Dünden Bugüne Victoria Beckham…

Herkese merhaba; zamanda biraz gezinti yapmak geldi içimden. Günümüz ikonları geçmişten bugüne nasıl geldi diye düşünürken farkettim ki aklıma ilk gelen isim Victoria Beckham oluyor. Ben de Onu yazdım… hadi biraz yakın markaja alaım kendisini 🙂

O aslında Spice Girls ile yaptığı çalışmalar ve futbol yıldızı David Beckham’ ın eşi olarak bilinen bir şarkıcıydı… şimdi ise bir moda tasarımcısı ve stil ikonu!

Victoria Adams Hertfordshire, İngiltere’ de 17 Nisan 1974 (46) tarihinde doğdu. Victoria varlıklı bir ailede büyümüş ve genç yaşta bale eğitimine başlamış. Üç yıl Surrey Laine Arts Theatre Collage’ da dansa olan ilgisinin peşinden gitmiş. Dansçı olabilmek için Londra’ ya taşınmış. Bir reklam filmi için gittiği seçmeler Onun şansı olmuş ve 400 kadın arasından seçilip, bir kadın pop müzik grubunun parçası olabilmiş.

1990′ larda bir pop şarkıcısı olarak başladığı ve başarı elde ettiği kariyerinden; Dünya’ nın en çok fotoğraflanan kadınlarından biri haline gelebilmek… tüm magazin basını O ve eşinin (David Beckham) neredeyse tüm hareketlerini takip ediyor 🙂

Müzik grupları menajerleri Chris Herbert önderliğinde 1993′ te bir araya geldi. Grup  Melanie Brown, Melanie Chisholm, Geri Halliwell, Emma Bunton ve Victoria Beckham’ dan oluşan Spice Girls…

6.jpg
Spice Girls

Grup daha yaratıcı çalışmalar yapmak istediği için menajerleri Herbert’ tan ayrılıp Brian Fuller ile anlaşarak Virgin Record ile anlaşma imzalıyor. Bu arada üyelerin her biri kendi kişiliğini geliştirerek birer isim aldı. Hatırlamayanlarınız için ben hatırlatayım 🙂 Melanie B. “Scary Spice / Korkunç Baharat”  Melanie C. “Sporty Spice / Sportif Baharat” Geri Halliwell “Gincer Spice / Zencefil Baharat” Emma Bunton “Baby Spice / Bebek Baharat” ve Victoria ise “Posh Spice / Lüks Baharat” oldu. 1996 yılında çıkarttıkları albüm Amerika listelerinde üst sıralara ulaştı ve 20 milyondan fazla kopya sattı. Grubun yansıttığı “girl power” mesajı önemli bir kitleyi özellikle (ben dahil) genç kızları kendine çekmişti 😉 1997 yılında ikinci albümlerini yayınladılar ve ertesi yıl da hatırlayan var mı bilmiyorum ama bir Spice Girls filmi beyaz perde de yerini aldı.

Grup daha sonra dağıldı fakat 2007 – 2008 yılalrında bir dizi konser için ve 2012 yılında Londra’ da düzenlenen Olimpiyat Oyunları kapanış töreni için bir araya geldiler.

Biraz da özel hayat….

Victoria 1997 yılında futbolcu David Beckham ile birlikte olmaya başladı ve çift İngiltere’ nin en popüler çiftlerinden biri oldu. 1999 yılında İrlanda’ da lüks bir şatoda gerçekleşen törenle evlendiler. Bu törende ilk çocukları Brooklyn’ de onlara eşlik ediyordu. Victoria 2001 yılında ikinci çocuğu Romeo’ yu dünyaya getirdi.

Yıllar içinde bir çok sansasyonel olay yaşadılar. Hep göz önünde olmayı başardılar. David’in Victoria’ya ihanetleri, neredeyse her aldatılma sonrası Victoria’nın hamilelikleri, bir birlerinin saçlarından kestikleri tutamları saçlarına ekletmeleri v.s. / v.s…

David Beckham’ ın başarısı fazlasıyla dikkat çekmeye başlamış ve 2002 yılında fidye için kaçırılmak istendiğine dair bir komplo hazırlığı haberi O ve ailesini manşetlere taşımış. Ertesi yıl Beckham’ lar Madrid-İspanya’ ya taşınmış ve David Manchester United takımında oynamaya başlamış. Uzun süre sonra da futbolcu Real Madrid ile oldukça kazançlı bir anlaşma imzalamış. 

Victoria ise; 2004 ve 2006 yıllarında içinde keşfettiği moda aşkı ile Rock&Republic markası için “VB Rock” adında bir jean koleksiyonu çıkarttı ve bir yıl sonra da kendi markası DVB ile güneş gözlüğü ve jean tasarladı. Bu arada da 2005 yılında 3. çocuğu Cruz dünyaya geldi. Yine aynı yıl Beckham ailesi Los Angeles – Kalifornia’ ya taşındı. 2007 yılında David Beckham Los Angeles Galaxy takımı ile yıllığı 50 milyon $ olmak üzere 5 yıllık anlaşma imzalamış ve böylece de Dünya’ nın en çok kazanan futbolcusu olmuştu. Çift taşındıkları bu yeni semtte o zamanlar evli olan Tom Cruize – Katie Holmes çifti ve süper model Heidi Klum ile yakın arkadaş oldular.

