün eşleşemeyeceği bir yenilik olduğu iddia edilmiş, selefi rayon “yapay ipek” olarak lanse edilmişti. Ancak naylon, üreticisi DuPont tarafından tek başına sunulmuştu. Ticari olarak uygun ilk sentetik elyaf olan naylon; konfor, kolaylık ve kullanıp atılabilirliğe dayalı bir devrimi yarattı. Gücü, esnekliği, hafifliği ve küf direnci müttefiklerin II. Dünya Savaşı’nı kazanmasına yardımcı oldu. “Ne kadar güçlü olabilir ki?” diyenlerdenseniz; bu videoyu mutlaka izleyin derim 🙂 Kadınlar bacaklarında çelik dayanıklığı ve örümcek ağı parlaklığını hissetmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlarmış. O güne kadar gözde olan ipek çoraplar fazlasıyla lüks olduğundan, naylon onun yerine geçmeyi vaadetmiş kadınlara.

Her kadının dolabının en öenmli parçası olan çorapların icadını yapan şirket olan DuPont, naylon çorapları tüm Dünya’ya 1939’da New York’ta düzenlenen bir fuarda gösterişli bir defileyle tanıtmış. Çoraplar 15 Mayıs 1940’ta satışa sunulduğunda talep o kadar yüksek olmuş ki; binlerce kadın mağazaya akın etmiş ve naylon 4 günde tam 4 milyon çift satılmış.

Nylon İçin Sıra Bekleyen Kadınlar - Detroit (1947)

Ürün için yazılmış bir kitap olan “Nylon: The Story of a Fashion Revolution” da yazar Susannah Handley şöyle yazmış: Naylon bir yıldan kısa sürede ev ahalisinden biri haline geldi ve tüm tekstil tarihinde DuPont naylonu kadar halk arasında ezici bir üstünlükle kabul edilen başka hiçbir ürün olmadı.

Adı çorap diye geçebilir, ancak çorap sadece naylonun tanıtımı için tercih edilmiş bir pazarlama terimiymiş ve Amerikan Kimya Derneği bunu iyi hesaplanmış bir karar olarak nitelendirmiş. İlk çoraplar pamuk dikişli, ipek şeritli ve parmaklı olarak üretildi. Tamamı siyahtı çünkü bilimadamları henüz ten rengi bir boya yaratabilmek için hangi malzemeleri kullanabileceklerini bulamamışlardı. Ancak bu kadar değildi! Üstesinden gelmeleri gereken bir sorun daha vardı. Oda ısıya maruz kaldığında naylonun bozulmasıydı. Yapılan geliştirmeler sonucu “buğulama” isimli bir yöntem keşfedilmiş ve sonuçta; ütülenmeye ihtiyaç duymayan, ipeksi pürüssüzlükte ve her bacağa uyan çoraplar elde edilmiş.

Naylon tabii ki moda dünyasını derhal etkisi altına almış. Ancak başlangıçta “Fiber-66” olarak adlandırılan devrim, yüzyıl önce ne yazık ki plastik dünyasının yaratılmasına yol açtı.

Naylon bugün doğal özellikleriyle piyasada olmayabilir. Ancak nedeni 1940 yılında yaşanan Büyük Buhran’da malzemelerin bir ulusa yardım etmesidir. Endüstriyel kimyanın insanlığı daha parlak bir geleceğe taşımaya söz verdiği bir zamandı. 1956’da bazı naylon deneme videoları çekilmişti (yukarıda bahsetmişl ve link koymuştum). Bu yeni kimya dünyasında ufuk sınırsız olarak vurgulanıyor ve naylonun dayanıklılığı ispat ediliyor.

Bu ilk naylon çorap modern bir mücizeyi, insanın doğa üzerinde ki üstünlüğünü ve bir yaşam tarzını temsil ediyordu. 1942 yılında II.Dünya Savaşı patlak verdi. Naylonalara ihtiyaç vardı ve tüm naylonlar onlara aşkla bağlı olan kadınlardan koparıldı 😦 naylonlar paraşüt, planör çekme halatı, uçak yakıt tankları, ayakkabı bağcığı, sivrisinek ağı ve hamak yapımında kullanıldı. Hepsi savaşabilmek için gerekliydi ve naylonun adı artık “savaşı kazanan fiber” olmuştu.