Victoria 2008 yılında marka koleksiyonunu genişletmeye başladı ve “Kendi giyeceği herşeyi tasarlamaya başladı” O yıl tasarladığı parfümü piyasaya sürdü. 2009 yılında çok ses getiren Armani’ nin iç giyim koleksiyonu için modellik yaptı. Bu işi kabul etmesinin sebebini “50 yaşıma geldiğimde ve dönüp baktığımda ‘Hey 3 çocuk annesi olarak iyi görünüyormuşum’ demek istedim” şeklinde açıklamıştı. Ama Victoria 2011 yılında kızları Harper Seven’ i dünyaya getirdi. Yani O artık 4 çocuk annesi bir kadın!

Victoria şu anda tasarımcı olarak yaptığı işlere odaklanmış durumda ve “Beni kabul edip, bana bir şans verdiği için moda dünyasına minnetarım” diyebilecek kadar alçakgönüllü ve ultra fit bir anne 🙂

Sanırım oldukça uzattım! Gelelim esas sevdiğim yere… Victoria’ nın muhteşem değişimi için bu galeriyi hazırlarken çok şaşkınlık yaşadım. Ama gerçekten en sevdiğim hali şuan gördüğümüz hali… bence esas şimdi tam bir “Posh” kendisi…

Umuyorum keyifle okumuşsunuzdur.

Yorumlarınızı paylaşmayı ve beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı unutmayın😉

Sevgilerimle,

Aslı

Sevdiğim Stiller – Sara Battaglia

Hepinize merhaba; bu güzel ve güneşli günde sizlerle çok keyifli ve benim için yine çok heyecan verici bir röportaj paylaşıyorum. Bugün “Sevdiğim Stiller” de konuğum ünlü İtalyan tasarımcı Sara Battaglia 🙂

Sara Battaglia son yıllarda Milano’dan doğan oldukça başarılı bir tasarımcı. Yaratıcılığı genç yaşlarda ortaya çıkmış. Çoğu yaşıtı çöp adamlar, kuşlar çizerken O, aksesuarlar ve kıyafetler çizermiş. Sahte moda şovları yapar ve Barbie bebekleri için kıyafetler dikermiş.

Daha küçücük bir çocukken babasına: “Baba, büyüdüğümde ne yapmak istediğimi biliyorum. Salvador Dali olmak istiyorum.” demiş.

O her zaman çantalara tutkun olmuş. Çünkü Sara için çantalar kadınların en önemli aksesuarları. Kırmızı rujundan asla vazgeçmeyen, tasarımları modern kadına hitap eden Sara konuğum olmayı kabul ettiği için kendisine bir kez daha çook teşekkür ediyorum.

Şimdi sizleri kısa ama güzel sohbetimizle baş başa bırakıyorum. Dilerim keyifle okursunuz.

Beğenmek için yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın olur mu?

Sevgiler,

Aslı

ModaStilde (MS): Sevgili Sara, biraz kendinden bahseder misin?

Sara Battaglia (SB): Kendimi bildim bileli moda tasarımcısıyım ve etrafımızdaki güzelliklerden sürekli etkileniyorum.

MS: Modayı ne zaman bir kariyere dönüştürmeye karar verdin?

SB: İlk çantamı 6 yaşımda diktim. Yıllar sonra insanlara stilimi sunma güveni kazandım.

MS: Öncelikle çantalarınız hayatımıza girdi. Neden önce çanta?

SB: Bu çok doğaldı. Onlar hep bizimle. Ayakkabılar gibi çantalar da bize kim olduğumuzu söylüyorlar.

MS: Tasarım yaparken nelerden ilham alıyorsunuz?

SB: Çevremizdeki her şeyden, her an, herhangi bir deneyim bir ilham kaynağı olabilir. Gözlerinize bir lens koyarsınız ve “gökkuşağı” dünyasını görürsünüz.

MS: Bu sezon hazırladığın koleksiyondan biraz bahseder misin?

SB: S/S’20 koleksiyonum güzelliğe takıntılı olmaktan bahsediyor. Yani bugünün temellerine geri dönmeyi, temelde bir kadının iyi hissetmesini, iyi görünmesini, doğru fiyat ve doğru konfor seviyesinde olmasını anlatıyor. F/W’20 koleksiyonum içinde Sara Battaglia kadınını yaratmakta kendi şehrimden, Milano’dan esinlendim.

MS: Günlük rutinini anlatabilir misin?