Ama artık naylon yoktu! Ve tabi kadınların çorapları da… kadınlar çareyi bacak makyajında buldular. Bacaklarının arkasına sanki çorapları varmışçasına çizgiler çizebilmek için geliştirilmiş çeşitli aparatlar kullandılar. Yada arkadaşlarından yardım istediler 🙂 hatta belki ressamlardan!

Savaş sonrası üretilen çoraplar için söyle yazılmış: “40,000 kadın 13,000 çift çorap için sıraya girdi ve bu esnada saç çekme, yüz tırmalama olayları yaşandı” üzgünüm ama bu makaleye ait bir görsel bulamadım 🙂

1959 yılı naylon için ayrı bir devrim olmuştu. Çünkü artık külotlu çoraplar kadınların hayatına dahil olmuştu. Külotlar ve çoraplar bir aradaydı. Artık hantal jartiyerler ortadan kalkabilir ve etek boyları yukarıya çekilebilirdi. Ve öyle de oldu… ancak bu durum tabii ki kadınların cinsiyetçi baskılara mâruz kalmalarına da neden olmuştu.

Kimilerine göre naylon; baskıcı, yapış yapış, düz ve çirkindi… ancak kadın modasında bir devrim olduğu kesin. Şimdilerde öyle sağlam naylonlar olmasa da; çoraplar hepimizin vazgeçilmezi. Zaten sorun değil! Naylon bugün mobilyadan bilgisayara, motor parçalarından bavul yapımına kadar bir çok ürün ve sektör için vazgeçilmez 🙂

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgiler,

Aslı

Yetimhaneden Moda İmparatorluğuna

Merhaba herkese; siz sevgili takipçilerimin okumayı çok sevdiğinize hiç şüphem yok. Ancak umuyorum benim gibi ilham veren biyografileri de okumayı seviyorsunuzdur. Zira bugün sizlerle yetimhaneden moda imparatorluğuna uzunan bir hayat hikayesini paylaşmak istiyorum.

Bu Coco’nun hikayesi…

Ünlü tasrımcı Chanel, 19 Ağustos 1883’te Fransa, Saumur’de Gabrielle Bonheur Chanel ismiyle dünyaya gelmiş. Hayatının ilk yılları çok da göz alıcı geçmemiş. 12 yaşına geldiğinde bir çamaşır yıkayıcısı olan annesinin tüberküloz sebebiyle vefatından sonra Chanel ve kardeşleri, seyyar satıcılık yapan babaları tarafından yetimhaneye bırakılır. Ve O baba bir daha asla geri dönmez! 18 yaşına geldiğinde Chanel, kardeşlerini de yanına alarak Fransa’nın Aubazine şehrinde Katoliklerin kaldığı bir evde kalmaya başlarlar. Burada kaldığı 6 yıl boyunca Chanel dikiş dikmeyi öğrenir ve Fransız subayların kıyafetlerini diken bir terzinin yanında çıraklığa başlar. Aslında geleceğin temelleri O farkında olmasa da burada atılmış olur.

Ancak O başka bir kariyere uzanır önce. Takma adı olan “Coco” yu kendisine kazandıran da bu işi olmuştur. Şarkı söylemek… Vichy ve Moulins’teki klüplerde yaptığı kariyeri Ona bu takma adı kazandırmıştır ve O artık Coco Chanel’dir…

20’li yaşlarına geldiğinde Chanel, bir tuhafiye kurmasına yardım etmeyi teklif eden Etienne Balsan ile ortaklık kurdu. Kısa süre sonra Chanel, hayatında önemli bir yeri olan Arthur “Boy” Chapel ile tanıştı. Bu iki erkek de Onun moda yolculuğunda etkili oldular.

İlk mağazasını 1910 yılında Paris’teki Rue Cambon’da açan Chanel şapka satmaya başladı. Daha sonra bu mağazalara Deauville ve Biarritz’de eklendi ve artık Chanel kıyafet yapmaya başlamıştı. İlk elbisesini eski bir formdan ilham alarak diken Chanel; elbiseyi nereden aldığını soranlara Onlar için de bir tane yapmayı teklif etmiş. Bir röportajında “Benim servetim Deauville çok soğuk olduğu için giydiğim o eski formlu elbiseye dayanıyor demiş.

Chanel, Paris’in o Parisian dünyasında popüler bir isim olmayı başarmış. Ballets Russes ve Jean Cocteau’nun oyunu “Orphée” için kostümler tasarlamış ve artık arkadaşları arasında Cocteau ve Pablo Picasso gibi isimler varmış.

1920’lerde Chanel başarısını yeni boyutlara taşımak istemiş ve ilk parfümü olan No.5’i piyasaya sürmüş (kendisi favori parfümüm olur). Chanel’in parfüm tanımıysa o kadar güzel ki; tam da yeri gelmişken paylaşmak isterim. “Parfüm görünmeyen, unutulmaz, modanın nihai aksesuarıdır… gelişinizi müjdeler ve gidişinizi uzatır.” çok güzel bir cümle değil mi?

Piyasaya Sürülen İlk No:5

Bu kokunun bütçesi aslında mağazanın sahibi Théophile Bader ve iş insanları Pierre ve Paul Wertheimer tarafından da desteklenmiş. Zaman içinde Chanel, Pierre ile yakın bir ilişki kurmuş.

Yıllar içinde eşsiz bir koku olan No.5 büyük bir gelir kaynağı olduğunda ortaklıklarda pürüzler çıkmış ve bunun için davalar açılmış.

1925 yılında Chanel yakasız ceket ve etek ikilisiyle efsanevi Chanel takımını yaratmış. Bu tasrım o dönem için bir devrim niteliğinde. Çünkü kadınların kendilerini boğan o korselerden kurtulmalarını sağlıyor. 20’li yılların bir başka devrim niteliğinde tasarımı ise “Küçük Siyah Elbise / Little Black Dress” di. O zamanlar sadece yas ile eşleştirilen bu rengin aslında bir akşam yemeği için de ne kadar şık olabileceğini gösterdi Chanel.

1930’ların uluslararası ekonomik bunalımı elbette Chanel’i de etkilemişti ancak işini kapatmasına neden olan şey II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiydi. Chanel işçilerini çıkarttı ve dükkanlarını kapattı.

Savaştan sonra Chanel, Paris’ten ayrıldı ve bir kaç yıl İsviçre’de sürgün hayatı yaşadı. Hatta bazıları bu süreçte İsviçre’de değil, Roquebrune’de bir kır evinde yaşadığını söyler.

70 yaşına geldiğinde yani 1950’lerin başlarında Chanel moda dünyasına ciddi bir dönüş yaptı. İlk koleksiyonları eleştirmenler tarafından korkunç eleştiriler almış olsa da; O vazgeçmedi. Kadınsı, rahat ve bedene oturan tasarımları kısa sürede dünya çapındaki kadınların Chanel müşterisi olmasını sağladı.

Bilinmeyenleri…

Aslında hayatında çok bilinmeyen ilişkiler ve zorluklarda yaşadı Chanel! Mesela 1920 yılından itibaren besteci Igor Stravinsky ile bir ilişkisi oldu.

Chanel ve Igor Stravinsky

1923 yılında Westminster Dükü Hugh Grosvenor ile yatında verdiği bir davette tanıştı. İkili neredeyse 10 yıl kadar süren bir birliktelik yaşadı. Chanel, Dükün evlenme teklifini ise geri çevirdi. Sonrasında ise bu ilişki bitti.