SB: Uzun bir kahvaltı, biraz araştırma, eskiz çizimleri, mailler, spor salonu ve güzel bir yemek.

MS: Şimdiye kadar yaptığın tasarımlardan en sevdiğin ürün hangisi?

SB: Sevdiğim bir çok parçadan sadece bir kaçının adını söyleyecek olursam, RTW grubundan Cape Caket ve son zamanlarda (şimdi de) bir ikona dönüşen Toujours modeli plise gökkuşağı çanta diyebilirim.

MS: Sana göre moda ikonu kim?

SB: Bugün bir isim söylemek zor. Dünya kirlenmiş ve gizem yok. Audrey Hepburn’u düşün, bugün ona yakın birini görüyor musun?

MS: Bizimle paylaşabileceğiniz güzellik ve bakım rutinleriniz nelerdir?

SB: Sadece sağlıklı besleniyorum, biraz spor yapıyorum ve karşıma çıkan her şeye pozitif bakmaya çalışıyorum. Ayrıca sanat da benim için büyük bir güzellik rutini sayılır.

MS: Favori bakım markan nedir?

SB: Bir favorim yok.

MS: Gardırobunu açarsam en çok ne görürüm?

SB: Takım elbise.

MS: Moda dünyasının sevdiğin ve sevmediğin yönleri nedir?

SB: Büyük soru. Sadece olumlu yanlarını ele alalım. Moda sizin her gün iyi hissetmenize ve kim olduğunuzu ifade etmenize yardımcı olmak için büyük bir fırsat veriyor.

MS: Beslenmende nelere dikkat ediyorsun?

SB: İyi İtalyan yemeklere aşığımdır. Ve sadece yapmam gereken kadar sporu yapıyorum. Maalesef çok meşgulüm, işim çok fazla vakit alıyor.

MS: Asla giymem dediğin bir şey var mı?

SB: Asla asla deme 🙂 çünkü her şeyde ruh hali önemlidir.

MS: Her kadının dolabında olması gerekli dediğin Sara Battaglia tasarımı nedir?

SB: Eminim ki her kadın kendisi için doğru parçaları bulabilir çünkü her kadın farklıdır.

MS: Seni hep kırmızı rujunla görüyoruz. Onu bu kadar çok sevmenin sebebi ne?

SB: Kırmızı ruj kadınlıkla ilgilidir. Kadınlık, moda ve güzellik vizyonumda anahtar, bu yüzden kırmızı rujum benimle.

MS: Karantina günleri senin için ne ifade ediyor? Neler artık senin için daha değerli?

SB: Aramızdaki sessizliği gerçekten takdir ediyorum. Değerlerimizi yansıtmak ve yeniden keşfetmek için biraz zaman. Ayrıca, çevre ve insanlığa geçici olarak faaliyetlerinden vazgeçtiği için teşekkür ediyor, dünya tekrar nefes alıyor.

MS: Daha önce hiç Türkiye’ye geldin mi? Gelmeyi düşünür müsün?

SB: İstanbul’daydım. Kültürleri bir arada bulunduran çok güzel bir şehir. Umarım çok yakında geri dönebilirim, belki de Vakko veya Beymen gibi en iyi perakendecilerimizden biriyle bir şeyler yapıyor olabilirim.

MS: Son olarak; Türk takipçilerine mesajınız var mı?

SB: Yakında tekrar güzel ülkenizde buluşmak için sabırsızlanıyorum.

Sevdiğim Stiller – Renk ve Yaratıcılıkta Bir Uzman Nıcolas Degennes

Merhaba herkese; yine harika bir röportajla karşınızdayım ve yine çok mutluyum 😊

20 yıldır Givenchy Beauty’nin başında. “Givenchy Le” makyaj koleksiyonunu, ünlü prizma şekilli pudraları ve 4 G’den oluşan Givenchy logosunu yarattı. O küresel bir bakış açısına sahip. Benim de çok sevdğim  Le Rouge’ların da yaratıcısı kendisi.

Nicolas Degennes, Givenchy Beauty’nin ayrılmaz bir parçası. Teknik, yenilik, tasarım ve çalıştığı ekip Onun için ön sıralarda yer alıyor.

Çok sevdiğim bu koleksiyonların yaratıcısıyla yaptığım bu keyifli söyleşi için, teklifimi kabul ettiği için Ona ne kadar teşekkür etsem az. Röportajda da belirttiği gibi O gerçekten egolarını çoktan bir kenara bırakmış.

Dilerim keyifle okursunuz.

Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 😊

Sevgiler,

Aslı      

ModaStilde (MS): Sevgili Nicolas; bize biraz kendinden bahseder misin?

Nicolas Degennes (ND): Kendim hakkında konuşmak her zaman çok zor. İşim ve ürünlerim hakkında bir egom var, işler iyi yapılırken, makyaj, ürünler, dokular ve siyahları severim, Giacometti benim favorim sanatçım, Yayoi Kuzama’nın bakış açısını seviyorum. Her zaman Mark Rothko’nun ışıklarına ve renklerine ve Jason Pollock’a hayran oldum, yeni fikirlere konsantre olmak için sık sık yalnız kalmam gerekiyor. Her zaman işime teslim edilen kelimeleri ve hayal gücünü seviyorum.

MS : Givenchy’de Yaratıcı Makyaj Direktörü görevine ne zaman ve nasıl başladın?

ND: 1999’da onlarla konuşmaya başladım ve 2000 yılında sözleşmemi imzaladım. Başka bir makyaj çizgisi vardı sihir yaparken hiç hoşlanmadığım, 2 yıl içinde tamamen geri döndüğümde fikrim değişti, Hubert De Givenchy’ye bir ithaf, bir imza, bir açıklama vardı.

MS: Makyaj ve renkler senin için ne ifade ediyor?

 ND: Hayat, gülümseme, diğerlerine saygı! Ben her zaman makyajın bir sihir yaptığını düşünüyorum. Kendini göstermenin kişisel bir yolunu oluşturmak 10 ila 30 dakika sürüyor … hayat bir tiyatro sahnesi, hep birlikte oynayalım bunu olabildiğince iyi yapalım.

MS: Koleksiyon ve renkleri belirlerken bir ekiple mi çalışıyorsun?

ND: Her zaman Christine BURTIN ile birlikte çalışıyorum, onunla her zaman fikirlerden bahsediyoruz, o bana en yakın kişi, tüm dokulardan, Endüstri ile ilişkilerden sorumlu, sonra bu fikirleri bir kimya ekibiyle paylaşıyoruz. İşler yapıldığında, yeni dokuları pazarlama ekibi ile çok sık paylaşıyoruz. Bu insanların hepsi yaratıcılık süreçlerinde her zaman çok önemlidir.

MS: Bir makyaj koleksiyonunun hazırlık aşamalarını anlatabilir misin? Heyecan verici olmalı.

ND: Gerçekten öyle, bir kelimeden, sizi çevreleyen bir enerjiden, bir renkten veya birkaçından fikir gelebilir. Bir ihtiyaç, bir yolculuk, aklınızda bulundurmanız gereken şey, her zaman 2 yıl önceden çalışmaya başlıyoruz. Şu anda 2022’yi çalışıyoruz ve 2023 için bazı ürünler hakkında düşünmeye başladık.

MS: Koleksiyonları yaratırken yeterince özgür olabiliyor musun?

ND: Givenchy için çalıştığımdan dolayı çok şanslıyım, onlara bir ürün hakkında bir hikaye anlattığımda, genel olarak yapıyoruz. Mesela toz pudra; sadece doku için değil, aynı zamanda marka için gerçekten istediğim bir şeydi. Herkes kabul ettiğinde, başka bir seviye atladım ve Givenchy ekibinin bu fikre devam etmesine izin verdim.

 MS: Başarını neye bağlıyorsun?

ND: Belki her zaman kendinize yeni bir soru sormak, kendinizden emin olmak, ve egonuzu bir tarafa bırakmaktır.

MS: Stilini nasıl tanımlarsın?

ND: Sıkı çalışmak, ekibime sadakat, dürüstlük.

MS: Bir kadının makyaj çantasında mutlaka neler olmalı?

ND: Ruj, pudra, nezaket ve kocaman bir gülümseme.

MS: Koleksiyonlarını yaratırken en çok nelerden ilham alırsın?

ND: Her şey, herkes… her zaman sürpriz yapmaya çalışıyor, neyi sevdiğimi ve nedenini anlamaya çalışıyor, cevaplar buluyorum.

MS: Her koleksiyonda yer alan vazgeçilmez bir rengin var mı?

ND: Sonsuza kadar siyahlar… çok eğlenceli.

MS: Sana göre stil ikonu kimdir?

ND: Kadınlar kadınlar kadınlar… annem dışında sadece bir tanesi asla yeterli olmayacak.

MS: Çekimler sırasında herşey senin onayından geçiyor mu? Işık ve fotoğrafçı da dahil 😊

ND: Bu bir ekip çalışması olmalı, bir marka oluşturmak için birlikteyiz.

MS: Makyaj kolkesiyonlarının çekimlerinde modellerin seçimlerini nasıl yapıyorsun?

ND: Önceki cevabım ile tamamen aynı, etrafınızdaki insanlarla düşünmek zorundasınız.

MS: Givenchy Beauty’nin gelişimi için neler yapıyorsun?

ND: Kimya ekibiyle çok zaman geçiriyoruz, onlarsız, yalnız yapamam.

MS: Genel olarak her yerde gördüğümüz makyaj trendleri konusunda fikrin nedir?

ND: Bugünkü eğilimler zaten bitti. Bize odaklanalım, trendleri belirliyor ve her gün inşa ediyoruz.

MS: Kusursuz bir görünüm için ne yapmalıyız?