Hugh Grosvenor geri çevrilen bu teklif sonrası “Westminster’in düşesleri oldu ama sadece bir Chanel var.” demiş. Özel bir kadınmış belli ki…

Sanırım hayatının en zor zamanı; Fransa’nın Alman işgali sırasında Nazi askeri subay Hans Gunter von Dincklage ile karşılaşması sonrasıdır. Bu subay Alman askeri karargahı olarak da kullanılan Paris’teki Ritz Otel’de Chanel’in dairesinde kalmak için özel izin almış.

Savaş bittikten sonra Chanel bu ilişkisi sebebiyle sorguya çekilmiş. Bir Nazi ortağı olarak suçlanmamış ancak bazı kesimler arkadaşı olan Winston Churchill’in Chanel adına perde arkasında çalışıp çalışmadığını merak etmiş. Resmi olarak suçlanmış olmasa da; Chanel kamu mahkemesine çıkarılmış. Çünkü bazıları Nazi subayıyla olan ilişkisini ülkesine ihanet olarak görmüş.

Chanel 10 Ocak 1971 tarihinde Ritz Otel’deki dairesinde öldü. Asla evlenmedi. Bir zamanlar “Bir erkek üzerinde asla bir kuştan ağır olmak istemem.” demiş.

Yüzlerce kişi bu moda ikonuna veda etmek için Madeleine Kilisesi’nde bir araya gelmiş. Gelenlerin nerdeyse tümü Chanel takım giyinmiş.

Ölümünün 10 yılı aşkın bir zaman sonrası tasarımcı Karl Lagerfeld, Chanel mirasını devam ettirmek üzere bu moda evinin tüm dizginlerini ele aldı. Marka hâlâ Wertheimer ailesine ait. Şimdilerde 3. kuşak tarafından yönetiliyor ve artık tasarımın başında Virginie Viard var.

Wertheimer Ailesi
Virginie Viard

Coco adına bir çok kitap yazıldı, filmler çekildi. Henüz hiç birini görmediyseniz birini mutlak okumanızı yada izlemenizi öneririm. Bu; ilham dolu ve modaya adanmış bir yaşam. İyi ki bu dünyadan geçmişsin Gabrielle Bonheur Chanel…

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu 🙂

Sevgiler,

Aslı

92. Yılında Oscar Artık Yaşlı…

Merhaba herkese, bu defa geç kalmadan yazıyorum yaşasııın 🙂

92. Academy (Oscar) ödülleri 9 Şubat Pazar günü yapıldı ve tam 23,6 milyon kişi tarafından izlendi. Oysa ki geçen yıl 29,6 milyon kişi tarafından izlenmişti. Yani bu yıl geçen yıla oranla %20 oranında bir düşüş var. Araştırırken gördüm ki; sadece altı yıl önce Oscar töreni tam 40 milyon kişi tarafından izlenmiş. Peki bu düşüş sizce neden? Sanırım artık sosyal platformlardan da canlı yayın yapma zamanı geldi.

Belli yayın organlarında verildiği için herkese erişim sağlanamıyor ve sadece Oscar izlemek için de bir üyelik yapılmaz! Bence sebep bu. O nedenle sosyal platformlardan canlı yayına geçmeli dedim. Sizin görüşünüz nedir? Lütfen yorum kısmında paylaşın benimle.

Bir de gerçek vardı ki; tören sonrası yapılan Vanity Fair sponsorlu after party daha çoşkulu, renkli ve şıktı. Ama oda başka bir post konusu olabilecek 🙂

Gece tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yılda bir sunucusu olmadan ilerledi. Ancak törene iki ünlü komedyen Chris Rock ve Steve Lin ev sahipliği yaptılar ve açılışta konukları oldukça gülümsettiler. Zaten aksi mümkün müydü 🙂

Steve Lin ve Chris Rock

Oscar’ın bunca yıllık tarihinde ilk kez en iyi film ödülünü İngilizce dışında başka bir dille çekilmiş bir film aldı. Bir Güney Kore filmi olan “Parasite” (Parazit) aldığı ödülle oldukça ses getirdi. Filmin yönetmeni Bong Joon Ho’s İngilizce bilmediği için yanında bir tercümanla sahneye çıkmış. Bu duırumu da nasıl sevdim anlatamam. Evet evrensel bir dil olabilir, birden fazla dil biliyor olmak çook çok muhteşem de olabilir ama kimse başka bir dil bilmediği için kendini eksik hissetmemli! Bu da bence en iyi örnek bu duruma. Tebrik ediyorum…