ND: Cilt bakımı her gün yapmamız gereken ilk şey, daha sonra baz, T bölgesinde toz pudra… en önemlisi ürünler değil, kullandığınız dokular, bazıları asla iyi arkadaş olamaz. Ağır ürünlerden kaçının.

MS: Yeni makyaj koleksiyonun en favori ürünü nedir?

ND: Onları çok yakında görebileceksiniz 🙂

MS: Bize cilt tiplerine göre favori ürünleri söyleyebilir misin?

ND: Karma Cilt: Givenchy Teint Couture City Balm

        Kuru Cilt: Givenchy Matissime Velvet 

        Hassas Cilt: Givenchy Teint Couture City Balm,

Bu şu anda piyasadaki en iyi ürün.

MS: Çantandan hiç ayırmadığın makyaj ürünü nedir?

ND: Balm, dudaklarımı beslemeyi seviyorum.

MS: Cildin için uyguladığın özel bakım tüyoların var mı? Bizimle paylaşır mısın?

ND: Her sabah ve makyajınızı çıkardıktan sonra kişisel cilt masajları için zaman ayırın.

MS: Bu sezon Givenchy Beauty’nin yüzü kim olacak?

ND: Blanca Padilla hâlâ Givenchy Beauty’nin yüzü.

MS: Givenchy Beauty için yarattığın vizyonu nasıl tanımlarsın?

ND: Dürüst, kadınlara ve erkeklere dokular ve renkler hakkında sadık. Sevdiğim küçük bir eğilim ile renkleri uygulayarak eğleniyorum.

MS: Karantina günleri senin için ne ifade ediyor? Şimdi senin için daha değerli olan nedir?

ND: Tembel olmamak, cildimize çok fazla bakmak! Herkes için zor bir zaman. Balsam, renkler, her zaman yardımcı olacak, aynalarda kendimizi memnun edecek ve aynı zamanda cildimizi mavi ışıktan koruyacağız, biz bilgisayarlar üzerinde çalışıyoruz, mesela melisa çok yardımcı olacaktır.

MS: Hiç Türkiye’ye geldin mi? Gelmeyi düşünüyor musun?

ND: Hapsedilmiş bu zaman yardımcı olmuyor ama kısa sürede mutlaka geleceğim.

 

Sürdürülebilir Kimliği ve Doğal Göz Alıcı Renkleriyle Karşınızda PANGAIA

Merhaba herkese; dünyamız için sürdürülebilirliğin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bu günlerde hep birlikte daha iyi anladığımıza ve farkettiğimize inanıyorum.

Zira dünyanın her yerinde yavaşlatılmış olan hayatın doğaya ne kadar güzel ve olumlu etkileri olduğunu gördünüz değil mi? Gökyüzü daha temiz, hava kirliliği daha az, denizlerde yunuslar var… o zaman hadi gelin sizi sürdürülebilirliği var oluşunun en tepe noktasına koymuş bir marka ile tanıştırayım 🙂

Deniz yosunundan dokunmuş t-shirtler, kır çiçekleri ile doldurulmuş puffer montlar, en doğal içeriklerle yaratılmış renkler… tamamı geleceğin dünyasını hayatımıza ve dolaplarımıza taşıyan sürdürülebilirlik tutkunu #loungewear markası Pangaia’ya ait!

Starlarının neredeyse tamamı bu bilimsel hareketle yaratılmış markayı kabullenmiş görünüyor.

Pangaia ekibi %90 kadınlardan oluşuyor ve şirket liyakat üzerine inşa edilmiş. Marka, uzun zamandır üzerinde çalışılan ve geliştirilen harika bir bilimle yola çıkmış.

Pangaia, günlük yaşam tarzı ürünleri ile çığır açan tekstil yeniliklerini ve patentlerini dünyaya getiren doğrudan tüketiciye ileten malzeme bilimi etiketli yepyeni bir marka. Birlikte çalıştıkları her teknoloji doğa endüstrisinin çevre sorununu çözüyor. Teknolojileri ve malzemeleri farklı endüstrilerdeki şirketlere sunarak bu çözümleri daha ileriye taşımayı umuyorlar. “Bu yenilikleri tanıtarak günlük ve herkes için malzeme, ürün ve deneyim tasarlıyoruz” diyor marka yetkilileri.

Kolektifin şık ama sade tasarımları, en yeni eko-teknolojilerle üretilmiş. Nane infüzyon yosun liflerinden yapılmış t-shirtler; kır çiçekleri ile yapılmış kaz tüyü içermeyen alternatif FLWRDWN (kurutulmuş kır çiçekleri) dolu puffer ceketler. Pangaia, temel menzillerine ek olarak, dünyanın dört bir yanından en heyecan verici çağdaş sanatçılarla işbirliği yapmış. Pangaia halihazırda sürdürülebilir eko-moda dünyasında yeni bir dalga yaratıyor. Pangaia, bu hedefi gerçeğe dönüştürmeyi amaçlayan bir kolektif yaratmak için en iyi bilim insanlarını, teknoloji uzmanlarını, sanatçıları ve tasarımcıları bir araya getirmiş.

Basit ama güzel tasarımlar, imalatlarında kullanılan çığır açan yeni eko-teknolojileri barındırıyor. Tüm Pangaia ürünleri vegan, geri dönüştürülmüş malzemeler, bitki bazlı veya laboratuvarda yetiştirilen yenilikçi alternatiflerle üretilmiş. Kürk, deri, yün ve ipek gibi hayvanların derileri, saçları veya tüyleriyle hiçbir şey yapılmamış. Örneğin, puffer ceketlerini doldurmak için Pangaia, kurutulmuş kır çiçeklerini kullanmış. Böylece kaz tüylerine yapılan zulüme vegan bir alternatif geliştirmişler. Bu çalışma 10 yıl sürmüş. T-shirtler, biyolojik olarak parçalanabilen, hafif ve pamuğa kıyasla nemi emmede daha verimli olan doğal bir yosun elyafından yapılmış. Pangaia sıfır atıklı dairesel bir sisteme bağlı ve her Pangaia parçası tamir edilmek ve geri dönüştürülmek veya tüketici adına geri dönüştürülmek suretiyle yaşamasını sağlamak için ABD merkezli Yenileme Atölyesi ile güçlerini birleştirmiş. İş burada bitmiyor… her ürün, 24 hafta içinde tamamen parçalanabilen biyo bazlı plastiğe bir alternatif olan TIPA ambalajında ​​teslim ediliyor.

Biyo bazlı ve geri dönüştürülmüş malzemeler kullanılarak yaratılmış olan koleksiyon t-shirtler, kapüşonlular ve pantolonlardan oluşuyor. Bu çekirdek koleksiyon form ve işlev arasında mükemmel dengeyi sağlamak için tasarlanmış yüksek performanslı temellerden oluşturulmuş. Basit ama şık koleksiyon, Japonya merkezli heykeltıraş Haroshi ve Montreal merkezli sanatçı Raku Inoue gibi yaratıcılarla işbirliği içinde tasarlanmış.

Deniz yosunu doğal bir okyanus habitatında bolca büyür. Deniz yosunu, yavaş ve özenle İzlanda’yı çevreleyen sulardan toplanıyormuş. Sadece dört yılda bir hasat ediliyor ve aralarda da tam ikmal sağlıyormuş. Pangaia, bu rahat t-shirtleri oluşturmak için hafif tuzlu su yosun lifi ve GOTS sertifikalı organik pamuğu birleştirmiş. Daha sonra onları daha uzun süre taze tutmak için doğal nane yağı ile kaplamışlar, böylece su atıklarını kullanım ömrü boyunca 3000 litreye kadar azaltmaya yardımcı olmuşlar*.

* normal bir t-shirt ile karşılaştırıldığında.

Nane yağı konusunda şaşkın olabilirsiniz ancak şunu söylemeliyim ki; bunun nedeni bu t-shirtleri daha az sıklıkla yıkamanıza fayda sağlıyor olması. Çünkü nane yağı doğal bir anti-bakteriyel. O nedenle özellikle terleme ve ter kokusu konusunda çok çözümsel bir yöntem bu. Yani bu sayede satın aldığınız bir t-shirtü 20 kez giydikten sonra yıkayabilirsiniz 🙂

"Türleri Koru" Temalı T-Shirt Koleksiyonu

Bu t-shirtlerin %60’ı yosun, %40’ı organik pamuktan üretiliyor evet ama bu oranın %80 yosun ve %20 pamuk olan versiyonu da var. Hatta daha da güzeli markanın %100 doğal yosundan üretim yapmak için testlerini tamamlamış olması 🙂 bravo Pangaia!

Pangaia bitkilerden botanik boyaların yaratımı ve düşük su tüketimi yöntemlerini kullanıyor. Bunlar toksik olmayan doğal boyalar, zengin tonlu renklere ulaşmak için gıda atıkları, bitkiler, meyveler ve sebzeleri kullanıyorlar. Pembe bir t-shirt; Japon sakura kiraz çiçekleri ile sarı; sarı orman bitkilerinin renkleriyle ve kırmızı ise; bitki kökleri ile renklendirilmiş.

Geri Dönüşümlü Pamuk Kapüşonlular ve Eşofman Altı

Pangaia en yüksek kalitede % 100 Japon geri dönüştürülmüş pamuk karışımı kullanarak rahat kalın dokulu hoodie ve pantolonlar yarattı. Dokuma organik ve geri dönüştürülmüş pamuk birleştirilerek yumuşak hisli ve rahat bir uyum elde edilmiş. Kapüşonda kullanılan pamuk, böcek ilacı ve kimyasal madde kullanılmadan toprağa saygılı ve su tasarrufu yapılarak geri dönüştürülmüş.