Parasite yönetmeni Bong Joon Ho's

Sinir bozucu olarak her ne kadar kadın film yapımcıları cinsiyetçi ve ırkçı bakış açıları yüzünden en iyi kategorilerden çıkarılmış olsalar da; daha az rağbet gören kategorilerde ödüller aldılar. Instagram hesabımda da paylaştım; benim için bu gecenin yıldızı kesinlikle Natalie Portman’dı… kıyafetinde aday gösterilmeyen 8 kadın yönetmenin ismini taşıdı. O kadar yürekten alkışladım ki kendisini anlatamam sizlere.

Cherry ve Karen Rupert Toliver, en iyi kısa animasyon filmi için Oscar aldı.

Sahne genel anlamda eğlenceli olsa da; ödül vermek üzere sahneye çıkan bazı isimler gerçekten saçma davranmışlar. En prestijli ödül gecelerinden birindesin, o meşhur “aand… Oscar goes too…” cümlesini kurmak için sahneye çıkmışsın ve kendini aptalca ıspat etmeye çalışıyorsun. Bana itici geldi, sizler ne düşünüyorsunuz? (Bknz: Maya Rudalph ve Kristen Wiig)

Maya Rudolph - Kristen Wiig Kendilerini Ispat Çabasındalar

En iyi kadın oyuncu ödülünü 1969 yılında yaşamını yitiren Judy Garland’ı canlandırdığı “Judy” filmindeki performansıyla Renée Zellweger aldı. Judy Garland kim diyenleriniz varsa; OZ Büyücüsü’nde ki kırmızı pabuçlu Dorothy kendisi. Oldukça çalkantılı ve karmaşık bir hayat yaşamış. Bu film mutlak izlenmeli!

En iyi erkek oyuncu ödülünü yine kesinlikle hakeden bir isim aldı… Joker’deki muhteşem performansıyla Joaquin Phoenix 🙂 bir de kırmızı halıda verdiği sürdürülebilirlik mesajı vardı ki; lütfen unutmayalım. Üçüncü kez aynı smokini giyerek; aslında her defasında bir tane daha almaya gerek olmadığını ve gezegenimizi korumamız gerektiğini de vurguladı. Çok sevdim bu hareketi 🙂 ayrıca lütfen ödül aldığından yaptığı konuşmayı da mutlaka izleyin.

En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü de bir Quantin Tarantino filmi olan “Bir Zamanlar Hollywood’da” (Once Upon A Time… in Hollywood) daki rolüyle Brad Pitt aldı.

Sonra birden tören sahnesinde Eminem görüldü… yüz ifadelerine bakınca kimsenin beklemediği bir giriş olduğunu düşündüm. 2003’teki törende ödül aldığı “8 Mile” filmine ait şarkısı “Loose Yoursel”i 17 yıl sonra ilk kez sansürsüz seslendirmiş. Tuhaf tepkilerin sebebi bu olabilir mi acaba 🙂

Açıkçası ben b u şarkıyı 17 yıl önce söylediğinde de sevmiştim, şimdi de severek eşlik ettim. Salon da kendisini hem eşlik etti hem de ayakta alkışladı. Eminem ile ilgili gözüme takılan ve sinirimi bozan pantolonu oldu. Keşke arka kısmını biraz yukarı çekebilseydi… zira yağları taşıyordu! Yanlış anlamayın kilo almış olması değil takıldığım nokta, özensiz görünüyor olması. Müzik tarzına böyle uygun diye düşünebilir ama bu taşmış görünümden daha iyi değil midir derli toplu olmak 🙂

Eminem Performans

Sanırım artık kırmızı halıya geçme zamanı 🙂

Kimleri Sevdim;

Natalie Portman’ı söylemiştim. Kıyafetinden çok verdiği mesaj için O ilk sırada. Kostümü Dior imzası taşıyor.