Pangaia; iyi bir yarına ve yenilik yapmaya kendini adamış; moda, doğa ve bilimin alternatif kavşak noktası olmayı hedeflemiş. Kategorileri, sınırları ve bilimi genişletmiş. Bu dünya ötesi… Z kuşağı ve bin yıllık moda ruhunu, teknolojinin sadeliği ve tasarım ahlakıyla birleştiren, sorumlu, sıfır atık, sürdürülebilir bir markanın değerleriyle birlikte yoluna devam etmek istiyor Pangaia… dilerim bizler de destek olabiliriz 🙂

Umuyorum keyifle okumuşsunuzdur. Beğendiyseniz yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın.

Toparlanmış, yenilenmiş, özgürce nefes alan bir dünyada sağlıkla buluşmak dileğiyle!

Sevgiler,

Aslı

Sevdiğim Stiller – Moda Dünyasının Dijital İkonu Noonoourı

Herkese merhaba; hepimiz evdeyiz, sakiniz, yavaşlatılmış bir dünya düzenini mecburi olarak yaşıyoruz. Yapacak çok şey var ve hiçbir şey yok aslında…

Ben de evdeyim ve bugün uzun zamandır yapmayı hayal ettiğim bir röportajı gerçekleştirmenin haklı mutluluğuyla huzurlarınızdayım 🙂 Moda dünyasının dijital ikonu Noonoouri ile çok güzel ve samimi bir söyleşi gerçekleştirdim.

Joerg Zuber bir Alman ve Noonoouri 5 yaşından beri hayalini kurduğu bir karakter. O masalsı dünyasını 2018 yılında hayata geçirmiş. Başarılı olacağına da bence her zaman inanmış. Bugün global moda dünyasında bir çok markanın yüzü ve bir çok ünlü ismin arkadaşı oldu. Dior’dan, Versace’ye, Dolce Gabbana’dan, Cavalli’ye son iş birliği olan KKW Beauty’ye kadar bir çok marka Onunla işbirliği yaptı.

Vogue’dan, Figaro’ya kadar bir çok derginin kapağını süsledi.

Türkiye’de Onunla birebir röportaj yapan ilk isim olmanın haklı gururu ile sizleri Noonoori ile yakından tanıştırıyorum.

Keyifli okumalar dilerim, beğenmek için yıldızımı tıklamayı ve paylaşmayı unutmayın 🙂

Sevgiler,

Aslı

ModaStilde (MS): Biraz Noonoouri’den bahseder misin?

Noonoouri: Noonoouri benim yarattığım bir dijital karakter . Zaten beş yaşındayken bu fikrim vardı ve şimdi güzellik yaşam tarzı moda sanat ve mimari hakkında rapor veriyor ve çocuklar, hayvanlar ve doğa için sessiz bir ses olarak var oluyor.

MS: Bu muhteşem sanal proje nasıl doğdu?

Noonoouri: Beş yaşımdayken insanlarla nasıl iletişim kurabileceğimi düşünüyordum ve evet iletişim kurabileceğim Onun gibi bir bebeğe sahip olmanın mükemmel olacağını düşündüm.

MS: Bu proje yaşamında neler değiştirdi?

Noonoouri: O benim bütün günümü yönetiyor. Planlama yapmalıyım, ekibi organize etmeliyim. Ne tür mesajları vereceğimizi belirlemeliyim çok fazla sorumluluk, çok fazla disiplin ve tutku var. Sevgi ve özveri ile nasıl iletişim kuracağımı düşünüyorum.

MS: Projenin odak noktası neydi? Çalışmalarında nelere dikkat ediyorsun?

Noonoouri: Yaymak istediğimiz mesajlar ile onun için yaptığımız her parçada görülmesi gereken kalite arasında bir karışım var.

MS: Bir günün nasıl geçiyor?

Noonoouri: Oldukça yoğun. Çok şey öğrenmeye ve ekibi organize etmeye başladım. Böylece etrafımda çok fazla program, fikir ve düşünce var.

MS: Sana neler ilham verir?

Noonoouri: Açık renkler. Genel yaşamda bana dokular çok fazla ilham veriyor ve kesinlikle doğa.

MS: Senin için stil ikonu kimdir?

Noonoouri: Naomi Campbell

MS: Dünya markalarıyla işbirlikleri yapıyorsun. Senin için en inanılmaz olan hangisi?

Noonoouri: Her proje kendi başına harika ve ne yaparsanız yapın gerçek görev ve meydan okuma gibi ama elbette büyük isimlerle çalışmak, bu konuda çalışmaya başladığımda her zaman yüksek bir kalp atışı gibi.

MS: Şu an devam eden ve gelecek işbirliklerinden bahseder misin?

Noonoouri: Tabii ki Çin, her zaman benim için çok önemli olan yaratıcı zihinlerle birlikte çalışmanın birçok potansiyel ve ilginç yolunu gördüğüm oyun endüstrisinin yanı sıra ilginç bir pazar (anlaşılan bu pazar için bizi ilginç ve yaratıcı bir proje bekliyor. Belki Noonoouri’ye ait bir oyun gelecek. Bakalım neler olacak).

MS: Dünyanın her yerinde seni görmek mümkün. Ama aslında nerelisin?

Noonoouri: Şahsen ben Almanya’da doğdum ve büyüdüm. Noonoouri küresel bir vatandaş, Onun evi dünya.

MS: Moda dünyasında senin için en özel isimler kimlerdir?

Noonoouri: Coco Chanel ve Gianni Versace

MS: KKW (Kim Kardashian West) Beauty ile işbirliği yaptın. Nasıl gelişti bu süreç?

Noonoouri: Kim Kardashian başından beri ilham perisi ve onun için bir ilham perisi olmaya aracılık etmek istedim, bu yüzden iletişime geçmeye başladık ve kontür makyajı paketi için güzellik öğreticiliği yaptım. Çünkü ürünün uygulama şekli çok zor duyarlı ve bir bakıma çok sanatsal.

MS: Bağımlısı olduğun bir marka var mı?

Noonoouri: Çok fazla marka var ve gerçekten saygı duyuyorum ve her markanın uzmanlığını seviyorum, sadece markanın yüzeyini çizmekle kalmaz, aynı zamanda her markanın temel değerlerine adım atmaya çalışırsanız DNA’yı keşfetmek çok şaşırtıcı.

MS: Bize moda ve güzellik rutinlerin hakkında ipuçları verir misin?

Noonoouri: Her şeyde olduğu gibi özellikle güzellikte de çok disiplinli olmanız gerek, cildi temizlemek ve nemlendirmek şart ne zaman olursa olsun, her zaman çok doğru ve çok disiplinli olmanız gerektiğini hissediyorum. Ve her zaman moda için içgüdülerini takip et, bir çeşit kostüm değil ya da başkalarının ne söylediği değil, giydiğin şeyde rahat hissetmek zorundasın çünkü kıyafet başka türlü olgu değil.

MS: Bu dijital proje sana moda ve teknoloji arasındaki bağı nasıl anlatıyor?

Noonoouri: İnsanların geleceği kucaklamasını istiyorum. İnsanların geleceğe olumlu bakmasını istiyorum. Yeni ufuklar açmak istiyorum. İnsanların geleceğin nasıl görünebileceğini ve bundan nasıl yararlanabileceğimizi anlamasını istiyorum çünkü her zaman önce insanlar ve sonra teknoloji geliyor – teknolojiler bizi desteklemeli ve teknolojiden faydalanmalıyız.

MS: Asla giymem dediğin bir parça var mı?

Noonoouri: Asla gerçek kürk giymezdim. Bu çoktan bitti ve şirketleri – hatta birlikte çalıştıklarımı ve kürk kullananları- yeniden düşünmeye ve değiştirmeye teşvik etmeye çalışıyorum.

MS: Dolabını açsam en çok ne görürüm?

Noonoouri: Parıltı.

MS: Yanlızca moda ile değil; doğa, sürdürülebilirlik gibi konularda da bir aktivistsin seni çok tebrik etmek istiyorum.

Noonoouri: Sessizliğe ses vermeliyiz çünkü tek bir gezegeni paylaşıyoruz ve bu dünyada henüz korumamız gerektiğini keşfetmediğimiz çok güzel şeyler var ve çocuklar için sesimizi yükseltmek zorundayız. Gelecekte onları eğitmek zorundayız Onlara hayvanlara ve doğaya şefkat göstermelerini söylemeliyiz çünkü onlar bizim bir parçamız ve geleceksin ya da geleceğin! Şimdi her zamankinden daha fazla sese ihtiyacımız var.

MS: Karantina günleri senin için ne ifade ediyor? Nelerin değerini daha çok farkettin?

Noonoouri: Karantina benim için çok odaklı ve disiplinli çalışmak ve bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için nasıl katkıda bulunabileceğimi ve herkesin hayatı iyileştirmek için neler yapabileceğini anlayacak şekilde takipçilerimle nasıl iletişim kurabileceğimi düşünmek anlamına geliyor.

MS: Hiç Türkiye’ye geldin mi? Gelmeyi düşünüyor musun?

Noonoouri: Evet İstanbul’a gittim ve şehri gerçekten çok seviyorum – Türkiye harika bir kültüre ve büyük bir mirasa sahip – gelenekler modern bir ruhla birlikte beni büyüledi.

MS: Türk takipçilerine bir mesajın var mı?

Noonoouri: Hayalinize inanın ve başkalarının söylediği ne olursa olsun yolunuza devam edin ve kalbinizi dinleyin.

MS: Konuğum olmayı kabul ettiğin için çok teşekkür ederim.

Noonoouri: Teşekkür ederim.