Charlize Theron hep şık, hep kırmızı halının gözdesi. Kıyafeti Dior Couture imzalı.

En iyikadın oyuncu ödülü alan Renée Zellweger tercihini beyazdan yana kullanmıştı. Kostümü Armani imzalı.

Scarlet Johanson, Oscar De La Renta kıyafetiyle oldukça şık görünüyordu.

Margot Robbie; bu kızı çok beğeniyorum. Çok da sempatik buluyorum. Kırmızı halı geçidi sırasında fotoğrafları çekilirken kadraja muzipçe giren Timothée Chalamet’e olan tavrını gördünüz mü? Bir Türk ünlüsüne yapılsaydı tepkisinin asla böyle olmayacağını garanti ederim… çünkü biz de egolar; boylardan büyük 😦

Bu arada kostümü bir vintage Chanel.

Molly Sims bence zaten kırmızı halılarda her daim şıklığını konuşturmuş bir kadın. Ancak artık yaş 46 olunca bence o kadar derin dekolteye gerek yok. Evet renk, model, kıyafet çok yakışmış ancak Zuhair Murad imzalı bu kıyafetin ya o gögüs bölgesi biraz toparlanmalıydı yada kapatılmalıydı diye naçizane görüşümü belirtmek isterim :)

Bir sevdiğim renkli kıyafet de Brie Larson’dan geldi. Celine imzalı kıyafetini çok beğendim ama ayakkabı ve ayak görünümü için aynı şeyi söyleyemem 😦 Keşke Molly gibi burnu kapalı bir ayakkabı tercih edebilseymiş…

Cynthia Erivo, Versace imzalı kostümü, tırnakları, saçı yani kısacası görünümünün tamamıyla oldukça iddialıydı.

Son olarak; yaşına, duruşuna ve kendisine çok uygun giyinmiş olduğu için beğendiğim Sigourney Weaver’a yer veriyorum beğendiklerim arasında. Kıyafeti Dior imzalı ve duruşunu kesinlikle çok sevdim.

Kimleri Sevmedim;

O kadar çok ki sevmediklerim. Yani anlamıyorum! En prestijli ödül töreni, evet party daha hareketli ve canlı ama burada da bir kırmızı halı geçidi var değil mi?

Salma Hayek için söyleyecek söz bulamıyorum! Tüm dünya markaları elinin altında ama her kırmızı halıda vasat hatta bana göre vasat ötesi… ne yazık ki bu Gucci’de olmamış. Bir gün kendisine stil danışmanlığı yapabilmeyi hayal ediyorum. Onun bana ihtiyacı var 🙂

Billy Porter zaten hep farklı artık alıştık ama geçen yıl ki kıyafetini aradım desem size…

Idina Menzel; sana sormak istiyorum! Hediye paketi yada şeker falan mı olmak istedin? J. Mendel imzalı kıyafat hem pembe hem de kocaman bir fiyonku var 😦 ve üzgünüm hiç de şeker olmamış.

Daha fazla yorum yapmasam iyi olur galiba 🙂 Beğenmediklerimi bir slaty olarak ekliyorum, merak ederseniz gezinin 🙂 bu arada benim beğenmediklerim arasında beğendikleriniz olursa lütfen yorumlarda belirtin olur mu 🙂

Son olarak bir de kararsız kaldıklarım oldu. Ne Beğendim ne beğenmedim anlayacağınız! Kimler mi?

Givenchy kostümü ile Gal Gadot, Valentino kostümü ile Kristen Wiig, Stella McCartney kostümü ile Oscar ödüllü oyuncu Olivia Colman son olarak da; Chanel imzalı kostümü ile Penelope Cruz.

Onlar için de sizlerden yorum istiyorum 🙂

Evet… dilerim keyifle okumuşsunuzdur 🙂 beğendiyseniz lütfen yıldızmı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Sevgiler,

Aslı

Super Bowl'da Latin Ateşi

Merhaba herkese,

Uzuun zamandır ihmal ettiğim sevgili okuyucularım özür dilerim hepinizden ama biraz fazla yoğunluk yaşadım ve yetişmek biraz zor oldu 😦 asla bahane değil! İşte geri döndüm. Hem de süper ateşli bir konuyla.

Bu arada belirtmek de isterim yepyeni bir proje olan burcubayrakci.com yazarlarından biriyim artık 🙂 farklı yazılarımı okumak isterseniz lütfen siteyi ziyaret edin ve desteğinizi esirgemeyin olur mu? Yazının sonunda ki kalbe dokunmazı yeterli bunun için 🙂 hadi konumuza dönelim!

Bu yıl Hard Rock Stadium Miami Florida’da gerçekleşen Super Bowl sayesidne Amerika’da hayat durdu. Aslında her SuperBowl günü Amerika’da hayat duru. Çünkü bu etkinlik sezonun en büyük final maçıdır. Her yıl tam bir festival havası estirir ülkede. Dünya starları devre arasında inanılmaz şovlar sergilerler.

Bu yılın starları da Jennifer Lopez ve Shakira oldular. Şov bir harikaydı! Sahneden Latin ateşi yandı desem asla abartmış olmam 🙂 Shakira, Bad Bunny ile Jennifer Lopez, J.Balvin ile paylaştı sahnesini.

Ayrıca JLo’nun 11 yaşındaki kızı Emme’de Super Bowl sahnesini annesiyle paylaştı. Çok gurur verici olduğuna ne şüphe! Bu arada sesinin iyi olduğunu belirtmem gerek. Yolu açık olsun.

Tabii ki beni asıl ilgilendiren konu; yıldızların sahne kostümleri 🙂 Jlo; Versace Atelier imzalı, Shakira ise Peter Dundas imzalı kostümlerle çıktılar şovlarına. Kabul edin ki bu tarz kısa ve kapsamlı sahne alınacak organizasyonların kostümlerini hazırlamak çook çok zor bir iş. Çünkü tüm kostümleri mecburen üst üste giyinmek gerekiyor. Sahne ışıkları dönerken diğer kostüme ve konsepte geçiş yapılıyor. Harika bir ekip işi! Birgün böyle bir şov haırlığı için A’dan Z’ye bir projede yer alabilmeyi çok isterim.

Şov öncesi hazırlanan kostüm sketchleri tabii ki şov sonrası markalar ve tasarımcıları tarafından bir bir paylaşıldı. En iyi görüntüyü kesinlikle JLo yansıtıyor. Üzgünüm fakat Shakira ve sketch görüntüler arasında oldukça büyük farklar var. O dümdüz bot ve sneaker yerine az topuklu ayakkabılar tercih etmeliydi (Bknz. JLo).

Bu seçimler zaten kısa olan bacak boyunu daha da kısa ve olduğundan daha kalın göstermiş. Evet rahat etmek için bu seçimleri yapmış olabilir ama oldukça özensiz görünmesine neden olmuş. Keşke stylisti (varsa) uyarabilseymiş. Super Bowl basın toplantısında da aynı özensiz Shakira’yı gördüm ve çok üzüldüm. Jennifer Lopez ile yanyana verdiği pozlarda sanki zorla getirilmiş gibi görünen hali beni üzdü açıkçası. Bir stara yakıştıramadım.

Size de öyle gelmiyor mu bu fotoğrafa bakınca?

Buraya bir de dip not eklemek istiyorum ben… evet Shakira belki aşırı özgüvenli oluşundan yada doğallığı çok benimsiyor olduğundan basın toplantısına böyle katılmış olabilir. Ama işbirliği yapacağı insana biraz da uymalı kişi diye düşünüyorum. Bunu Jennifer için söyleyemem çünkü o zaten hep böyle… her zaman temiz, sağlıklı, dinamik, güçlü ve şık bir imaja sahip. Sizce de öyle değil mi? Aksini düşünen varsa yorumları bekliyorum 🙂

Dilerim keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu? Hadi gelin muhteşem sahne görüntüleriyle kapatalım günü.

Sevgiler,

Aslı